Her şey iletilen bir davet ile başladı. Valerie Vogler için bir daha gelmeyecek bir fırsattır bu davet. Davet ile ilgili bildiği üç şey vardı: İlki, kendilerini AURORA olarak tanıtan ve kimliklerini gizli tutarak, yaptığı tabloların ön planda olmasını sağlamayı amaçlayan topluluk/grup tarafından kendisine iletilmesiydi. İkincisi ise davet yerinin Svalbard yani atölyelerinin olmasıydı. Üçüncüsü ise davetin yedi gün süreceğidir.
Valerie sanat ile ilgili makaleler kaleme alan bir gazetecidir ve bu davetin meslek hayatını etkileyeci kesindir.
"Bir görüntüyle ilgili duygu ne kadar güçlüyse etkisi o kadar uzun sürer."
Svalbard'daki atölyelerinde AURORA'nın tablolarının yapım aşamasına tanıklık edebilme fırsatını elinin tersi ile itmek yerine kabul etmeyi seçti Valerie. Çünkü AURORA'nın davet ettiği ilk yerel gazetecinin kendisi olduğu düşüncesiydi. Aynı zamanda AURORA'nın resimleri de tıpkı Munch gibi duyguları yansıtmakta ustadır.
"Bir sanatçı her duygudan yararlanmak zorundadır."
AURORA'nın yedi gün içerisinde çıkaracağı sanat eserinin süreç aşamasına tanıklık ederken kuzeyin soğuğunun iliklerde hissedildiği, yalnızlığın ve bilinmezliğin atölyenin duvarlarında kol gezdiği bu yerde Valerie, kendi düşüncelerinin derinliklerinde kaybolacaktır. Bu düşünceler ise sanıldığı kadar masum değildir. Hatta ekibin sanat eserini çıkarırken başvurduğu adımlar ve istekler ise Valerie'nin psikolojisini sarsarken gerçeğin açığa çıkması için mücadele ederken bulacaktır kendisini.
"Her zaman, her zaman bir şeyler akla gelir ama ne sıklıkla bir fikir sonuna kadar, gerçekten sonuna kadar götürülür?"
Kısa ama psikolojik gerilimi yüksek bir eser Valerie Vogler'in günlüğü. Yaşanan olayların sindirilmesi ve bir sanatı ortaya çıkması için yapılan eylemlerin sınırsızlığına tanık olan okuyucuyu beklenmeyen bir ters köşe karşılayacak.
Yazarın akıcı dili ile daha neler olabilir ki diye çevrilen sayfalarda insan psikolojisinin karanlık yüzü bambaşka boyutlara doğru adım atılacak. Az sayfa olmasına rağmen içerisinde yer alan psikolojik gerilim ile yaşam ve ölüm arasındaki o ince çizginin kuzeydeki ufuk çizgisine benzediğini sanat ve insan üzerinden irdeleyecek okuyucu. Kasım ayının güneş görmeyen kuzey bölgesindeki atölyede yaşananlar ise ruhun bilinmezliğine gönderme niteliğinde.
Yazarın sanat ve psikolojiyi harmanladığı bu eseri okurken sanki psikolojik gerilim türünde bir film izlediğimi sandım. Net cümleler ile Valerie'nin olaylar karşında neler hissettiğini kendisine has kalemi ile satırlara dökmesi kurgunun bütünlüğünü sağlamış bana göre.
Eğer psikolojik gerilim türünde eserlerden hoşlanıyorsanız bu kitaba şans vermenizi öneririm.





