José Mauro De Vasconcelos Güneşi Uyandıralım

Güneşi Uyandıralım da Zezé yine gönülleri fethediyor. Bu sefer biraz daha büyümüş. Ama yine o çocuk yüreği ile başka diyarlara gidiyoruz. Ailesi okuyup onları fakirlikten kurtarması için zengin bir aile tarafından evlatlık edinilir. Fakat o yeni ailesine alışmakta zorluk çeker. Özellikle de yeni babasına. Yeni ablasının onun her şeyine karışmasından hoşlanmaz. Yeni annesi alıngandır. Bu yüzden hüzünlü biri olmuştur. O eski hayalleri yoktur. Onun bu hüzünlü hali okuldaki Peder Feliciano'nun dikkati çeker. Ve onunla arkadaşlık etmeye başlar. Hüzünlü bir gecede çok sevdiği kurbağası ona yardım edeceğini onu hüzünlerinden kurtarmaya çalışacağını söyler. Zezé kurbağasının adını Adam koyar. Onunla hayaller kurmaya başlar. Onunla gevezelik eder. Bir de fransız aktör Maurice Chevailer vardır. Onun hayali babasıdır. Akşamları onu ziyarete gelir, onunla konuşur, onun dertlerini dinler, anılarını onunla paylaşırdı. Onun gibi hep babası olmasını ister. Bu yüzden yeni babasına alışmak da zorluk çeker. Ama yeni babasının kendisini sevdiğini ve kendisini onun yerine koyduğunda daha iyi anlaşmaya başlarlar.
Bademcik ameliyatı olduktan sonra boyu uzayan, cılız görünümü yavaş yavaş yok olurken onun da hayalleri ve sevdiği sporlar başlamaya başlar. Tarzan olmak ve yüzmek.
Bu arada, katı kuralları olan bir okula giden Zezé, yaramazlıklarından dolayı sık sık okulda ceza almakta , ve macera dolu günler geçirmektedir.  Okulun kurallarına uyum sağlayamayan Zezé sık sık okul yönetimi ile başı derde girmektedir. Yaramazlıklarından biri ise peksimet savaşıdır. Peder Luis’in kuzeydoğu Sertoa’daki açlık çekenler ilgili konuşmasıyla peksimet savaşı yapan çocukları derinden etkiliyor. Normal şartlarda yapılacak olan ceza yada yargılama sistemi yerine, insanları kendi vicdanları ile başbaşa bırakarak sorunu çözüyor.Okulda ki tek dostu  ise Tarcisio Medeiros’tur. Sürekli olarak dert ortağı Kurbağası Adam ile konuşmakta tüm dertlerini ve sıkıntılarını onunla paylaşmaktadır. Kurbağası Adam ile birlikte hayatı öğrenmeye başlayan Zezé, aşkı ve  aşkın  getirdiği ızdırapları da yakından tanımaya başlar. Yeterince büyümeye başlamış ve artık delikanlı olmuştur.  Çok parlak bir öğrenci olan Zezé  birden bire  sırılsıklam âşık olur.  O güne kadar herkesi kızdıran,  küçüklüğünden beri Şeytanın Oğlu  olduğuna inandığı için artık Şeytanın Oğlu olmadığını anlamaya başlayan Zezé’yi yeniyetmeliğin ilk adımları, verilmesi gereken yalnızlık sınavları beklemektedir.  Bu yüzden Zezé en yakın dostu Adam’dan ayrılmak vakti geldiğini anlamıştır. Adam'dan ayrıldıktan sonra yavaş yavaş Maurice'de gidecektir. Gerçek aşkı da tattığına gibi onunla da vedalaşması gerekir. İleride gerçekten Maurice Chevailer ile tanıştığında hissettiği duygular çocukluğundaki gibi hala capcanlıdır.
"Akrabalığı oluşturan yalnızca kan bağları değil, aynı zamanda yürek ve akıl bağlarıdır." Montesquieu
"Ya ben sana ne diyeceğim? Zezé mi?
Rica ederim. Zezé yok artık. Geçmişteki budala çocuktu o. Bir sokak çocuğu adıydı... Şimdi çok değiştim. Terbiyeli, kibar bir çocuğum ben...
Ve hüzünlü. Özellikle hüzünlü.  Belki de yeryüzünün en hüzünlü çocuklarından biri, değil mi?
Biliyorum.
Yeniden Zezé olmak ister miydin? 
Hayatta hiçbir şey geri gelmez. Bir bakıma, isterdim. Bir bakıma da hayır. O sürekli dayak yeme ve aç kalma hikayesi...
Hep peşimden gelmek isteyen o eski acıyı anımsıyordum. Yeniden Zezé olmak, bir şeker portakalı fidanı edinmek, Portuga'yı yine yitirmek mi?
