Markus Zusak Kitap Hırsızı

İkinci Dünya Savaş'ını anlatan bütün eserler beni etkilemiştir. Yaşam ve ölümün iç içe olması... Kitap Hırsızı'nı bitirdiğimde yine göz yaşlarıma engel olamadım. Bir çocuğun sevgisi ve hayatı beni sarstı. Savaş yıllarında bizi sarsan ne hikayeler var. Savaşların bazı insanların çıkarları yüzünden çıktığını artık bilmeyenimiz yok. Olan her zamanki gibi masum insanlara oluyor. Tıpkı Liesel gibi. 
Hikayeyi anlatan kişinin Azrail olması ilk beni şaşırtsa da okuduğum bazı bölümlerde yüzümde tebessüm oluştu. Anlatıcının ölen ruhları almak için geldiğinde Liesel'in anı defterini bulması sayesinde onun hikayesini okuyabiliyoruz. 
Hikaye ise şöyle başlıyor: Liesel ve küçük kardeşi kendilerini evlat edinecek bir ailenin yanına gitmek için trendedirler. Herkes uykudayken küçük çocuk yoğun bir öksürük krizine girer ve kısa süre sonra, Nazi Almanya’sında oldukça yoğun olan ölüm meleği onu da almaya gelir. Uyanan annesi kucağında oğlu, peşinde Liesel ve iki kondüktörle trenden karların üzerine iner. Ne yapacaklarını tartışan kondüktörler bir sonraki kasabada cenaze sorununu halletmeye karar verirler. Hedefe ulaşılınca giderek ağırlaşan cesetle birlikte platforma inerler. Yanlarında bir rahip ve iki mezar kazıcı vardır ve mezar kazıcı işini bitirip giderken cebinden siyah bir kitap düşürür. Annesi pedere cenaze töreni için teşekkür ederken Liesel, kardeşinin öldüğüne inanamaz ve çığlıklarla mezarı kazmaya çalışır. Annesi onu götürmek için sürüklerken karların içindeki o siyah kitabı görür ve kimse fark etmeden alır.
Sosyal görevli, Liesel'i yeni ailesinin yanına Molching kasabasındaki Himmel adında bir sokağa götürür. Eve vardıklarında ise üvey babası ile üvey annesinin onu arabadan çıkarması bir hayli zor olur. Nihayet eve girdiklerinde banyo yapmak istemediği için üvey annesi Rosa ona kızar ama üvey babası Hans araya girerek onu rahat bırakmasını ister. İki hafta geçtikten ve Liesel nihayet banyo yaptıktan sonra Rosa ona sımsıkı sarılır. Bir kaç ay sonra Rosa, Liesel'den onlara anne ve baba demesini ister. 
Liesel, sık sık kabuslar görür. Ölen kardeşini, treni, annesini... Kabusların en iyi tarafıysa üvey babası Hans'ın onu sakinleştirmek için yanında kalmasıdır. Liesel, Hans'a baba demekte hiç zorlanmayacaktır. Babası bazı günlerde ona akordeonuyla bir şeyler çalar, Liesel ise şarkı mırıldanır. Üvey annesi Rosa ise görünüşte sinirli bir kadın olsa da içten içe Liesel'i sevmeye başlamıştır. Rosa, insanların yıkanacak çamaşırlarını alır ve para karşılığında bunları yıkar, Liesel'de artık ona yardım etmeye başlar. Annesiyle çamaşırları toplar ve temizledikten sonra tekrar evlere dağıtırlar. Bir zaman sonra çamaşırları toplama işi sadece Liesel'e verilir.
Liesel, artık arkadaşta edinmiştir, bunlardan biri Rudy'dir. Liesel'in duyduğuna göre Rudy bir sabah her yerini kömürle siyaha boyamış ve yerel spor sahasında babası onu durdurana dek koşmuştur. Bu sebeple Jesse Owens diye anılır ve elbette ona deli diyenler de vardır. Liesel'le çok iyi dost olurlar. Beraber futbol oynarlar. Bir gün Rudy onu Hubert Ovali'ne, Jesse Owens olayının olduğu yere götürür ve yarışmayı teklif eder. Kazanırsa Liesel'i öpecektir ve kaybederse Liesel kaleye bir daha geçmeyecektir. Yarış berabere biter ve Liesel Rudy'nin onu öpmesine izin vermez. Rudy ise Liesel'e '' Bir gün beni öpmek için öleceksin. '' der.
Okul vakti geldiğinde Liesel büyük sorunlar yaşar, yaşıtlarından çok geridedir ve okumakta çok zorlanmaktadır. Elbette bunun için ona yardımcı olan yine Hans'tır. Bir gece Liesel kabus görüp uyandıktan sonra babası gelir ve Liesel ağlamaya başlayarak ona yatağı ıslattığını söyler. Babası çarşafları temizlemek için alırken Liesel'in sakladığı kitap yere düşer. Liesel kitabın adını babası okuyunca öğrenir, adı Mezar Kazıcının Elkitabı'dır. Babası, Liesel'e her gece kabusların sonrasında ona bu kitabı okumaya ve Liesel'e okumayı öğretmeye başlar. Kitap Liesel için kardeşinin anısıdır.
