Eğer orman köylerinin yerel halkından değilse ve dışarıdaki düzene alışması mümkün olmayan, istenmeyen ve hatalı biriyse kaderini kendisi belirlerdi. Inerese Köyü'ndeki siyah ağaca bırakılan bu çocuklar orman köylerindeki geziciler tarafından alınıp kendi köylerine götürülürdü. Kendi köylerindeki ailelerden birisinin yanına bırakılır ve zorlu işgücü gereken işler için kullanılırlardır. Ya avcılık ya madencilik ya da ağaçları kesmek için eğitilirlerdi. Bu çocuklara Siyah Ağacın Çocukları adı verilirdi. Bu çocukları diğerlerinden ayırmak için de giysilerine siyah bir nokta dikilirdi.
"Her insan, yarattıklarının sorumluluğunu taşımak zorundadır. Yarattığı şey gözle görünmez olsa bile."
Bir gün bu siyah ağaca beş yaşlarında dilsiz bir çocuk bırakılmıştır. Geziciler içinse bu çocuğun Orman Köyü'nde hiçbir şans yoktu. Onun gibi çocuklar köyden alınıp beyaz ağacın gövdesine gömülürlerdi çünkü köy haklı için işe yaramazlardı. Herkesin gözünde beyaz ağacın çocuğu olacağı ise kesin gözüyle bakılıyordu.
Bu dilsiz, cılız ve yeteneksiz olan çocuk gözlerini tek bir yere odaklayıp oraya bakıyordu. Lava Dağı'na..
Onun için verilecek karar gününde herkes için bilindik son hazırken Yaşlı Bilge onu yanına almak istediğini belirtmiştir. Asıl destan ise şimdi başlıyordur.
"Bazı şeyler sen ne yaparsan yap olması gerektiği gibi olur."
Yaşlı Bilge de tıpkı onun gibi ölümü kararlaştırılan ve Sonsuz Nehir'in yanına bırakılan bir çocukken kırk yıl sonra buraya dönmüş ve kimse nasıl hayatta kaldığını bilmiyormuş. Yaşı Bilge geri geldiğinde yanında Ak Kudu ve Kara Tilki varmış.
Yaşlı Bilge çocuğu yanına alarak yaşadığı mağaraya götürdükten sonra ona bildiği her şeyi alatmaya başlamış. Yıllar böyle geçerken dilsiz çocuk Sonsuz Nehir'in güzelliğine aşık olduğunda hayatının akış yönü de değişecektir. Çünkü bu nehir yanına kimseyi yaklaştırmaz ve kimse bu sularda yüzemezdi. Yüzmeyi deneyenlerin sonu da bellidir. Bir gün dilsiz çocuk Sonsuz Nehir'e yaklaşmak istemiş ve ölümden dönmüştür. Fakat artık dilsiz değildir. Ölümden dönse bile yine de Sonsuz Nehir'in ihtişamına karşı koyamamaktadır. Zaman ilerledikçe birçok olay yaşanmış ve yeni sırlar açığa çıkmıştır ama artık dilsiz olmayan ve Kürekçi olarak anılan çocuğun Sonsuz Nehir'e olan ilgisi ise hiç azalmamıştır. Bu ilginin ve Sonsuz Nehir'in davranışları da ona yapması gereken görevi bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bunun için Lava Dağı'nın zirvesine doğru çetrefilli bir yol ona beklerken bu yolun ona öğreteceği ve göstereceği çok şey vardır.
"Ama insan bazen çıkması gereken yolculuklara başlayabilmek için kaybetmelidir. Bazı yolculuklar, kaybedecek hiçbir şeyi kalmayanlar içindir."
Yazarın kendisine has kalemi sanki birisi size destan anlatıyormuş hissi uyandırıyor. Sayfalar ilerlerken Yaşlı Bilge ile sohbet edip yanı başınızda Ak Kudu ve Kara Tilki ile yürüyorsunuz Kürekçi gibi. Özellikle Lava Dağı'na yapılan yolculukta maneviyatın değerini her bir zirvede yeniden fark edecek okuyucu. Güzellik, değişim, öfke, paylaşma, kin, yolculuk, sevgi gibi temaları Kürekçi'nin destanı ile harmanlanması çok hoşuma gitti. Olağanüstü olayların insan hayatında yer alan olguları bambaşka bir konu ile aktarılması okuma zevkini daha çok arttırmış bana göre.
Eğer bu türde eserler okumak ve farklı kalemler ile tanışmaktan hoşlanıyorsanız kitaba mutlaka bir şans vermelisiniz.





