Franz Kafka Dava

Bir yer düşünün habersiz tutuklanıyorsunuz. Bir dava düşünün çıkar ilişkisiyle ilerleyen ve sonuçlanan. Kendinizi savunamıyorsun çünkü siz suçlu bir mahkumsunuz. Bir sistem düşünün kimsenin bu sisteme karşı çıkmadığı olduğu durum veya konumdan memnun olan ve bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmayan kişiler düşünün.

"Gözcülük yapan bizlerle tutuklama emriniz ve kimlikleriniz konusunda tartışarak şu lanet davanızı daha çabuk sonuca bağlayacağınızı mı sanıyorsunuz ? Bizler küçük memurlarız; kimlikten pek anlamayız ve sizi günde on saat gözaltında tutup bu iş için maaşımızı almaktan başka bir işimiz yok. İşte bu kadar. Yine de bize iş veren uzmanların, tutuklama emrini çıkarmadan önce özenle araştırma yaptıklarını biliriz. Bu işte bir yanlışlık yok. Ben yalnızca alt kadroları tanırım ama bildiğim kadarıyla temsil ettiğimiz üst makamlar suçu halkın ortasında arayanlardan değil, yasada belirtildiği gibi, suçun çekim gücüne kapılan, ardından da işi biz gözcülere devretmek zorunda kalan insanlardır. Yasa ortada, yanlışlık bunun neresinde?"

 Romanın kahramanı Joseph K. otuz yaşındadır. Bir bankada çalışmaktadır. İyi bir insan olarak tanınır. Değişik işlerde çalışan insanların kiraladığı, kiralık bir evde oturur. Yemeklerini sakin yerlerde yer ve geceleri dokuza kadar çalışır. İçine kapanır, ruhsal bir boşluk içinde, yakın arkadaşları bulunmayan bir bekardır.
Bir sabah, onun bu rutin hayatı parçalanır. İki kişi evine gelerek onun tutuklandığını söylerler. Aradan oldukça bir kaderinin gelişi güzel sivil bir mahkemenin elinde bulunmadığını da görür. Durum karmakarışıktır, şaşkınlık vericidir. 

"Size tavsiyem odanıza dönüp sessizce hakkınızda verilecek kararı beklemenizdir. Boş kaygılarla kendinizi tüketmeyin; gücünüzü toplasanız iyi olur, çünkü buna ihtiyacınız olacak. Bize layık olduğumuz gibi davranmadınız. Kim olursak olalım, en azından şimdi, karşınızda özgür insanlar olarak bulunduğumuzu unuttunuz ve bu hiç de küçümsenecek bir üstünlük değil."


Ne gibi bir suç işlediği veya kanunun hangi maddesine göre tutuklandığı kendisine hiç bir zaman söylenmez. Karşılaştığı herkes onun suçlu olduğunu kabul eder. Fakat günlük işlerini yürütmekte serbesttir. Mahkeme işlemleri, belirli yerlerden uzaklarda, berbat yerlerde yürütülür. Yargılama sırasında, hiç de beklenmedik zamanlarda saray görevlileri mahkamede görülür. Hiç kimse de işin iç yüzünü anlayamaz. Yargılama yıllarca sürmesine rağmen kimse beraat etmez. 

"Demek istiyorum ki, diye yineledi. K. bir daha ara vermeksizin, "çok şaşırmış olsam da, otuz yıldır hayattayım ve kendi yolumu tek başıma çizmek zorunda kaldığımdan, beklenmedik şeylere bağışıklık kazanmış sayılırım ve bu tür şeyleri, özellikle bugün olanları artık felaket olarak algılamıyorum."

Bir yıl boyunca temyize gitmek için elinden geleni yapar. Birincisi; yaşadığı binadaki bir daktilograftır. Kıza başına gelenleri anlatır; ama kız ilgilenmez. Ertesi pazar kendisinin mahkemeye gelmesi istenir, ama yargılama düzensiz ve karışıktır.

