Zülfü Livaneli Serenad

15:51:00

Siz hiç bir bedende hikayelerini dinlediğiniz kişileri hisseder misiniz ? Maya Duran hissetti. O dinlediği hikayeler ile kendi yolunu bulmaya adım attı. Yaşanılan olayları anlatması gerekiyordu. Ve Serenad geçmişin hüzünlü melodisi ile çalmaya başlamalıydı.

Roman, Frankfurt-Boston uçağında başlıyor. Maya'nın hayatını kökünden etkileyen Wagner'a son iyiliğini yapmak için gitmeliydi. Hayatının kökünden değişmesi Profesör Maximilian Wagner'ın İstanbul'a gelişi sebep olmuştu.


Geçmişin ayak izleri bir anda ortaya çıktı. Geçmiş ile günümüzü bir anda iç içe yaşadı Maya. İkinci Dünya Savaş'ının yaşattıkları,Struma gemisini, Mavi Alay, Ermeni Meselesi bir anda soluk defter sayfalarından ortaya çıkmaya başladı. 


Günümüzde yaşanılanların özeti kitaptaki şu alıntı ile açıklamak mümkün.


"Aramızdaki temel fark ne, biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar, bayraklar ve din görüyorsun!"

"Peki, sen ne görüyorsun bakalım?"

"İnsan, sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan."


Wagner'ın geçmişi ile aralandı Maya'nın ailesinin sırları. O sırlar ile gününüzde yaşanılanlar pekişti. Geçmiş ile günümüz harmanlandı. 


Okurken kendimi geçmişin tozlu raflarındaki bilinmeyenlere doğru adım attım. Bu adım ile Maya'ya eşlik ettim. Maya ile gerçek aşkı dinledim. Gerçek sevgiyi hissettim.


Yüreğimde güzel ve buruk bir kitap olarak yerini aldı Serenad. Melodinin ve geçmişin eşsiz kırıntılarını ruhumda hissederek okudum.



“Fyodor Dostoyevski, insanın ancak acı çekerek olgunlaşacağını söyler. Bu açıdan bakınca İstanbul’un benim hayatımda çok önemli bir yeri var. Çünkü ben bu şehirde olgunlaştım.”

“Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına ama unutma ki iyilik yapmak isteyenler de çıkacak. Kimi insanın yüreği karanlık, kimininki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama! Kendini koru kızım, insanlara karşı kendini koru!”

“..Amaç şudur : İnsanın değerinin sadece insan oluşundan geldiği ; din , milliyet , cinsiyet , renk , cinsel tercih , siyaset gibi birtakım ön sıfatlarla ayrımcılığa uğratılmadığı bir hümanizim anlayışı.
Hepimiz içimizde, gizli, nazik davranışlarla üstü örtülen ama bir tehdit algıladığımız zaman hemen o keskin dişleriyle ortaya çıkan bir timsah taşıyoruz.”

“İstanbul,vefasız bir sevgiliye benzer.Sana hep ihanet eder ama sen yinede onu sevmeye devam edersin.”

''Dinimi soran olmayacaktı bana. Olur da birisi merak ederse, cevabım hazırdı: Müslüman, Yahudi ve Katolik; kısacası insan.''

"Adil olanın peşinden gidilmesi doğrudur, en güçlünün peşinden gidilmesi ise kaçınılmazdır. Gücü olmayan adalet acizdir; adaleti olmayan güç ise zalim. Gücü olmayan adalete mutlaka karşı çıkan olur, çünkü kötü insanlar her zaman vardır. Adaleti olmayan güç ise töhmet altında kalır. Demek ki adalet ile gücü bir araya getirmek gerek; bunu yapabilmek için de adil olanın güçlü, güçlü olanın ise adil olması gerekir.

Adalet tartışmaya açıktır. Güç ise ilk bakışta tartışılmaz biçimde anlaşılır. Bu nedenle gücü adalete veremedik, çünkü güç, adalete karşı çıkıp kendisinin adil olduğunu söylemişti. Haklı olanı güçlü kılamadığımız için de güçlü olanı haklı kıldık."



You Might Also Like

2 yorum

  1. Okumadığım bir kitaptı. Tanıtım için çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım en kısa sürede okursunuz ben severek okumuştum :)

      Sil