Edip Cansever Yerçekimli Karanfil

18:25:00

Edip Cansever ile tanışma kitabım ile karşınızdayım. Lisedeyken İkinci Yeniciler den biri olarak adını ezberlediğim bu şairin "Masa da Masaymış Ha" şiirini okuyunca merak ettim diğer şiirleri de nasıl diye.

Okuyacağım ilk kitabın Yerçekimli Karanfil olmasını istedim. Çünkü şiirlerinin temelini bu kitapta atıyor. Yeni şiire başlayacaklar için dili kapalı olabilir. Ama çok fazla şiir kitabı okuyorsanız ya da şiir kitaplarıyla şairlerle içli dışlıysanız bu kitabı size önerebilirim.

Gelin şimdi onu ve şiirlerini biraz anlamaya çalışalım.

"Yeşil ipek gömleğinin yakası
Büyük zamana düşer
Her şeyin fazlası zararlıdır ya
Fazla şiirden öldü Edip Cansever"  demiş Cemal Süreya onun için.


57 yıllık yaşamına 17 şiir kitabı sığdırdığı için fazla şiirden ölmüş. Şiirle yaşamış. Duygudan çok düşünce ile ilgilenmiş Edip Cansever. Bunu da şiirlerine yansıtmış. Dili kapalı ve ağır. Onun amacı mısralar değil şiirin bir bütün oluşturması. Hatta "dize işlevini yitirdi." diyerek bir çok tartışmanın kapısını açmıştır.

Varoluşçuluk akımının etkisinde kalan sanatçı; kişinin dünya karşısındaki yerini araştıran, düşünce yönü ağır basan şiirler yazmıştır. Edip Cansever, şiirlerinde orijinal olmayı, tuhaf görünmeyi ve insanları şaşırtmayı seven bir şairdir.  Bu yüzden şiirlerin isimleri okuyucuya farklı gelebilir.

Yerçekimli Karanfil adlı eserinde  Varoluşçuluk düşüncesi ile yazılan şiirler vardır. Bireyin yalnızlığını ve yabancılığının sonsuz arayış ve düşüncesi ile yazmıştır şiirlerini bu kitapta. 


"Aaaa

Bir Süleyman gördüm hiçbir yanı kımıldamıyor
Oturmuş bir iskemleye
Pek de oturmuşluğu yok iskemle ayaksız
O nasıl şey, bu adam soyut mu ne
Baksan bir ilgisi var elleriyle
Uzamış uzamış uzamış doğrusu elleri
Sevmeye domuzlanıyor gittikçe
Konuştum konuşmuyor
Dürttüm dürtülmüyor
Kızdım, bir bıçak salladım karnına
Aaaa!
Yok yahu bana mısın demiyor

Şaşırdım, yokladım kendimi iyice
Bir çağ mı değiştik sabah sabah ne
Artık ölüm insanlardan olmuyor."

"YERÇEKİMLİ  KARANFİL  
Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde  
Oysaki seninle güzel olmak var  
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi  
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda  
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.  
Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte  
Sen de bir başkasına  veriyorsun daha güzel  
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor  
Derken karanfil elden ele.  
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle  
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil  
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk  
Birleşiyoruz sessizce.  "


Güneşin Yazdığı


Alıştık bakıvermeye, az şey mi balkonda deniz
Son gözlerimizi harcadık, en çok da güneşin tuttuğu
Sırası gelmişken söyliyelim de
Biz onunla güneşi, suyu aşka çeviriyoruz
Bana uzun mu uzun portakal dilimlerini anlatıyor
Duvarları boyatıyor her sonbaharda
Şimdiyse ne yapalım? bilemiyoruz.
Saçları gözleri kesiyoruz makaslar konusunda
Ayağa kalkıyoruz ayağa gece gündüz
Her elde bir gökyüzü var ağlıyacağımız geliyor bir türlü
Çocuklar bekleme yapıları gibi sokaklarda
Biz ki çok alımlı bir balkonu olan
Sarkarak dışarıya
Bunca olanlara bakar gibisine belki
İnsanda bir türkü var onu çıkarıyoruz."

"Buz Gibi

Aşk iyidir bak 
Duyumunu artırır insanın 
Hele don gömlek sabahları 
Traş olacağını duyarsın 
Yeni gömleğini giyeceğin gelir 
Bir yeni biçim eklersin insan olacağa 
Masaya, merdivene, aynalı dolaba 
Derken ardından şıpın işi bir kahvaltı 
Amanın dersin bu ne delice gidiş 
Paldır küldür açar mıydı fıstık ağacı 
İspinoz düşünür müydü 
Deli olan kaşınır mıydı 
Kolların upuzun Walt Whitman'i okumaktan 
Ağzın desen bir karış açık 
Sokaklar yok mu, o sokaklar 
Önce bir yeşile işkilli 
Evlerde büyümeler, alıp başını gitmeler olacak 
Kızıp duracaksın üstüne başına konan toza 
Televizyondaki ise 
Usanmak, hızını eksiltmek dendi mi 
Cin ifrit kesileceksin birden. 

Hey gidi duyumuna yandığımın dünyası 
Alıp vereceğin olacak ille 
Aşk maşk buz gibi yaşayacaksın."

"Kaybola

Sana her zaman söylüyorum senin yüzünde gülmek var 
Bakınca bir yaşama ordusu çıkıyor aydınlığa 
Bir çiçek geliyorsun yer altı çevresinden 
Bir kartal gidiyorsun çıplağın ayaklarla 
Şimdi bir pembeyi kovuşturuyor 
Omzundan yukarıya üç polis 
Deli ediyor onları saçlarında 
Bir karanfil çok 
Bir karanfil azala. 

