Cezmi Ersöz Şehirden Bir Çocuk Sevdin Yine

Cezmi Ersöz, insan-dünya ilişkisini, duygular ve olaylar karşılaştırması yaparak anlattığı çoğu eserinde hayatı sorgular. 
Gündelik zorunluluklardan, en temel ihtiyaçlardan ve insanın vazgeçemediği tutkularından bahseder. Eserlerinde yoğun bir melankoli ve karamsarlık fark edilir. İnsanın iç yolculuğunu melankolik bir dille anlatan bir yazardır.
Kendisiyle tanışma kitabım olan Şehirden Bir Çocuk Sevdin Yine adlı eserinde insanın kendisini sorgulamasını şiirlerinde dile getirir. Kendini sorgularken karşı taraftaki kişiyi de sorgular. 
Şiirlerinde yoğun imgelerle karşı karşıyayız. Bana göre şiiri okurken o imgeleri yazarın hayatıyla karşılaştırırsanız şiirleri daha iyi anlarsınız. 

"Şehirden Bir Çocuk Sevdin Yine

Yine masum hırslarını sevdanın ateşinde yaktın
şehirden bir çocuk sevdin yine
Ah! seni ona taşıyan çocuk ayakların
işte geliyorsun,
haylaz, vefalı ellerin şehrin dalgalarını okşuyor
Ah! seni ona taşıyan gözlerindeki susuzluk
şehirden bir çocuk sevdin yine…
Omuzuna astığın çantanı görüyorum buradan…
Havai tarağın, komik anahtarlıkların, yarım rujun,
Yoksul fihristinden her harften iki-üç isim,
uçurumda sahipsiz birkaç tokan,
Gözyaşlarınla parçalanmış mendillerin…
Yaktın masum hırslarını geliyorsun
Oysa bir bilsen, seni ona taşıyan şehir
saçını bağladığın iple bile alay ediyor
Ah! bir bilsen herkes tetikte
sense böyle hesapsız, böyle sevinçle…
Ah! bir bilsen
Sadece güzelliğin tutuyor acımasızlığın kapılarını
Yaktın masum hırslarını geliyorsun,
Şehirden bir çocuk sevdin yine"

"Savruk Yılların Soldurduğu Bedenime Dokun

İthaf: Nilgün Marmara’ya
Sevgi en solgun mevsiminden 
geçiyor belki de 
ve biterken bir kahramanlık çağı 
bu kanlı operayı seyrettiğim 
alevlerle gölgelenmiş aynadan 
kendime tutkun ayrılıyorum. 

Loş ışıkların altında 
birbirlerine kırık dökük 
aşk öyküleri anlatan 
orospu mesihlerden geçerken... 

Bu artık son kez dokunuşum 
akşamın parmak uçlarına. 

Ey uyumlu şizofrenler 
hüzünlü benciller 
bağışlayın bana bu akşamı... 

Kimsesiz çocukların gözlerinde 
seyrettiğim bu akşamı. 

Birkaç randevu için beklettiğim intiharım 
ve umudun kan kıyısından gelen kadın 
için bağışlayın. 

O esirgeyen gülüşü ve köpüklü eşarbıyla 
gelirdi çünkü 
umudun kan kıyısından gelirdi. 

Ve artık cüzzamlı çocukların yüzlerini 
okşayan elleri 
savruk yılların soldurduğu bedenime
dokunsa kaygılanmazdı... 

Sevgi en solgun mevsiminden 
geçiyor belki de 
çünkü dönemem bir sokak köpeği gibi 
zehirlediğim yalnızlığıma... 

Ve karşılıksız acılarda boğulurken gülüşüm 
beni sana gittikçe bağlayan utancına sakla 
hüznünü, 
bana çirkinliğimden ve tarihimden uzak 
bir ölüm getir... 
özentisiz ve kendine hayran olmayan 
bir ölüm 
gözlerin ve sesin kadar kesin olan 
bir ölüm... 

En solgun mevsiminden geçiyor sevgi 
unut beni unut, belki de terk ettiğin son 
cehennemdir bu. 

Ve akşam... yoksul anıları aydınlatırken 
ansızın sesine vurulan kör bir kemancı 
kadar 
ince ve dokunaklı olan bu akşam 
başka kıyılarda güneşlenen bir 
alacakaranlık olsam da 
savruk yılların soldurduğu bedenime dokun 

Sesini bağışla bana 
dağılan hayatıma bu akşamı bağışla"

