Yıl 1918, Birinci Dünya Savaşı tüm şiddetiyle kendisini gösterirken Emily Bryce ailesinin sağladığı korunaklı hayatında olanları izlemek zorundadır. Fakat Emily seyirci olmak yerine en iyi arkadaşı Clarissa gibi insanlara yardım etmesi gerektiğini ruhunun her bir zerresinde hissetmektedir. Ailesinin ona biçmek istediği rolün kendisine ait olmadığının bilincinde ve kendi hayatının kontrolünü eline almak için zamanın geldiğinin farkındadır. Çünkü yirmi bir yaşına basmak üzeredir ve ailesinin onun hakkındaki kararlarına uymak zorunda olmadığı yaşın gelmesini sabırla beklemiştir.
Emily planlar kurarken hayatın da ona bir sürprizi vardır: Aşk. Hiç beklemediği bir anda kapısını çalan ve bildiği her şeyin bambaşka bir yönde akmasına neden olacak cesur ve yakışıklı Avusturalyalı savaş pilotu Robbie Kerr artık kalbinin merkezindedir. Fakat savaş devam ederken aşkın toprakta filizlenmesi mümkün müdür?
Emily'in hikayesi kendi hayatının dizginlerini eline almak için adım atmasıyla çoktan başlamıştır. Gönüllü olarak çalışabilceği bir yer aramak için evinden ayrıldığında aşkın minik çırpınışları da ruhunun her bir zerresinde kendisini belli etmektedir.
İngiltere'deki erkek nüfusun azalmasından kaynaklı tarlada çalışan kişi ihtiyacından dolayı Emily, artık bir kara kızıdır. Böylelikle tarlanın nasıl ekilip biçildiğini öğrenip ülkesi için faydalı bir iş yaparken aynı zamanda sevgilisi Robbie'yi de görebilecektir.
"Sanırım her ailenin benimki gibi anlatacak bir hikayesi vardır."
Savaş tüm acımasızlığı ile devam ederken Robbie cepheye geri gitmiş ve Emily de kara kızı olarak Devonshire'daki büyük malikanenin bakımsız kalan bahçesinde çalışmak üzere görevlendirilmiştir. Bu görev sırasında hem cepheden gelen haber hem de arkadaşlarıyla birlikte malikanenin yanında kaldığı kulübede bulduğu günlük onun hayatının bir başka dönüm noktalarıdır.
"Deneyimlerimiz hakkında konuşmamız gerek,.. Bazılarımınız bunu yapmasının ve insanların bizim yaşadıklarımızı deneyimlemesini sağlamasının tek yolu şiirdir."
Günlük ilk sayfasından itibaren Emily'i kendisine çeker. Aynı zamanda büyük malikanenin sahibi yaşlı Leydi Charltoner ile yaptığı sohbetler ise onu bambaşka anılara doğru yolculuğa çıkarır. Leydi Charltoner ona eşi ölmeden önce yaptıkları seyahatleri anlatırken birbirlerine çoktan bağlanmışlardır. Görev süresi bittiğinde bir daha geri dönmeyeceğini düşündüğü bu yere kendi adımlarıyla ikinci kez gittiğinde hayatının bambaşka bir yöne doğru akacağından habersizdir. Kulübede kaldığında bulduğu günlüğü geri geldiğinde artık sayfaları çevirmek için can atmaktadır. Günlüğün bir sayfasında kendisini bitkilerin gizemli diyarına doğru adım atarken bulur. Günlüğü yazan kişi ile kendisini özdeştirirken hayatı ile ilgili de yeni bir karar alması gerektiğinin çoktan farkındadır.
Öncelikle yazarın o dönemi eserinde nakış gibi işleyerek olay örgüsünü kurması okuyucuyu sanki bir tarihi film izliyormuş izlenimi vermektedir. Birinci Dünya Savaşı'nda geriye kalan kadınların hikayesinin Emily üzerinden aktarılması eserin farklılığını ortaya koyarken aşk, cesaret, aile ,dostluk ve kadınların gücünü de derinlikle işlenmesi hoşuma gitti.
Aynı zamanda her bir karakterin eserin içerisine düşünülerek ince ayrıntılar ile serpiştirilmiş. Herhangi bir karakter olmasaydı sanki eserin büyüsü bozulacakmış izlenimi oluştu sayfaları çevirirken.
Eserde bir sonraki sayfada neler olacağının merakı her an yanı başınızda olacaktır. Yazarın akıcı dili ile kitabın içerisinde kendinizi hissedeceksiniz.
Eğer bu türde eserler okumaktan hoşlanıyorsanız bu kitaba mutlaka bir şans vermelisiniz.





