Susanna Tamaro Yüreğinin Sesini Dinle

Yüreğinin Götürdüğü Yere Git romanının devamı olan bu kitap da bu sefer torunun gözünden olayları anlatılmıştır. Kimlik arayışı içinde olan torun, anneannesine yaşadıklarını anlatmak ister. Neden birbirlerinden uzaklaştıklarını, annesinin yaşamındaki zorlukları öğrenir. Babasını bulur. Babasını bulduğunda, babasının o bencilliği o umursamaz kişiliği, bir anda kızını sevmek ister. Ona yazdığı mektupda bunu anlatmaya çalışır. Köklerinin yeri olan İsrail'e akrabalarının yanına gider. O zaman kendi köklerini keşfettiği hissetmeye başlar. Anneannesinin kuzeniyle konustuğunda onun düşünceleri yavaş yavaş yerine oturur. Sorular sorarak kendi kişiliği oluşmaya başlar. İtalya'ya döndüğünde Ziraat Fakültesinin Ormancılık Fakültesine başvurmaya karar verdi.Çünkü ağaçlar onun için her şeydir. Kitabın sonunda anneannesinin onun için yazdığı defteri bulur ve onu okumaya başlar.
"Zerreden büyük bir gizem yoktur. Gizli olanın patlaması gözle görünmeyenin korunması içinde gerçekleşir. Bir taş, taş olmadan önce her zaman bir taş olmuştur ama bir ağaç, ağaç olmadan önce tohumdur; insan, insan olmadan önce bir moruladır. En büyük tasarılar sırasındaki bir ortamda uyuklar; içi dıştan ayıran gelişime izin verir. Bu nedenle en başından beri küçük olana özen göstermek gerektiğini anlamışımdır."
"Olaylar ve karşılaşmalar atılan safralar ya da çıkış yolu bilinmeyen dar sokaklar değildir; daha çok birer aynadırlar-küçük, büyük, içbükey, dışbükey, dalgalı, deforme eden, çatlak, kararmış aynalar-, bunlar yansımalarıyla kendimiz hakkında henüz bilgi sahibi olmadığımız bir yanımızı bize tanıtırlar."
"Kitaplarla hayat daha iyi anlaşılabilir, derdin sık sık; okuma sayesinde duyguları derinlemesine kavrayabilirsin."
"Olaylar farklı ayrıntılara sahip olabilirler ve sınırlılığımız içerisinde gördüklerimiz, neredeyse her zaman bütünün sadece bir parçasıdır."
"Temeller ve kökler aynı şeydir, dige ekliyordun, ayakta sağlam durmaya ve rüzgarın şiddetiyle yıkılmamaya yarar, diyordun."
"Hiçbir insan dünyaya kendi isteğiyle gelmez. Hiç bize danışılmadan kendimizi sahneye atılmış olarak buluruz; kimimiz başrolü kapmıştık, kimimiz basit figüranlardık, bazıları oyun bitmeden sahneden çekilir ve temsili -günün programına uygun olarak gülerek, ağlayarak ya da sıkılarak- koltuklardan seyrederdi.
Bu aşikar zorbalığa karşın bir kez doğduktan sonra kimse gitmek istemez. Neden? Bu bana bir çelişki gibi görünüyordu: Dünyaya gelmeyi ben arzulamıyorum ama bir kez buraya vardıktan sonra da gitmek istemiyorum."
"Saatin zaman ayarını kuran biz değiliz, o bizim haberimiz olmadan en baştan ayarlanmıştır. Tek bilgelik, bunu bilmek, içimizde her an denetlenemeyen bir şeyin patlayabileceğinin bilincinde olmaktır."
"Felsefe ve güneş birbirlerine çok benzerler; her ikisi de geceyi-hem fiziksel hem zihinsel- kovmak zorundadırlar; zihinsel gece insanoğlunu batıl inançlar okyanusunda boğulmuş olarak yaşamasına neden olandır."
"Benim asıl yapmak istemediğim bu, bir başkasının benim için hazırladığı ayakkabıları giymekten yana değilim."



Hiç yorum yok:

Tema resimleri nicolas_ tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.