Zamanın kendine özgü katmanlarında yol alırken önceden ilmek ilmek planan her bir detayın sanıldığı gibi gelişemeyeceğinin bilincidir yaşam. Yaşamın kendisini düşünürken akışın içerisinde unutulan önemli bir unsur ise köklerin kendisidir. İşte bu romanda zamanın, köklerin ve yaşamın derinliğine doğru ilerlerken insan olmanın da ruhuna tanıklık edecek okuyucuyu.
"Zaman, sadece bir ölçüm değildir; aynı zamanda bir labirenttir. Geçmişin hakikati ile geleceğin kurgusu arasında dolanır, her adımda ruhun sınırlarını test eder."
Her şeyin başlangıcı bir meraktı. Merak ile sorular soruların cevabı aslında yepyeni soruların kapısını aralarken Lal ve Selim'in her bir detayı inci gibi dizerek kurdukları plana dönüşür. Bu planı gerçekleştirmeleri için önlerinde zorlu -kimisine göre imkansız- bir yolculuk mevcuttur. Gidilmek için hazırlanan her yolun kendisine has bir işleyişi vardır. Lal, Mardin'e giden trene bindiğinde kendi kaderini yazmaya çoktan başlamıştır.
Lal, Mardin sokaklarının duvarlarındaki derinliğini arkeolog olarak dinlerken yedi tabletten oluşan ve çivi yazısı ile yazılan Babil Yaratılış Destanı'nın -Enuma Eliş- kayıp tableti için hazırlıklarını Selim ile çoktan yapmıştır. Lal'in unuttuğu tek şey, kaderin planıdır.
"Bazen bir eşya, sadece gümüş ya da taş değil... Ta kendi zamanının nefesini taşır."
Kaderin Lal için yazdığı planda aşkın ruhu da mevcuttur. Mardin'de tanıştığı Yusuf onun için sıradan birisi olamayacağının sinyallerini ilk andan verirken Selim ile planlarına sadık kalmaları gerektiğinin bilincidedir. Lal ve Selim, yedi tableti bir araya getirdiklerinde geriye İstanbul'daki Cevahir Bedesten'indeki tünele gideceklerdir, peşlerindeki kişiler ile.
Her yolculuk gibi bilinmezliğin içerisine adım attıklarında zaman yolculuğu yapacaklarını her ayrıntısı ile biliyorlardı. Bilmedikleri şey bu yolculukta Lal'i korumak için ona sarılmak durumunda kalan Yusuf'un da onlarla olacağıydı. 1942 yılının İkinci Dünya Savaşı'nın görünür etkisini her bir sokakta hissedecekleri İstanbul yazında artık üçü vardı.
Bu zaman yolculuğunda sadece İstanbul'daki yaşama tanık olmayacak, Nazi Avrupa'sındaki, Mussolini Hükümeti'ndeki, Franco Dönemi'ndeki ve tarafsız bölgelerdeki insanların yaşamlarını gözlemleyeceklerdir. Bu gözlemlerin herkesin görebilmesi gerektiğinin bilinci ile hareket ederken asıl planları için New York'a doğru ölümün kol gezdiği zorlukların da farkındadırlar.
"Çünkü bazı hakikatler, görünmezliğinde gizlidir."
Eyyam, sadece zamanda yolculuk teması işlenen bir roman değil. Tarihin derinliklerine doğru adım atılan bir gidişatta insan duygularını ve yaşam şartlarını gözler önüne sererken zaman kavramını düşündürtüyor okuyucuya. İnsanın köklerini unutmaması gerektiğini, köklerin bireyin var oluşuna olan etkisini tren yolculuğundan itibaren okuyucunun kulağına fısıldıyor. Aynı zamanda yazarın tarihi olaylarla bütünlediği eserini kendisine has akıcı bir dil ile kaleme alması ile okuyucu da Lal'in tanık olduklarını keşfecek.
Mezopotamya'nın duvarlarındaki sesin gücüne, İkinci Dünya Savaşı'nın yarattığı yıkımın gücüne, köklerin derinliğine, insan duygularının inceliğine, tarihten bilinen kişilerin toplumdaki yerine ve zamanın sonsuzluğuna sayfaların içerisinden bakarken kendi köklerine de selam verecek okuyucu. Aynı zamanda gördüğü veya tanık olduğu bir olayı cesaretle konuşabileceğini, adımlarını güçlü bir şekilde basarak ilerleyeceğinin de bilincini yeniden fark edecek.
"Biri konuştuğunda, başkaları da cesaret bulur."
Eserde sevdiğim bir diğer unsur ise yazarın tarihi bir durumu veya olayı aktarırken bunu romanının içerisine serpiştirmesi oldu. Böylelikle eserin bütünlüğü sağlanırken okuyucunun da o dönemi gözünde canlandırmasına olanak sağlamış bana göre.
Eğer bu türde eserler okumaktan hoşlanıyorsanız bu eseri mutlaka incelemelisiniz.