"Hiç kuşkunuz olmasın beyler, bu yargının ortaya çıkardıklarının ardında, dolayısıyla da benden söz etmek gerekirse tutuklanmamın ve bugün maruz kaldığım sorgulamanın ardında büyük bir örgüt bulunmakta, yalnızca rüşvetçi  gözcüleri, polis şeflerimi ve budala sorgu yargıçlarını -ki bunlardan yalnızca alçakgönüllü olmaları beklenir- kullanmakla kalmayıp, ayrıca müstahdemleriyle birlikte çok sayıda uşak, yazman, polis ve diğer ilgililerle, hatta söylemekten çekinmiyorum, belki de işkencecileriyle birlikte yüksek yargıçları da içeren bir örgüt. Şimdi beyler, bu büyük örgütün anlamı ne olabilir ? Bunun anlamı, suçsuzları tutuklayıp haklarında durup dururken ve benim durumumda olduğu gibi, çoğunlukla sonuçsuz kalan davalar açmak. Bu sistemin saçma sapanlığı karşısında, memurların yolsuzluk yapmaları nasıl engellenir? Engellenemez beyler! En büyük yargıç bile bundan kaçınamaz. Gözcülerin sanığın sırtından giysilerini çalmaya kalkışmasının, polis şeflerinin insanların evlerine dalmasının, suçsuz insanların doğru dürüst sorgulanmak yerine kalabalık toplulukların önünde rezil edilmesinin nedeni budur işte! Gözcüler bana yalnızca sanıklara ait malların götürüldüğü depolardan söz ettiler. Bin bir zorlukla elde edilen malların hırsız memurlar tarafından çalınana dek çürümeye bırakıldığı bu depoları görmek isterdim doğrusu!"

 Ertesi hafta tekrar mahkeme salonuna geldiğinde salonda kimse yoktur. Bu sırada salondaki hukuk kitaplarını gözden geçirir. Bu kitaplarda ise, çocukların çizdiği bayağı resimler vardır. 
Kendini davaya öylesine vermiştir ki, işini aksatır. Amcası bu tür davalarda şöhret kazanmış bir avukat bulur. Bu avukat kötürümdür. Fakat, bu işi ondan başka kimsenin yapamayacağını da bilirler. Gerçekte, kanunun sanıklara kendilerini savunma hakkını verdiği de kuşkuludur. K. iş hayatındaki bir arkadaşının tavsiyesi üzerine Titorelli adındaki bir ressamı görmek ister. Ressam berbat bir evde yaşamaktadır. Sarayın özel ressamı olan Titorelli hakimler arasında büyük etkisi olduğunu iddia eder. K.ye aleyhindeki davanın üç ihtimalini söyler: Kesinlikle beraat, ki buna imkan yoktur; şartlı beraat, ki herhangi bir anda tevkif edilebilir; süresiz erteleme, ki ne beraat demektir ne de mahkumiyet. K. ümitsizlik içinde ressamın yanından ayrılır. Daha sonra, avukatının davayı ihmal ettiğini sanarak başka birini bulmayı düşünür. Huld’un Block adında bir müvekkilini görür. Huld bu adamın bir davasını yüklenmiş, kesin sonuca erdirmeden yıllarca sürdürmüştür. O da, avukatını ihmalinden şikayet eder ve gizlicve diger avukatlara danıştıgını söyler. K.’nin iş için gittiği şehrin kilisesinde son görüşme yapılır. Kilise karanlık ve boştur. Birdenbire, mihraptaki kürsüden, K.’ye seslenir. Kürsüdeli kişi papazdır; kendisinin hapishane papazı ve bundan sonra da mahkemenin papazı olduğunu söyler. Durumun kötüye gittiğini, onun, makkemenin niteliğini anlamadığını, diğerlerinin, özellikle kadınların yardımına çok güvendiğini söyler.
Bu görüşme sonunda papaz, K.ye, içinde gerçek payı bulunan ve K.yi huzursuzlaştıran bir hikaye anlatır. Bir adam hukukçu olmak için yalvarır. Kapıda bir bekçi vardır. Adama, ona hukuk kapısından içeriye giremeyeceğini anlatır. Adam yıllarca kapıda bekler. Bekçiye rüşvet verir. Bekçi parayı alır, fakat kapıdan içeri sokmaz. Adam nihayet ölür. Ölüm döşeğinde bekçiye, hukukçu olmak isteyen pek çok kimse olmasına rağmen, bütün bu yıllar boyunca kimsenin başvurmadığını sorar. Bekçi der ki: “Bu kapıdan sizden başkası geçemez. Çünkü bu kapı, sadece sizin icin yapılmıştır. Şimdi kapıyı kapatacağım.” K. papaza, adamı aldattıklarını anlatmaya çalışır. Fakat papaz, hikayeden kendince öyle yorumlar çıkarır ki, K. gerçek sorunun niteliğini ve bu hikayenin kendisiyle olan ilişkisini anlayamaz.
Kitabın son bölümü , birinci bölümünden bir yıl sonra, K.nin otuz bir yaşının öncesinde geçer. Redingotlu ve silindir şapkalı iki adam K.nin kapısına gelir. Hiç direnmeyen K.yi götürürler. K. onların cellat olabileceklerini sanır. Fakat artık mücadele azmini tamamen kaybetmistir. Polis, kendisini kurtarabilse de, kimseden yardim istemez. Son anda, civardaki bir evin penceresinin açıldığını, belki kendisine sempati besledigini, belki de yardım etmek istediğini göstermek üzere, ellerini dışarı uzatan birinin siluetini görür. K., bu hareketin neyi anlattığını anlayamaz.iki adamdan biri K.yi boğazından tutarken,diğeri elindeki bıçağı kalbine indirir.
Franz Kafka'nın işlediği en önemli fikir, farklıysan toplumdan dışlanırsın, farklıysan topluma ait değilsin, tezleridir. Bunu yaparken bir anda ortada aslında toplum için normal ve olağan olan bir durum farklı olan kişi için sıra dışı bir durumdur. Bu yüzden hayatta tutunamaz ve ya kendiliğinden ölür ya da açlıktan ölür.