İtiraf et gerçeği. O sıralar, uzun sureden beri duymadığın bir şeyin vardı. Minimini ve çok iyi bir şey: sevgi.
Cesaretim kırılmış olarak başımla onayladım.
Her şey yitirilmiş sayılmaz. Hala birtakım şeylere olan sevgin duruyor, yoksa benimle böyle gevezelik edemezdin."
"Her şey için teşekkürler. Bana da hep Zezé diyebilirsin. Bir erkek olduğumda bile. Bunu çok seviyorum. Kabul mü?
Yanıt uzaklardan, uzaklardan geliyordu, sesi duyulmuyordu neredeyse; Uyu yavrum, uyu; çünkü çocukluk çok güzeldir."
"Büyüklerin hiçbir şey anlamadıklarını görmüyor musun? Yeryüzünün en büyük gerçeklerini söyleyebilirsin, ama hiçbir yere götürmez bu seni."
"Hayatta öyle çok şeye inanılır ki. Kişinin yüreğinde mutlu şeyler beslemesi her zaman iyidir."
"Güneşsiz günleri sevmiyorum. Gelmesiyle gitmesi bir oldu mu seviyorum yağmuru. Uzun sürdü, her yanım küflenmiş gibi geliyor.
Tanrı'nın güneşi bu denli güzelse, sen bir de ötekini düşün.
Nutkum tutulmuştu:
Hangi öteki güneşi, Adam? Çok büyük olan bunu tanıyorum bir tek.
Daha da büyük olan bir başkasından söz etmek istiyorum. Yüreğimizden doğan güneşten. Umutlarımızın güneşinden. Düşlerimizi de uyandırmak için göğsümüzde uyandırdığımız güneşten.
Hayranlık içindeydim:
Adam, sen şairsin de, öyle değil mi?
Hayır. Sadece güneşimin önemini senden önce sezdim.
Ya benimki?
Seninki, Zezé hüzünlü bir güneş. Yağmur yerine gözyaşlarıyla çevrili bir güneş. Olanca yeteneğini ve gücünü keşfetmemiş bir güneş. Senin tüm anılarını henüz güzelleştirmemiş bir güneş. Küçük, bir parça da mızmız bir güneş.
Ne yapmam gerekiyor?
Pek az şey. İstemek yeterli. Ruhunun pencerelerini açmalı ve fırsat tanımalısın nesnelerin müziğinin içeri girmesine. Sevecenlik anlarının şiirinin içeri girmesine.
Benim çaldığım gibi bir müzik mi?
Tam o değil. Sen dışsal bir müzik yapıyorsun. Bu hiçbir şeye ulaştırmayan bir müzik. Başkaları için soğuk bir müzik yapacağına, müzik içinde yüzmen gerekir senin.
Adam'ın bu söyledikleri karşısında şaşkınlık içindeydim.
Önemli olan Zezé, hayatın güzel olduğunu ve yüreğimizde ısıttığımız bütün bu güzellikleri artırmak için onların Tanrı tarafından bize verildiğini keşfetmen.
Ağlamakla güneşimin ışınlarını ıslattığımı mı söylemek istiyorsun?
Tabii. Güneşin soğumasına fırsat vermemek için geldim. Yalan mı?
Onayladım.
Öyleyse bir dost gibi elimi sık ve gidip güneşi uyandıralım!"
"Her şeyi öğrenmek iyi şey."
"İnsan her gün bir şey öğreniyor."
"Mutluluğun bulunduğu yerde olduğunu, bulunması istenen yerde olmadığını söyledi."
"Her şeye karşın, hayat çok güzeldir."
"Unutmakla bağışlamak arasında ne fark var?
Bağışlarken kişi her şeyi unutuyor. Ama yalnızca unutmakla, pek çok kez insan yeniden anımsamaya başlıyor."
"Yalan söylemeyi sevmiyorum. Çünkü insan ancak kendi kendini kandırıyor."
"İnsan kendi neden olduğu şeyden ötürü hiç yakınmamalı."
"İnsan yüreği sürprizlerle doludur."
"Ama hayatta sevdiğimden başka şey olamam."
"Hayattan yararlan, Şüş. Yüreğin düşlerle dolu olduğu sürece bunları korumaya çalış."
"Hayat, kişinin hiç durmadığı, birbirini izleyen bir trenler, yollar, gemiler diziymiş gibi. Derdimi anlatamıyordum. Gitgide daha uzağa gitme isteği. Ama kişinin hiç dönmeyeceği bir uzaklığa. Hep ilerlemek..."
"Mutlu olmak dedikleri ne? Kim bilir? Mutluluk zaman gibidir; hareketsizdir ve insanlar gelip geçerler. Gelip geçerler. Gelip geçerler."
"Aslında, kimse insanların acıya katlanma gücünü bilemez. Tek bilen kendi yüreğimizdir. Ve neye yarar?"

Hiç yorum yok:

Tema resimleri nicolas_ tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.