En saklı yerlerinden en güzelliğin çıkıyor 
Ansızın doğan hayvanlar gibi güzel 
Bakınca bir şiir canlıyorum dünyaya 
Yapılan bir şeydir şiir, yuvarlak, kırmızı, geniş 
En genişi en kırmızısı o ezilmişler katında 
Şimdi bir gizliyi kovuşturuyor 
Gözlerinden içeriye üç polis 
Deli ediyor onları mısralarımda 
Bir karanfil az 
Bir karanfil çoğala çoğala. 

Bilmem mi ellerin vardır, umuttan yuvarlar çizerler 
Bakılan bir şeydir el, boşluğu dengede tutan 
Bir uzantıdır işte umutla insan arası 
Bir yönüdür ne belli, görmekle anlaşılan 
Geceden gün yapılan o sevişme yakınlığında 
Şimdi bir sevdayı izliyor 
Uluslararası üç polis 
Deli ediyor onları sonsuzda 
Çok isimli bir çay 
Çok yuvarlak bir masa. 

Sanki bir tarih içindeyiz, günaydın minyatürler! 
Üç köle uzanık bir dünyayı imzalayaraktan 
Ansızın dört köşe, ansızın ehram 
En duymalı yerlerinde bir sessizlik 
Güneşin çok parladığı bir arka 
Başları dünyadan dışarıya sarkıyor 
Bozgunda çiçekler örneği duyulmaz bağırtılarla 
Şimdi bir tarih sürdürüyor 
Şimdi bir tarih sürdürüyor 
Yüzünun gizlerinde üç polis 
Deli ediyor onları Mısır’da 
Bir insan az 
Bir insan inana. 
Duymakla atların çıngıraklarından duyduğunu 
Bir ateş akımını dağda 
En korkulu çağ bu, onu altımızdaki şehirlerden çıkarıyoruz 
Küflü ev süsleri, geyik durmalı bir hayvan 
Bizi bakmaya zorluyorlar ayrıca 
Şimdi bir aydınlığı durduruyor 
Beyazlar giyinmiş üç polis 
Deli ediyor onları boşlukta 
Bir pencere az 
Bir pencere kaybola kaybola."

"Gözleri

Sanki hiçbir şey uyaramaz
İçimizdeki sessizliği
Ne söz, ne kelime, ne hiçbir şey
Gözleri getirin gözleri.

Başka değil, anlaşıyoruz böylece
Yaprağın daha bir yaprağa değdiği
O kadar yakın, o kadar uysal
Elleri getirin elleri
Diyorum, bir şeye karşı komaktır günümüzde aşk
Birleşip salıverelim iki tek gölgeyi."

"Uyanınca Çocuk Olmak

Siz ne iyisiniz, ben sizi bir şeylere benzetiyorum 
Bilmem bir testi, bir bakır sahan kolay mı sizinle 
Çok rahat bir gökyüzü mü var sizinle 
Güneş bir pazartesi olarak mı duruyor burnunuzda 
Yoksa bükülmüş bir nehir gibi mi küpelerinizde 
Siz küçük adıyla mı çağırırsınız sessizliği 
Öyle mi, ya kim uyandırır sizde 
Bu sevişme dalgalarını, aşk seslerini 
Bak'ları, duy'ları, okşa'ları, evet'leri 
Hele bu elleri, ayakları bu 
Gözleri gözleri. 
Gidip bir bardak su içiyorum. Ağzım benim! 
Su böyle neye benziyor, çok çocuklu bir bahçeye değil mi 
Bakmayla içersek gözlerimiz de bir şeye benziyor 
Senin gözlerin, bizim gözlerimiz, onun gözleri 
Her zaman söylüyorum kuyumcular için imzalı yazı gerekmez 
Ama hiç gerekmez öyle değil mi? 
Armut ağacı! İyi sabahlar! Sana bakınca yüzüm değişti 
Bütün gün çalışıyorum en kötü iş yerlerinde 
Yorulup bunalınca hep o sana bakmayı deniyorum 
Birden çarşıyı gösteriyor dallarının inceliği 
Hem niye saklamalk, çarşıyı gösteriyor işte 
Bak! Şakur şukur şapka satın alan birisi 
Yusyuvarlak bir kişilik deniyor 
Pis adam - ne kötü dünya - öyle mi değil mi? 

Siz yok mu, sizin her yeriniz şaşırıp kalmaya istekli 
Bir bakın, uyanıp kalkınca çocuk olmalarım var benim 
Şu da var: bir sokak en açılmış pencereler dalıyor 
Dalıyor da söz mü, yatağa uzatıyor otomobillerini 
Aşk duyan bir kadını 
Onun kişiliği olan memelerini 
Gözlerim! Hey sokak! Geri getiriyor gözlerimi 
Kimi zaman da bir cam kırılıyor şangur şungur 
Diyorum böylesi gürültüler şiir için gerekli 
Öyle mi değil mi? 

Bizim o duvarlık tabaklar durmadan uzağa götürüyor evimizi 
Daha aldığım gün bildim maydanoz olacak üstündekileri 
Maydanoz olacak, maydanoz olacak, maydanoz olacak 
İyi ama, niye sevmeli her önüne geleni 
Herkesin, herkese, herkesi 
Daha dün yepyeni bir son koydumdu şiire 
Aldı, yepyeni bir kalabalığı getirdi 
Ama iyi yaptım öyle mi değil mi?"


You Might Also Like

0 yorum