Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna

16:34:00

Sabahattin Ali'nin herkes tarafından sevilmesinin nedeni eserlerinde duygusal biri olduğunu okurlarına hissetirmesinden kaynaklanır. Dilinin naifliği, karekterlerinin duygusallığı onun duygusallığıyla alakalıdır. Tıpkı Kürk Mantolu Madonna'sı gibi. Gogol'un Palto'sundaki gibi bu eserdeki karekter olan Raif Efendi de kendi iş arkadaşları tarafından dalga geçilen, kendi iç dünyasıyla yaşayan biridir.

Kitap, Rasim'in işini kaybetmesi ve iş arayışına koyulmasıyla başlar. İş aradığı bir gün, eski arkadaşlarından Hamdi ile karşılaşır ve ondan yardım ister. Nitekim Hamdi, müdürü olduğu işyerinde bir iş teklif eder. Rasim, utana sıkıla da olsa bu teklifi kabul eder. Raif Efendi denen yaşlı, sessiz, sakin bir adamla aynı odada çalışacaktır.
Raif Efendi çok az konuşuyor, kendisine verilen çevirileri titizlikle yapıyor ve boş zamanlarında masasının çekmecesinde duran bir kitabı okuyordur. Raif Efendi'nin hastalanıp işe gelmediği günlerden birinde, yapılacak bir çevirinin ona ulaştırılması gerektiğinden Rasim, Raif Efendi'nin evinin yolunu tutar.
İçeri adımını atar atmaz, Raif Efendi'nin içine kapanıklığının sebebini anlamıştır. Bu zavallı, yaşlı adam oldukça kalabalık bir evde sürekli ezilmektedir ve üstelik bu kalabalık ailenin tek geçim kaynağı Raif Efendi'nin üç kuruşluk maaşıdır. Lakin bu defa Raif Efendi çok hastadır. Rasim'den iş yerindeki çekmecesinden eşyalarını getirmesini rica eder. Asıl hikaye, Rasim'in çekmecedeki kara kaplı defteri bulup okumasıyla başlar. Okuduktan sonra defteri yakacağına dair Raif Efendi'ye söz verir. Defterde, Raif Efendi'nin Almanya'da
yaşadıklarını ve devamında neler yaşayacağını kaleme almıştır.
Almanya'da yaşadığı ve unutamadığı Kürk mantolu Madonnası ile yaşadıkları yazar bu defterde. Defteri okumayı bitirdiğinde rasim Raif efendiyi yanlış tanıdığını fark eder.
Yazarın anlatmak istediği de işte budur. İnsanları tanımdan onun dış görünüşü ile yargılamanın yanlışlığı anlatmak ister. Raif Efendi'yi ölmeden önce tanısaydı belki Rasim ona başka gözle bakacaktı.
Okumadıysanız kesinlikle öneririm.
"Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin."
"Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim. İkinci defa oynayamam..."
"Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde, "Bu öyle olmayabilirdi!" düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır."
"...Bırak, bu akşam olsun kendimizden ayrılalım. Farz et ki biz, biz değiliz. Burayı dolduran bir sürü insandan biriyiz. Zaten onların da bakalım hepsi göründükleri gibi mi? İstemiyorum. Kendimi herkesin akıllısı ve duygulusu yerine koymak istemiyorum..."
"Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım."
"Seni seviyorum. Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum.”
"Elleriniz ne kadar soğuktu!" Dedim.
Tereddütsüz cevap verdi:
"Isıtın!""
"İçinde hakikaten sevmek kabiliyeti olan bir insan hiçbir zaman bu sevgiyi bir kişiye inhisar ettiremez ve kimseden de böyle yapmasını bekleyemez. Ne kadar çok insanı seversek, , asıl sevdiğimiz bir tek kişiyi de o kadar çok ve kuvvetli severiz. Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir."

You Might Also Like

0 yorum