İris ve Roman, rakip iki gazeteci, sadece birisi köşe yazarı olacak. İkisi için de bu pozisyon çok önemli, ikisinin amacı da aynı farklı dünyalardan gelseler de. Köşe yazarı olmak için her şeylerini ortaya atacakları bu rekabette hayatın onlara sunacağı sürprizden habersizler.
Serinin ilk kitabı İris'in abisi Forest'ın Tanrıların Savaşı'nda savaşmak için cepheye gitmesi ile başlıyor. Bu gidişin ardından ise İris ve annesinin hayatı eskisi gibi olmayacaktır. Okulu bırakmak zorunda kalan İris gazetedeki işinde çalışırken Roman ile köşe yazarlığı rekabetinde her şeyini vermeye hazırdır. Tıpkı Roman gibi...
Roman ise zengin bir ailenin çocuğu. Ancak zıtlıkların birleştirici gücü ikisinin de kaderini yazmaya başlamıştır.
İris, cepheye giden abisine ulaşmak için daktilosunda yazdığı mektupları evlerindeki gizemli gardıropa koyduğunda mektupların abisinin eline ulaştığını düşünür. Taa ki mektupların ulaştığı kişi kendisinin Forest olmadığını söyleyene kadar. Gelen cevaptan sonra ise aralarında zamanla kendi hayatlarını, duygu ve düşüncelerini kaleme aldıkları büyülü mektuplaşmalara dönüşür.
Tanrıların Savaşı'nı, Roman ve İris'in yaşadıkları ve aşkın gelişini kendisine has kalemi ile aktarmış yazar eserinde.
"Bence hepimiz zırh giyiyoruz. Bence giymeyenler aptallık ediyor, dünyanın keskin
kenarları tarafından tekrar tekrar yaralanmanın acısını yaşama riskine giriyorlar. Ama bu aptallardan öğrendiğim bir şey varsa o da savunmasızlığın çoğumuzun korktuğu bir güç olduğu. Zırhını çıkarmak, insanların seni olduğun gibi görmesine izin vermek cesaret ister. Bazen ben de senin gibi
hissediyorum: İnsanların beni olduğum gibi görmesi riskini göze alamam. Öte yandan zihnimin derinliklerinde bir ses var, bana sürekli, "Bu kadar ihtiyatlı davranarak çok şey kaçırıyorsun," diyor." ( I Think we all wear armor. I think those who don't are fools, risking the pain being wounded by the sharp edges of the world, over and over again. But if I've learned anything from those fools, it's that to be vulnerable is strength most of us fear. It takes courage to let down your armor, to welcome people to see you as you are. Sometimes ı feel the same as you: I'cant risk having people behold me as I truly am. But there's also a small voice in the back of my mind, a voice that tells me, " You will miss so much by being so guarded.")
Tanrıların Savaşı şehirden ziyade cepheye yakın yerlerde kendisini daha çok belli ediyor eserde. Okuyucu savaş kısmını ve insanların durumunu kitabın ortalarından itibaren tanık olacak. Düşmandan aşka temasının fantastik bir eser olarak düşünerek okumasında fayda var. Çünkü bu seride fantastik unsurlar fazla mevcut değil, en azından ilk kitapta. Bu durum bilinerek okumalı.
Eseri ben İngilizce olarak okudum. Eğer İngilizceniz B2 ve üzeri seviyedeyse rahatlıkla okursunuz. Aynı zamanda Olimpos Yayınları eseri Edebi Rekabet olarak Türkçe'ye çevirip bastı. Seri olay örgüsünde yer alan merak ve sırlar baz alınarak okunduğunda sevileceğini düşünüyorum. Tanrıların Savaşı'nda Dacre ve Enva'nın mit hikayelerini ve mektup olayını çok sevdim. Eleştirebileceğim bir konu bana göre fantastik unsurların daha fazla detaylandırılması olurdu. Bazı yerlerin havada kaldığını düşünüyorum.
Düşmandan aşka temasının incelikle işlendiğini ve karakterlerin özenle seçilmesi sürükleyici bir eser okunmasına olanak sağlamış. Özellikle son sayfalardaki aksiyonun ve Roman'ın akibiyeti düşünüldüğünde ben serinin ikinci kitabında neler olacağını merak etmeye başladım.
Eğer bu türde eserler okumaktan hoşlanıyorsanız seriyi inceleyebilirsiniz.





