Ayşe Kulin Kanadı Kırık Kuşlar

Ayşe Kulin'den okuduğum 8.kitap. Çoğu romanında işlediği konu dinin insan hayatı üzerindeki etkisidir. Bu kitabında da Yahudi oldukları için 1933 yılında Almanya'dan Türkiye'den gelen bir aile anlatılmaktadır.

Türkiye, onlar için bir kurtuluş yeni bir hayatın başlangıcıdır. Gerhard ve ailesi  Almanya'dak oldukça mutlu ve refah içindedir. Hatta Gerhard bir hafta sonrasında bulunduğu bölümün yani Patoloji Bölümünün başkanlığını yapacaktı. Fakat hayat onları bir anda o güzel memleketlerinden ayrılmak zorunda bırakır.

Frankfurt'da Yahudiler Nazilerden çok baskı görüyordu. Lakin alttan alttan… Bu yüzden hayatları zorlu bir sınav gibiydi. Fakat bu sınavı kaybederlerse hayatlarından olacaktır.  Bir gece yarısı ansızın evlere baskın yapılıp olmayacak sebeplerden aileleri tutuklayıp görevlerinden men ediyorlardı. Gerhard korku içerisindeydi. Bu olasılığı düşünmemeye çalışıyordu ama bir yere kadar. Bir gün bölüm arkadaşı gelip Gerhard hakkında öğrendikleri şeyleri anlatana kadar. Gerhard hemen Frankfurt’u ailesi ile birlikte terk etmeliydi . Yoksa gelecekleri olmayabilirdi.

Karısı Lisa’ya hademe ile bir mektup yollayıp evdeki tüm mücevher ve çocukları alıp Zürih’e gitmelerini söylüyordu. Şanslıysa aynı tren vakitlerine düşerlerdi. Zürih’e kayınpederi ve kayınvalidesinin yanına varan Gerhard, ailesi ile beraber gelmediği için kendine kızıyordu. Frakfurt’dan ayrıldığından itibaren birkaç saate çok şey değişmişti. 

Endişeli geçen saatler ardından Gerhard,  Lisa ve çocuklarına kavuşmuştu. Lakin artık görmezden gelemeyeceği bir sorun daha vardı. Gerhard işsizdi ve öylece kayınpederinin evine sığıntı gibi sığınamazdı. Günlerce hatta aylarca iş aradı ama nafile. Herkes zaten işsizdi. Kendisi ne kadar önemli bir bilim adamı olsa da alanında bir türlü iş bulamıyordu.


Bir gün kayınpederi ona bir büro açmak istediği söyler. Bu büro sayesinde bir sürü Yahudi bilim adamlarına iş bulabilecektir. Gerhard ümitsizdi. Daha kendisi için bir iş bulamamıştı. Ama umut fakirin ekmeğidir. Büro açılalı uzun zaman oldu olalı da sadece üş kişiye iş bulabilmişlerdi. Bir gün Gerhard’ın kayınpederi eski dostundan iyi haberler alır. Prof. Malche adında ki eski dostu kendisi için üç bilim adamını önermesini ve bunu yeni temelleri atılmış Türkiye Cumhuriyeti için ister

Gerhard’ın kayınpederi, Gerhard’ın gitmesinin gerektiği söyler. Altından kalkabileceğine güvenir ve onu büro temsilcisi olarak İstanbul’a yollar.

Gerhard İstanbul’a hayran kalmıştı. Pek gezmeye vakti olmasa da, karşıya geçerken vapurdan izlediği o güneşin doğuşu esir almıştı onu.

Daha sonra Ankara’ya geçiş yapan Gerhard orada Prof. Malche ile buluşup o mühim toplantıya katılırlar. Yalnıza üç bilim insanına iş bulmak için giden Gerhard tam otuz bilim adamına iş bulur. Bir hayli kendisi içinde…


Gerhard ve ailesi Türkiye'ye gelirler. Ve Gerhard üniversitede doktor olarak çalışmaya başlar. Türk milleti de çağdaş bir toplum olabilecekti. Lakin araya giren fesatlıklar her şeyi karıştırıyordu. Alman profesörlerinin Türkiye’ye gelmesiyle beraber değişen zihniyet, Türk bilimcilerin sinirlerini bozuyorlardı. Herkes artık ilme yönelmişti. Çağdaş bir devrim başlıyordu. Türk bilimciler buna inanmıyordu ve bu yüzden Alman profesörlerin önünü kapatmak için her şeyi yapıyorlardı.

Gerhard ve ailesinin yaşamı Türkiye'ye gelmeleri ile çoktan değişmiştir. Suzanne, Türk olduğunu söyler ve Suzan ismini alır. Oğlu Peter Amerika'ya gitme kararı alır. Suzan'ın kızı Sude ve onun kızı Esra'nın yaşadıklarını Türkiye'nin tarihi ile harmanlayarak anlatır Ayşe Kulin.

Yazarın bu kadar fazla kitabının okumamın nedeni anlattığı bir durumu veya olayı Tarih öğesi ile süsleyerek yalın bir dille anlatmasıdır. Bu sayede hem bilgilerimi pekiştiriyorum hem de yeni bilgiler öğreniyorum.

Eğer Ayşe Kulin ile tanışmak istiyorsanız bu kitabını öneririm. Ben her kitabı olduğu gibi bu kitabı da severek okuduğum. Bu kitapta verilmesi gereken en önemli mesajlardan biri Vatan Sevgisinin sadece o ülkede doğmak olmadığıdır. 

''Suziş, bizim bu Yahudi ve Hristiyanlarla alıp veremediğimiz nedir?'' diye sordum.
''Bazıları kendileri gibi olmayanları sevmiyor...''
''Kimler?''
''Düşünmeyi bilmeyenler.''


"Dine siyaset mikrobunun bulaşması, dini bir sevgi aracı olmaktan çıkardı, ne yazık ki!"

Türkiye'nin şu anki durumunu özetleyen durum aslında bu iki alıntıda net bir şekilde anlatmış Ayşe Kulin. 

"Kalp kırığı iyileşmez. Hep sızlar."

"Ne tuhaf, bela gelip de kapısını çalana kadar, kendine bulaşmaz sanıyordu insan. Bu da insanlık zaafıydı kuşkusuz!"

"İstediğin gibi olma özgürlüğünden daha değerli ne var ki hayatta?"

"Bugün kitapları yakanlar,yarın insanları da yakar
Heinrich Heine"

"Kitap yakmak! İnsanların günlerce, gecelerce uğraşıp damıtarak kağıda aktardıkları birikimlerini, beyin ve hayal güçlerini yakmak! Yangınların en hainiydi!"

''Diploma törenleri hayata acılan kapılardır' diye başladı. bu kapıdan sonrası şansa ve kişinin seçimine kalmış gibi gözükse de aslında niyete bağlıdır. çalışmaya niyetli olan seçimini bin bir çiçekli bahçeye dönüştürebilir. Şans ancak onu en iyi kullanacak olanın kapısını çalar."

"İnsanın inancı kalbinin derinindedir. İnancı, Allah'la kendi arasındadır ve hangi dinin mensubu olursa olsun, Allah tektir, bunu unutma."

''Zamanın ruhu her şeyden güçlüdür,kızım,'' dedi, '' zaman insanı kendi ruhuna boyun eğdirir. Sen en iyisi, kalbinin içine bak, orada ne varsa, odur!''




Hiç yorum yok:

Tema resimleri nicolas_ tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.