Buram buram ıhlamur ağaçlarının kokusu karşılıyor ilk önce. Adım atılıp ilerlendiğinde insanı içini ısıtan evlerin görüntüsü selamlıyor. Bu sıcaklık sadece evlerden gelmiyor, o evlerin içerisinde yaşayan insanların samimi gülüşlerinin eseri. Ne olursa olsun komşusuna yardım etmek için elinden geleni yapan, misafirliğe giderken ele boş gidilmemesi gerektiğini dile getiren, evlerinde geçim derdi olsa da bunu hiç kimseye belli etmemeye çalışan, kapıları çalındığında güler yüz ile geleni karşılan, misafirlerini baş tacı tutan insanlar ve dahası...
İşte 90'lı yılların Ihlamur Sokak'ından ufak bir kesit. Sevinçlerin, hüzünlerin, mutlulukların ve kırgınlıkların bir arada yaşandığı ruha iyi gelen sokaklardan. Biriktirilen jetonlar ile sevdiğinin sesini duymak için kimseye görünmeden ankesörlü telefonun olduğu yere gitmek, mektup ve anı defterlerinde yazılanların kıymetli olduğu, özlemin derinlikle hissedildiği yıllar...
“İnsanın fark edilmesi güzel şey kızım, dedi. “Ama bunun için ömrünce kendini göstermeye uğraşmayacaksın. Ben rahmetlinin gözüne girmek için uğraştım, doğru. Ama o da beni gördü. İnsan yanında kendini eksik hissetmeyecek. Evliliğin temelinde saygı olacak, denklik olacak, değer olacak. Biri seni görmüyorsa kendini ona zorla göstermekle olmaz. Bugün kendini göstermek için uğraşırsın, yarın başka bir şeyi anlatmaya uğraşırsın. Ömür böyle geçmez”





