Mantıksız cümleler kuran kişiyi dinleyerek bulaşan bir hastalık ADRS yani Abuklama. Karşı tarafın ne dediğini anlamak için düşünürken insanı çoktan ele geçirir. Dinleyen kişi de artık hastadır. Üstelik abukladığından da habersizdir. Çünkü onun için söylediği sözler normaldır. Bu hastalığın bilinen bir tedavisi olmadığı için insanlar kendilerini abuklayanlardan korumak için kulaklık kullanıyorlar. Tedirginlik İstanbul sokaklarında kol gezerken insanlar ne yapacağını bilememenin çaresizliği içinde.
Geriye kalanların abuklayan kişilerden uzak kalması için devlet tarafından bazı önlemler alması gerektiğinin bilinci ile hareket ediyor. Örneğin hasta olan kişiler, SMK tarafından yakalanıp bazı bölgelere götürülüyor veya internet gibi iletişim araçlarına el konuluyor. Peki, bu önemler abuklamayı kontrol altına almaya yetecek midir?
"Yaşanmış olanlarla asla yaşanamayacak olanlar, yıkılmış binalar gibi birbirlerini okşayıp duracaklar. Asıl sınırı tezatlarla yanılgılar arasına çizeceksin, eğri büğrü olmasına aldırmadan. Şimdiki zaman, geleceğin önünde duruyor sanıyorsun, halbuki içinden geçiyor aslında. Öyle olmak zorunda daha doğrusu, bütün bu beton sevgisinin bir açıklaması olmalı."
Murat Siyavuş. O, herkesten daha farklı. Aslında daha öncesinde ADRS hastalığını geçirmiş ve ona bir tedavi uygulanmış. Bu tedavi kısmen işe yaramış olarak gözükse de yanında birisi abukladığında ateşi çıkıyor ve kafası yanıyor. Eserin ismi bu durumdan dolayı Sıcak Kafa. Aynı zamanda çok fazla düşünce beyninin içinde dolaşıp duruyor.
Tabi Murat'ın tedavisi yapıldığı zamanlarda SMK binasında bir yangın çıkıyor, Murat ve bazı arkadaşları bu yangından kurtuluyor ancak devlet tarafından aranıyorlar. Murat da bundan dolayı annesinin evinde yaşamak durumunda kalıyor.
"Hayatta atacağımız bir sonraki adıma karar verirken, öncelikle hafızamızda kalan tecrübelerden yola çıkıyorsak eğer; en çok, yaşadığımız travmalara, yediğimiz darbelere göre karar veriyoruz demektir. Bu kadar korkak olmamızın nedeni bu olmalı."
Murat, annesinin evinde yaşadığı hayattan Özgür'ün peşine düşmeye karar verdiğinde ayrıldığında artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Okuyucu da Murat ile arama eylemini gerçekleştirmek için İstanbul sokaklarına doğru adım atarken bilinen ancak bambaşka şekle evrilmiş bu yerlerde mantık öğesini yeniden düşünecektir.
Eser ana hatları ile abuklayan bir dünyada yaşananları ele alsa da alt metinde insan duyguları ve iletişim üzerine derinlikler mevcut. Hayatın anlamı veya normal olarak tanımlanan her bir birey ne kadar normaldir gibi soruları yöneltirken kendini feda etme olgusu üzerinden izler serpiştiriyor okuyucunun zihnine. Eserde çok fazla monologun yer alması bana göre iletişimin zor kurulduğu bir evrende kişinin düşünceler içerisinde boğulmasına bir gönderme gibi geldi.
Yazarın karakter, olay ve mekan seçimi hoşuma gitti. İstanbul'u. distopik olarak yaratılan bir evrenin içerisinde okumak farklı bir deneyimdi.
Son sayfayı kapattığımda eserin biraz daha uzun olmasını istedim. Karantina bölgelerinin daha detaylı olarak ve eserde yer alan diğer kişilerin hayatından kesitler de okunabildi diye düşündüm. Kitabın ilk baskısının 2016 yılında olması da yazarın -yaşanan karantina detayı düşünüldüğünde- ileri görüşlüğü olduğunun bir göstergesi.
Eğer bu türde eserler okumaktan hoşlanıyorsanız kitaba bir şans verebilirsiniz.





