Samipaşazade Sezai Sergüzeşt

22:03:00


Sayfa sayısı az olsa bile derin bir eser Sergüzeşt. Yazıldığı dönem düşündülüğünde birçok kişinin şahit olduğu hatta dile getirmediği bir konu hakkında kaleme alınmış: İnsan Ticareti. Özgürlük ve esaret kavramlarını incelikle nakış gibi işlenerek dönemin toplumsal yapısını tüm gerçekliği ile okuyucuya sunar yazar.

Farsça macera veya serüven anlamına gelen Sergüzeşt, Dilber'in küçük yaşta Kafkasya'dan esir olarak İstanbul'a getirilip satılması ile başlıyor. Satıldığı yerde gördüğü eziyetler ve sınıf ayrımını yüreğinin derinliklerine hissetse de o konaktan kurtulmak için elinden geleni yapsa da köleliğinin sonucu olarak geri dönmek zorunda kalır. Çünkü onun kendi hayatı üzerinde hiçbir hakkı olmadığı bir kağıt üzerinde satıldığında küçük yaşta Dilber'e gösterilmiştir.

"Fakat hiç ağlamıyordu. Ağlamak, uğradığımız felaketlere karşı vücudumuzda kalan son kuvvettin bir feryadıdır. Ağlayamadığımız zamanlar, bizde o kuvvetin de mahvolduğu vakitlerdir ki, onun yerini alan dokunaklı bir sessizlik en şiddetli acıyla dökülen gözyaşlarından daha yürek sızlatıcıdır."


Yaşadığı fiziksel ve psikolojik şiddetlerden sonra satıldığı ikinci konakta hayatında daha önce tatmadığı bir duygu kalbinin en hassas köşesinde belirecektir: Aşk. 
Konağın yurtdışında ressamlık tahsili görmüş Celal Bey'e kalbinde filizlendirdiği aşk karşılık bulduğunda onları bekleyen gerçeklik ise herkesin yaşamını kökünden etkileyecektir. 

"Bu fâni güzergâhta ebedi olmaya layık ne kadar an ve saniyeler vardır. Gökyüzünde seherin renkleri, yeryüzünde yaldızlı bir sabah, çiçeklerden bir gelin odası, kuş sesleriyle alkışlanan ilk aşk busesi ebedi olmaya layık değil midir?"

Birbirini seven iki genç için en büyük engel olan toplumsal normlar hayatlarının en güzel günlerini ellerinden aldığında geriye yarım kalmış bir sevda ve anılar kalmıştır ikisi için. Samipaşazade Sezai'in romantizmden realizme geçişi bu keskin olay ile esir olan bir kişinin aslında duyguları olan bir insan olduğunu sarsıcı bir şekilde okuyucuya sunar. Dilber, esir olduğunu bilerek geçirdiği yıllarda yaşadığı şiddeti, efendilerinin onu istediği gibi kullanmasına sesini çıkaramaması ve en sonunda tattığı aşkın hazin sonu. Gönderildiği son yer ona özgürlüğünü geri verebilecek midir?

Yazarın ne ağır ne de sade bir dile sahip üslubu ile özgürlük ve esaret terimlerini Dilber'in yaşadıkları üzerine sorgulayacaksınız. Eserin okuyucu üzerinde derin bir sızı bırakmasındaki etkenlerden birisinin yazarın yaşadığı dönemi -kitapta anlattığı dönemi- betimlemeler ve olay örgüsünü dengeli bir şekilde harmanlamasından kaynaklanmaktadır. 

Eğer Türk Edebiyatı Klasikleri okumaktan hoşlanıyorsanız bu kitabı mutlaka bir şans vermelisiniz.

You Might Also Like

0 yorum