Eserin ilk sayfasında kitabın ana hattını gösteriyor okuyucuya yazar. "Tarihi Bilgi" olarak kaleme alınan cümleler, kısa, net ve açıklayıcı.
Sadece ilk sayfadaki satırlardan kitabın konusu belli ancak eserin derinliği bir arka sayfadan itibaren başlıyor. Tıpkı bir göl veya deniz gibi. Üstten ana hattın kendisi gözükürken suyun altında bambaşka manzaralar mevcut. Hamnet'i okurken bu duygular hissedilerek sayfalar çevrilecek.
"1580'lerde, Stratford'daki Henley Caddesi'nde yaşayan bir çiftin üç çocuğu oldu: Önce Susanna, ardından ikiz olan Hamnet ve Judith doğdu.
Hamnet adındaki oğlan 1596'da on bir yaşında öldü.
Dört yıl sonra, babası Hamlet Adında bir oyun yazdı."
Bu cümlelerden sonra yazarın kim olduğunu bilerek adım atılacak, ancak o, bu kitapta "Agnes'in kocası" olarak yer alacak. Çünkü bu kitabın baş kahramanı Agnes. Atılan adımlarda Agnes'in hikayesi kucak açarken bu roman bir yasın derinliğini en çarpıcı şekilde gösterecek okuyucuya. İlk bölümde geçmiş ve şimdi iç içeyken ikinci bölümde ise yaşanan derin acının yasına tanık olunacak. Bu bölümler gerçekliğin ve kurgununun birleşmesi ile harmanlanmış. Eserin derinliği ise burada kendisini net bir şekilde belli edecek.
"Bütün hayatların, her şeyin oradan dışarı aktığı ve her şeyin oraya geri döndüğü bir çekirdeği, merkezi, sıfır noktası vardır."
Agnes karakteri herkesten farklı, Agnes da bunun farkında ve hiçbir zaman inkar etmiyor. Onu olduğu gibi seven birisini bulduğunda ise yaşamının nasıl ilerleyeceğini çoktan bilecektir. Evet, bilecek çünkü Agnes bu dünya ile diğer dünya arasındaki ince çizgiyi görebiliyor. Bu çizgi tıpkı bir zar gibi, sadece kendisi görebiliyor.
Hayatının en büyük gerçeğini ise Hamnet'in, kız kardeşi için yardım edecek birisini ararken, iki kilometre uzaklıkta kendi içinde oluşan huzursuzluğun sesini neden dinlemediğini sorgulayacaktır. O günlerde kocası ise tiyatrosuyla uzaklarda. Kimsenin kabullenmediği ancak var olan ölümün soğuk rüzgarı dışarıda beklemektedir.
"Tiyatrocuların hayatı öyle belirsizliklerle dolu, öyle kaygan bir zeminde ki. Babasının eldivenlerindeki işlemelere benzediğini düşünüyor sık sık.Yalnızca en güzel kısım, ufacık bir bölüm görünüyor ama onun altında emek ve yetenekten, hüsrandan, alın terinden oluşan sayısız dikiş var. Alttaki dikişlerin atılabilmesi , her şeyin planlandığı gibi gitmesi için daima orada olmak zorunda."
Geriye kalanların en büyük acısı olan yasın hangi zamanda olursak olalım aynı hislere gebe olduğunu kendisine has diliyle aktarmış yazar. Bir anne ve babanın -özellikle annenin- yas sürecisini derinlemesine işlerken büyülü gerçekliğin tınısından da faydalanmış.
2020 Women's Prize For Fiction Ödülü sahibi olan bu eserde Agnes karakterinin detaylıca yazılması ve insan ruhunun derinliklerine doğru okuyucuyu yolculuğa çıkarması onu diğer romanlardan ayıran unsurlardan sadece birkaç tanesi. Büyülü gerçekliğinin inceliğini Agnes karakteri ve tarihsel bir olayı anlatış biçimi ile sunulmasıyla sunarken aynı zamanda edebi bir haz vermektedir. Eserin türünden dolayı -büyülü gerçeklik- fazla beklentiye girilmeden okunması taraftarıyım. Çünkü o zaman yansıtılmak istenilen duyguların tadına varılabilir. Özellikle de arayış ve özlemin...
Eğer bu türde eserler okumaktan hoşlanıyorsanız bu kitaba mutlaka bir şans vermelisiniz.