Hitler'in doğum gününde bir kutlama yapmak için sokakta her şey hazırdır. Yakılmak istenen gazete, dergi, kitaplar şenlik ateşine atılır. Kutlama yapıldıktan sonra kalan küllerin arasında üç kitap görür ve sadece birini almak için vakti vardır. Kitabı alıp oradan ayrıldıktan sonra adını okuyabilir. İkinci çaldığı kitabın adı Omuz Silkiş'tir. Bütün bunları ise gören birisi vardır.
Liesel, çamaşır toplama işine devam eder ve bu evlerden biri de valinin evidir. Çamaşırları almak için gittiğinde valinin karısı Ilsa Hermann, Liesel'i içeriye davet eder ve onu kütüphanesine götürür. Bu kadar kitabı bir arada gördüğü için çok şaşıran ve mutlu olan Liesel ellerini kitaplarda gezdirir, orada biraz vakit geçirdikten sonra çamaşırları alıp gider. Valinin karısıyla Liesel arasında sessiz bir dostluk kurulmaya başlamıştır. Liesel'in kütüphanesinde vakit geçirmesi, kitap okuması onu mutlu eder. Ancak bir gün, diğer herkes gibi valinin karısı da artık çamaşırları gönderemeyeceğini bildirince Liesel ona fazlasıyla öfkelenir ve ölen oğlu hakkında onun kalbini kıracak sözler söyler Liesel' e hediye ettiği Islıkçı'yı da ayaklarının dibinde bulur.
Bu arada Hans'ın bir misafiri vardır, Max Vanderburg. Max'in babası Birinci Dünya Savaşı'nda Hans'ın hayatını kurtarmıştır. Arkadaşı savaşta ölünce Hans onun ailesini ziyarete gider ve bir şeye ihtiyacı olursa kendisine ulaşmasını isterler. Yıllar sonra bir savaş daha çıkınca annesi Max'e gitmesini söyler, çünkü Yahudiler askerler tarafından tutuklanır. Kaçmayı başaran Max, artık Hans'ın bodrumunda saklanmaya başlar. Ve elbette bu bir sırdır. Bodrumlarında bir Yahudiyi sakladıklarını kimse bilmemelidir. Liesel ve Max ortak yönlerini paylaştıkça arkadaş olurlar. İkisi de kabuslar görmektedir ve ailelerini kaybetmişlerdir. Max bir gün hastalanır ve günlerce uyur. Liesel ona her gün kitap okur, uyanacağı günü sabırla bekler, ona hediyeler bulup başucuna koyar. Max, nihayet uyandığında ona her gün okuması için gazeteler bulur ve Max'in de Liesel'e bazı hediyeleri olur. Ona hikayeler yazmıştır. Bodrumda Kavgam'ın sayfalarını boyayarak kendi resimleri ile yazdığı hikayeler Liesel'in bir çok kez severek okuyacağı hikayeler olacaktır.
Rudy ve Liesel bu sefer hırsızlık için valinin evine girmeye karar verirler. Liesel'in elbette tek düşündüğü şey Islıkçı'dır. Açık bırakılan pencereden içeri girip Islıkçı'yı alır ve bu kitap hırsızlığı bir süre devam eder. Elbette Ilsa Herman bunun farkındadır ve pencereyi bilerek açık bırakmaktadır.
Savaşın etkisinin arttığı günlerde askerler sığınak için bodrumları kontrol etmeye başlarlar. Sokakta top oynarken askerleri fark eden Liesel ailesine haber verir ve Max saklanır. Askerler Max'i görmeden bodrum kontrolünü bitirir ve sığınak için uygun olmadığına karar verirler. Siren sesleri duyulduğunda gitmeleri gereken sığınak onlara da gösterilir. Ve bir gün siren sesi duyulunca Max dışında herkes belirlenen yere gider. Liesel'in elbette düşündüğü kişi Max'tir. Çocuklar korkudan bağırmaya başlayınca Liesel dikkatini dağıtmak için sesli bir şekilde kitap okumaya başlar. Sonunda ise herkes Liesel'i dinlemektedir. Savaş bu seferlik onlara zarar vermez ve herkes evine gider. 
