Her şey 1940 yılında Almanya'nın Manş Adaları'nı ele geçirmesi ile başladı. Hayatta kalabilmek uğruna Avusturya ilhak edildiğinde Viyana'dan Jersey Adası'na kaçan Hedwig (Hedy) Bercu için yeni bir tehlikenin sinyali çoktan kendisini belli etmiştir. Çünkü Hedy Yahudi'dir ve Hitler'in onun ırkı için düşündükleri de herkes tarafından bilinen bir gerçektir.
Manş Adaları ise müttefikler ve o dönemin İngiltere Başbakanı Churchill tarafından kaderine terk edilmeye mahkumdur.
"Eğer bütün bir ırkı aynı kefeye koyar ve herkesin aynı olduğuna inanırsan, o zaman senin de Hitler'den farkın yok demektir."
Hedy, artık kaçacak başka bir yerin olmadığının farkındadır. Bu yüzden dosyalarda kendisinin Yahudi olduğu yer almaması için uğrasa da başarılı olamaz. Kendisini bir yere kadar korumak için Almanca-İngilizce tercümanlık işine başvurur. Almanlara çalışacak olmak onun için zor olsa da gözden uzak ve kimsenin kendisini fark etmemesini unmaktan başka seçeneği yoktur. Onu ilk gördüğü gün fark eden Teğmen Kurt Neumann ise hesaba katmamıştır.
Manş Adaları'ndaki halkın açlık ve yardımlar olmadan yaşamak için sarf ettikleri mücadele savaş ilerledikçe daha da kızgınlaşacaktır. Hedy hem kıtlığın zorluğu hem de Yahudi olmanın yükümlüğünü omuzlarında hissederken kendisini Dr. Maine'e yardım ederken bulur. Üstelik bu yardımın hayatına mal olacağının bilincindedir. Tam her şeyin bittiğini düşündüğü anda ise hiç beklemediği bir şey gerçekleştiğinde kaderin görünmez elleri aşkın tohumunu çoktan toprağa ekmiştir.
Bu zorlu şartların içerisinden aşkın gücü ruhuna ilmek ilmek işlendiğinde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Artık deşifre olmaması gerektiğinin bilinci ile daha temkinli hareket ederken yaşamı için hem kendisinin hem Dorothea'nın hem de Kurt'un alacakları riskler ise savaşın çılgınlığı içerisinde birisine verilen değeri gözler önüne sermektedir.
"Tuhaf, diye düşündü, hayatınızın sonsuza dek değiştiği yerler asla hayal ettiğiniz yerler değildir."
Öncelikle eserin gerçek olaylara dayanılarak kaleme alındığı bilinerek okunması gerekmektedir. Yazar bu durumu hem Önsöz'de hem de Teşekkür kısmında belirtmiş. Derin araştırmalar yapılarak ve konunun incelikle işlenmesi okuyucuyu İkinci Dünya Savaşı'nın o zorlu ve gelecekte ne olacağının belirsizliği içerisindeki atmosfere götürmektedir. Aynı zamanda Hedy, Anton, Dorothea ve Kurt'un neler ile mücadele ettiğini ve yaşadıkları ikilemleri de yazar kendisine has bir kalem ile aktarmış.
Kitabın sayfalarını çevirirken sanki 1940'lı yıllardaki Manş Adaları'na doğru bir yolculuk yapıyor okuyucu. Özellikle betimlemelerin ve olay örgüsünün iç içe harmanlaması sayesinde sanki karakterlerin yanı başında hisseceksiniz.
İkinci Dünya Savaşı temasını işleyen ve gerçek olaylara dayanan eserler okumaktan hoşlanıyorsanız bu kitabı mutlaka incelemelisiniz.