"SAKAT SÜVARİNİN KARISI

Meğer çoktan dökülmüş  
aynalardan sırlar,  
çoktan yayılmış kanser kokusu 
apartman
boşluklarına  
ve karanlık pencerelerde  
eski bir çığlık gibi yaşıyormuş  
kadınlar...
Yoksa der miydim anneme 
küstah bir
şaşkınlıkla,  
bırak artık bu beklemeleri, diye  
çünkü güzel günler geride kaldı,  
beklenen o güzel günler  
O da biliyordu oysa  
bahtsız kadınlar kabilesinde 
ölümün
sıradan günlere paylaştırıldığını,  
felaketlerin basit sezgilerle farkedilip  
yürek ağrılarını dindirdiğini.  
Nitekim vazgeçmişti artık  
ipekli kumaşlar dikip  
sakat süvariyi beklemekten...  
Konuştuk uzun uzun  
-balolar, danslar, şenlikler ve  
Cumhuriyet...  
Sonra başını açmasını  
söyledim ona
durdu... düşündü...  
ve karanlık anlamları 
bırakarak ardından
incecik bir yalnızlık gibi 
sokaklara çıktı,
hatırladı kendini... ürperdi...  
Akşamdı... Bizim gibi adamlar 
haber verdi
ölüsünün Mercan Karakolu'nda  
bekletildiğini.  
Başörtüsünü  
ve amelelere Harb-ı Umumiyi 
anlatan
sakat süvariyi kahveden aldım.  
Ne babamın polislere anlattığı  
dokunaklı anılar,  
ne de kirli deniz kokan  
saçları tanık
oldu ölümüne...  
Onun ölümü ne kanser, 
ne kocası,
ne komşular...  
Ölümü, elimde buruşturduğum  
bu başörtü
bu baş... bu örtü...  
bu baş... bu örtü...  
bu baş... bu örtü... "

"Sen Aslında Çok Eski Bir Şeye Aşıksın

künyeme kazıdım ölü doğmuş sevinçlerimi 
ölürsem beni seninle ararlar şimdi 

bak, incelirken zehirleniyorsun yavaş yavaş 
beni yanaşma ruhum boğuyor geceleri 

ölürsem beni seninle ararlar şimdi 

yüreğim paslı bir sarnıç 
gözyaşlarının demi hala avuçlarımda 

sesleniyorsun sevdaların kilitlendiği manastırlardan 
yaşamak güçlü olmak değildir her zaman 

künyeme kazıdım ölü doğmuş sevinçlerini 
ölürsem beni seninle ararlar şimdi"

"Tekrar tekrar.. Acıya doyana dek

gözyaşı loşluğunda, yarım sıcaklıkta, 
kırgın perdeler, unutkan masamız, 
uzak sahillerde çekilmiş fotoğraflarımızdan 
hep mahçup bir sevgi taşardı. 

Alıngandı şarkılarımız, alkole dayanıksız 

Saatler boyu, nefes nefese planlar yapardık, 
heyecanla yürürdük düşlerimizde, 
bu kadarı çoktu bize, yorulurduk 

Birimizin bakışı yeterdi 
hayallerimizin kanatlarını yakmaya... 

Sonra önüne düşerdi saçları 
gün biterdi 

Hep o saatlerde yaşamaktan ölürüz diye 
korkardık. 
Akşamın ıstıraplı eşiğini geçtikten sonra 
mutfağa giderdi, çay yapmaya 
çay yarım kalırdı, gider içeri 
ölesiye sevişirdik... 

O yaslı evden günlerce dışarı çıkmazdık 
kaç gün, kaç ölüm, kaç öykü tükenip 
biterdi ellerimizde. 

Bir gün gelir o yaslı ev bize dar gelirdi 
unutulmuş istasyonlara giderdik, ayrı ayrı 
bizim gibi insanların yazdığı öyküleri 
okurduk, yüreklerimiz 
bir hüzün oyuncağıydı sanki, 
olmadık şeylere ağlardık. 

Dokunaklı bir filmin sonu gibiydi 
hayatımız 
tekrar, tekrar, acıya doyana dek"

"ÖMRÜMÜ KAYDA GEÇİRDİ BİR SOKAK 

Eski bir yalnızlıktan ödünç alınmış günlerle 
Yaşadım gençliğimi ölü bir kadının saçlarını 
Okşayarak ... 
Yaşadım babamın ruhuma ithaf ettiği 
Bütün pişmanlıkları , 
Bozgun bir kalp ve siyah bayraklı şiirlerle 
Dolaştım bütün sahipsiz duyarlıkları... 

Ömrümü kayda geçirdi bir sokak 
Sokak ki vaiz ve ticaret 
Islak tül kokusu ve kömür. 

Sokak ki hep kışa doğru yürür..."

"KALP AĞRISI 

İşte yine başbaşayız içimin acısı 
yine birlikteyiz 
ver elini 
sus ve ne olur incitme beni 

Ey kalbimin ağrisi 
ver elini 
çıkalım seninle soluksuz kalmadan sessizce 
bu karanlık ve uğultulu ormandan 

İçimin acısı, kalbimin ağrısı aşkım
işte yine başbaşayız 
ver elini 
sus ve ne olur incitme beni"



Hiç yorum yok:

Tema resimleri nicolas_ tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.