Kaos'un kendisini gösterebilmesi için bir sese ihtiyacı vardı. Bu ses bir titreşim olarak her şeyi bir araya getirdiğinde yalnızlık çoktan derinliklere gömülmüştü. Çünkü bu titreşim Eros'un atasıydı ve o, atmaya başladığında Varlık kendi sesini duymuş, Kaos ise sessizliğini bozmuştu.
Kaos'un sesi ile Olimpos'un topraklarında bir kıpırtı oldu. Bu kıpırtı ile dünya şekillenirken Titanlardan Tanrılara doğru mitolojik yolculuğun adımı atıldı. Mitolojinin önemli tanrılarından Afrodit'in doğuşu ile güzelliğinin gücü kendisini belli ettiğinde arkasından aşkın nefesi onu takip etti.
"Eros şöyle dedi: "Ben annemin güzelliğinden, dünyanın özleminden, rüzgarın hafızasından doğdum. Benim işim yakmak değil, hatırlatmak."
Eros'un doğuşu ile insan bazı şeyleri hatırlasa da ruhun kendisi ancak Psykhe'nin ulaşılabilir enerjisi tamamlanıyordu. Psykhe bir ölümlü olsa da onun geçtiği her yerde insan kendi ruhunu fark edecekti. Bu fark ediş ve ilginin Psykhe'ye doğru yönelmesi Afrodit'in gözünden kaçmayacak ve oğlu Eros'a bir görev verir. Eros, Psykhe'ye oku ile vurup en çirkin adama aşık edecekken ok tanrının kendisine doğru döndü.
"Ruhla karşılaşan aşk, yönlendirilemezdi. Ancak onunla birlikte dönüşebilirdi."
Eros ve Psykhe'nin aşkını okurken modern dünyadaki insanın aşk olarak bildiği ancak derinlemesine irdelemediği bu duyguyu antik mitin ışıltısında yeniden fark edilecektir. okuyucu. Aşkın kadın ve erkek için anlamını antik mitte yer alan olaylar üzerinden örneklendirilmesi aslında her dönemde duyguların gizeminin aynı olduğunu kanıtlar nitelikte.
"Aşk geldiğinde dünya daha parlak değildi aslında; insan ilk kez gerçekten görmeye başladığı için öyle algılardı. Ve dünyanın bu halini gören biri artık eskisi gibi bakamazdı. Aşk gittiğinde ise dünya silikleşmezdi. İnsan derinliği kaybedip yüzeyde kaldığı için öyle hissederdi. Ve yüzey, her zaman daha renksizdi."
Tuğba Sarıünal kendisine has kalemi ile aşk kavramının enginliğine doğru sürükleyici ve okuyucuyu düşündüren bir yolculuğa çıkarırken modern dünyadaki insan psikolojisini Olimpos'un zirvesinden göstermek istiyor. İnsanın hissettiği eksiklik duygusunun temellerine doğru inerken öze dönüşün önemine dem vuruyor. Eksilmek, kaybolmak ve kaybetmek eylemlerini aşk ve ruh üzerinden irdelerken fark edilmeyen unsurları eşsiz anlatımı ile sunduğu antik mit ile gözler önüne sermek istemiş yazar.
"Ruh başkasına ait olanı sahiplenmeye çalırsa kendi özünden uzaklaşırdı. Ve bazen, insan kendine geri dönebilmek için önce kendini kaybetmek zorundaydı."
Eğer mitoloji ve insan psikolojisi türünde eserler okumaktan hoşlanıyorsanız bu kitaba mutlaka bir şans vermelisiniz.





