Eserin önsözünde bahsettiği gibi yazılanlar ne deneme, ne öykü ne de bir iç döküştür. Bunların bir bütünüdür. Hiçbir yere ait değilmiş gibi hissedilen ancak varlığı belli olan bir yere konulamayan düşünceler bütünü.
"Zihin susmaz. Aslında insan hiç susmaz. Konuşur sürekli. Başkalarıyla ve kendi kendine. Yaşam içinde hep dinamiktir zihin. Ruh da öyle. Hâlden hâle geçer. Beden de öyle. Sürekli bir değişim, yaşla beraber. Fakat bazı gerçekler hiç değişmez. Ömür mesela… Sürekli vardır."
Bu yazılarda bir olay örgüsünden ziyade yaşanılan herhangi bir olayın sorgulanması mevcut. Günlük hayatta karşılaşılan birçok duruma karşı farklı bir bakış açısı sunuluyor. Bu bakış açısı ile okuyucuyu kendi yaşamınında fark etmediği veya görmemezliğe geldiği durumları sorgulayacaktır. Özellikle var olma eylemini ve tuhaflığın ince sızısını...
"Çünkü bildiğin şeyin başka bir ses tarafından tekrar sana söylenmesi, insana tükenmiş olan ümidin tekrar yeşermesine vesile olur."
"Fotoğrafı o an çektim. Çünkü öyle anlar vardır ki, insan onları sadece yaşamakla yetinemez. Tanıklığını kanıtlamak ister. Hafızaya değil, bir yere kaydolmasını ister. Yıllar sonra dönüp bakmak için. “Evet, işte tam o andı!” diyebilmek için. Bazen insan geçmişi, ancak onu dondurabildiği bir anda tanır. Belki bu yüzden hep bir şeyleri yazıyor, çiziyor, çekiyor, anlatıyoruz. Geçip gidenin içimizde kalmasını umarak."
Bu kısa ama incelikle düşünülmüş öykülerde geçmiş anıların kırıntıları, var olmanın dayanılmaz yalnızlığını ve aitlik duygusunun tıpkı bir kuş gibi bir yerlere konma çabasını kendisine has kalemiyle aktarıyor yazar. Bazı cümlelerde okuyucu kendi yaşamından izler bulacaktır.
"Umut, kavuşmaktır. Bu umut her şeyi yok eder. İstek artar. Mücadele için. İnsan alışırmış her şeye ve en vahime. Her alışmak aslında biraz daha yabancılaşmak kendine. Özden daha çok kopmakmış."
Eğer bu türde yazılmış öykülerden hoşlanıyorsanız bu esere bir şans verebilirsiniz.