Bir gün toplanılan Yahudiler kampa götürülürken bu sokaktan geçerler. İçlerinde bir tanesi yürümekte zorlanır, düşer. Buna dayanamayan Hans koşarak ona ekmek verir. Elbette askerlerin ve insanların tepkisiyle karşılaşır. Dikkatleri üzerine çektiği için artık Max'in orada kalmasının tehlikeli olacağı düşünülür ve Max gider. Hans için bekleyiş bir mektupla sonlanır asker olarak çağırılır. Cezasını bu şekilde ödeyeceği anlaşılır. Liesel ve Rosa için oldukça zor bir durumdur. Hans gittiği yerde Reinhold dışında herkese kendini sevdirir. Bir gün askerlerle bir kamyona binerken Reinhold Hans'ın yerine oturmak ister. Kavga etmek istemeyen Hans ona yerini verir ve arkaya geçer. Bir süre sonra kamyonun tekeri patlar ve kaza olur. Hans'ın bacağı kırılır, Reinhold ise ölür. Artık askerliğe devam edemeyeceği için ve sonrasında masa başı bir iş verilmek üzere evine gönderilir. Elbette ailesi ve komşuları buna çok sevinir. Savaş hala devam ederken Yahudi toplama ve kampa götürme olayı da devam eder. Liesel'in ise o insanların içinde aradığı tek kişi Max'tir. Nihayet bir gün onu görür ve koşarak yanına gider, bir asker fark edene kadar onunla yürür ve konuşur. Asker fark ettiğindeyse Liesel'in canı çok yanar.
Olaydan sonra Liesel üç gün yataktan çıkmaz, çıktığındaysa hemen Rudy'nin yanına gider ve ona kimseye söylememesi şartıyla sırlarını anlatır. Bir gün ve bu sefer tek başına valinin evine gider, kitaplıktan aldığı bir kitabı parçalar. Kelimelerden hem nefret etmeye başlar hem de onları sever, ve Ilsa Herman'a kütüphanesine son girişi olduğunu belirten ve teşekkürle bitiren bir mektup yazıp çıkar. Üç gün sonra Liesel'in kapısı çalınır, gelen Ilsa Herman'dır. Liesel'e iyi yazdığını, belki yazmak isteyebileceğini söyleyerek Liesel'e bir kitap verir, içinde hikaye değil çizgili kağıtlar olan bir kitaptır. Liesel valinin karısına bir kahve ikram eder ve eğer yazarsa mutlaka ona okutacağını söyler. Geceleri anne babası uyuduktan sonra bodruma inip yazmaya başlar. On gece boyunca yazdıktan sonra Münih tekrar bombalanır. Bir sonraki saldırıya kadar kitabını bitirmiştir.
Sirenler çalmaya başladığında artık çok geçtir. Himmel Sokağı yerle bir olmuştur ve sağ kurtulan tek kişi bodrumda olan Liesel'dir. Liesel'i çıkardıklarında ağlamaya başlar ve babasının adını haykırır. Askerler onu tutmaya çalışsa da Liesel ellerinden kurtulmayı başarır ve koşmaya başlar ancak nereye gittiğini anlayamaz çünkü Himmel Sokağı neredeyse yok olmuştur. Babasının akordeonunu görünce onu ister, elinde sımsıkı tuttuğu kitabını ise düşürür. Rudy'i gördüğünde yanına koşar, ona uyanması için yalvarır ama Rudy uyanmaz. Onu sevdiğini söyleyerek dudaklarından öper. Hans ve Rosa'yı gördüğünde aralarına oturur, annesinin ellerini tutup onunla konuşmaya başlar. Babasına ise bakmaya bile cesareti yoktur. O, Liesel için ev demektir. Babasının akordeonunu alıp, oradan uzaklaştırılana kadar ağlayarak başında bekler. Kitabını ise orada unutur. 
Yıllar sonra Azrail düşürdüğü kitabı Liesel'a verdiğinde Liesel şaşırır ve kitaba bakmaya başlar. Azrail ise ona bir sürü şey söylemek ister ama ağzından çıkan tek kelime ise: "İnsanlar benim lanetim."
"İnsanlar bir günün renklerini sadece başlangıcında ve bitişinde izler, ama bence bir günün her birinin farklı anlarla geçip giden çok çeşitli tonlar barındırdığı gayet açık. Tek bir saat içinde binlerce farklı renk olabilir. Bulutumsu maviler, mat sarılar. Çamurlu karanlıklar. Ben kendi işimde onlara özellikle dikkat ederim."
"Hikayesini yazmaya başladığında, kitapların ve kelimelerin tam olarak ne zaman bir anlam taşımanın ötesinde her şey haline geldiğini merak edecekti."
"İnsanların hayatlarında dönüm noktaları vardır. Sanırım özellikle de çocukken."
"Birinin söyledikleriyle gerçekten olanlar genellikle iki farklı şeydir."
"Caddenin her yerinde insanlar vardı ama boş olsa, yabancı bundan daha yalnız olamazdı." Son İnsan Yabancı
"İnsanları hep en iyi ve en kötü durumlarında bulurum. Hem güzelliklerini hem çirkinliklerini görürüm ve ikisinin nasıl aynı yaratıkta olabildiğini merak ederim. Ancak onlarda da benim kıskandığım bir şey var. İnsanlar ölecek kadar akıllılar."
"Kelimelerin aynı zamanda onu hayata döndüren şey olduğunu hatırlatmıştı."

Hiç yorum yok:

Tema resimleri nicolas_ tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.