Saadet S. Koldaş Arafta Bir Kız

23:35:00


Hayat, Mürüvvet için kolay olmamıştır. Babası, Mürüvvet henüz küçükken evi terk edip gittiğinde ardında kalanları hiçe saymıştı. Annesinin sevgisizliği ile geçen yılların şahidi odasındaki dört duvarken deli damgası yemesi ise onun için kaçınılmaz bir sondu. Kimse tarafından anlaşılmayan -anlaşılmak istenmeyen- Mürüvvet yapılacak en iyi şeyin susmak olduğuna karar verdiğinde birçok şeyden vazgeçişin hüzünlü
 bir çığlığıydı bu.

Bilmediği şey ise içindeki ruhun bir kuş gibi çırpınışlarını bedeninde henüz hissetmediydi. Sessiz bir vazgeçişin arkasında kendisi için savaşan kişinin annesinin olmadığını bilmek beklemenin yüreğindeki hazın sonucun bir göstergesiydi. Geriye kalan umut kırıntısını masadan kaldırmak elinden gelen son çareydi onun için.

"Beklemek. Bu bana göre bütün insanların hikayesi çünkü hepimiz bir şeyleri bekliyoruz. Her zaman beklentimiz var ve asla bitmiyor. Büyümek, okumak, iş sahibi olmak, evlenmek, çocuk büyütmek, çocukları evlendirmek, yaşlanmak derken en sonunda ölmeyi bekler bir halde buluyoruz kendimizi. Olaylardan beklentilerimiz, insanlardan beklentilerimiz, kendimizden beklentilerimiz... Aslında hepsi, büyük bekleyişin bir parçası."

Fakat onun için karar verilen sona katlanamadığında yüreğinden hafif de olsa bir kuş sesi yankılacaktır. İşte onun hikayesi belki de bu eylem ile başlayacaktı. Nerede olduğunu bilmeyen kendisini arafta kaldığını hisseden Mürüvvet'in başkalarında aradığı değer ve mutluluğu kendi içerisinde bulmaya çalışmasının hikayesi bu. Zorluklar ve yaşanan her bir olayın ruhunda yarattığı travmalardan tıpkı bir anka kuşunun küllerinden doğması gibi kendi Mürüvvet'ini bulma hikayesi bu. Herkesin ondan bir beklentisi varken o başkaları tarafından hissettiği değerin peşinden gitmişti kendisini unutarak. Kendisi için iyi gelen şey olan yazmak ise belki de hayattan bir kaçışken karşılaştığı her insanın küllerini birleştirmesi umudun kısık ama etkili gücüydü.

"Şu görmüş olduğun değersiz güller, çiçekçinin ışıklı raflarında sergilenen güllerden çok daha güzel. Varsın kimse görmesin, kimse koklamasın, kimse dermesin! Yeter ki yaşasın! Yeter ki vaktinden evvel hoyrat ellerde solmaya mahkum olmasın, zamanı geldiğinde yeniden solduğu topraklarda yeşersin. Bir şeyin fazla rağbet görmesi onun daha güzel olduğu anlamına gelmez."

Okuyucu sadece Mürüvvet'in hikayesine tanık olmayacak bu eserde, kendi hikayesini de düşünerek sayfaların arasında kaybolacak. Yazarın kendisine has dili ile Mürüvvet'in tanık olduklarına baktığı pencereden kendi dünyasını aydınlatmaya çalışacak. Karanlık sandığı veya pes ettiği yerden kendine doğru bir adım atabileceğine inanıp hayata karşı direnecek. Bu yüzden bu eseri okurken okuyucunun kendi hayatını sorgulaması gerekmektedir.

Eğer bu türde eserler okumaktan hoşlanıyorsanız bu kitaba bir şans verebilirsiniz.

You Might Also Like

0 yorum