"Tehlikeden ancak kendim istersem korkarım."

"Ama genel kural olarak, burada sonuca ulaşamayacak davalara bakılmaz."

"Beni duyan da danışmanımızı değerli kılmaya çalıştığımı sanır. Ne isterlerse düşünsünler, ben yalnızca doğruyu söylemeye çalışıyorum. Katı yürekli biri değildir o. Kendini kötü hisseden sanıkları kapıya kadar götürmek zorunda olmadığı halde, bu işi isteyerek yapıyor. Belki de içimizden hiç kimse katı yürekli değil. Belki de hepimizin içinde insanlara yardım etme isteği var, ama mahkeme memuru olduğumuz için, çoğunlukla kimseye yardım etmek istemeyen kötü insanlar izlenimi bırakıyoruz. Bu durum beni gerçekten üzüyor."

"Bizi ihbar ettiğin için cezalandırılıyoruz; etmeseydin, ne yaptığımızı öğrenseler bile başımıza hiçbir şey gelmeyecekti. Adalet bu mu?"

"Mahkemeye karşı gelinemez, itiraf zorunludur. Siz de ilk fırsatta itiraf edin, ancak ve ancak bundan sonra kaçmaya çalışabilirsiniz. Hem o zaman bile, birisi size yardım ederse başarılı olabilirsiniz."
"Bir an gelir, hiçbir şey gizlenemez!"

"Yargılamak için acele etme, Yabancıların fikirlerini düşünmeden benimseme."

"Yorumları çok fazla önemseme. Metin değişmez, yorumlar ise çoğunlukla yorumcuların hissettiği umutsuzluğun ifadesinden ibarettir."

"Mantık istediği kadar sarsılmaz olsun, yaşamak isteyen bir adama direnemez."

"Yargının çekici bir gücü vardır, sizce de öyle değil mi?"

"Edindiğim bilgileri kullanmaktan hoşlanırım."

"Genelde bir görüşme ne kabul edilir ne de geri çevrilir. Ama gereksiz görülebilir ve durum böyle."

"En önemsiz olaylarda bile, ufacık bir kuşku her zaman üzüntü verir ve bu durumda olduğu gibi kolayca engellenmesi mümkünse, bunu hemen yapmak en iyisidir."


Hiç yorum yok:

Tema resimleri nicolas_ tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.