Masa Dergisi Sayı 11

19:25:00

Masa dergisi severek takip ettiğim dergilerden bir tanesidir. Bu sayısı beni özellikle heyecanlandırdı çünkü dosya konusu Franz Kafka. Ben Franz Kafka ile lise yıllarımda tanıştım ve benim için ayrı bir yeri vardır. Bu yüzden de koşa koşa aldım dergiyi ve dergiyi incelemeye başladım. 





Dergiyi açtığınızda sizi  Franz Kafka'nın "Dava" eserinden bir kesit karşılıyor.

"Yasa Önünde nöbet tutan bir bekçi vardır. Taşralı bir adam bir gün ona gelip yasaya girme izni ister. Ancak bekçi, o anda izin veremeyeceğini söyler. adam düşünür ve daha sonra girip giremeyeceğini sorar. Belki der bekçi, ama şimdi olmaz. Bekçi her zamanki gibi açık duran kapının önünden çekilir ve adam içeri bakmak için eğilir. Bunu gören bekçi güler ve şöyle der: "Madem ki girmeyi bu kadar çok istiyorsun, beni aşarak içeri girmeyi bir dene bakalım. Ama bil ki ben güçlüyüm. Üstelik bekçilerin en küçüğüyüm. Her bir salonun girişinde gitgide daha güçlü bekçilere rastlayacaksın. Üçüncüsünden itibaren onların görüntüsüne ben bile katlanamıyorum. Taşralı adam bunca zorluk çıkacağını beklememiştir. Yasanın her zaman herkese açık olduğunu sanmıştır."


Ve Gamze İyem'in Franz Kafka ile ilgili yazısı karşılıyor bizi. Gamze İyem kalemi sizi başka diyarla götürebilen yeteneğe sahip. Bu yüzden yazısını keyifle okudum.

"İnsan dönüşür; bazen yatağında bir böceğe bazen kırılan yerlerinden bir taşa dönüşür. Ama yine de üretmekten vazgeçmemeli, çabalamaya devam etmeliyiz. Hiç gönderemeyecek olsak bile mektup yazmalı, hiç haykıramayacak, olsak da sevmeliyiz. Mesela, şaire kulak vermeli, yetmişimizde bile ağaç dikmeliyiz."

Sayfayı çevirdiğimizde dosya konusu Franz Kafka'nın yazısı karşılıyor. Ece Ataer'ın yazısı, Franz Kafka'nın eserleri ile onun ruh halini birbiri ile harmanlayarak okuyucuya sunar. Ruh halini ise Prag'ın sokakları ile birleştirerek anlatır. Ve yazıyı okuduktan sonra "Kafka" filmini izledim. Beni bu film ile buluşturduğu için ona tekrardan teşekkür ederim.

"O hiçbir yere aitliği olmayan bir yabancıdır. İç mimarisini belirleyemediği, işleyişini çözemediği bu şehirde kısacık ömründe eviyle birkaç bina sokak arasında gider gelir. O , "Kafesin biri kuş aramaya çıktı!" diyen kafesin içine çoktan razı bir kuştur. Bir pastahaneden telgraf çekmek bile onun için epey karmaşıktır! Hele para, borsa, döviz ... Hatta yazmak için kullandığı nesne olarak daktilo bile bir bilmecedir onun için. Kafka'nın kara gözleri canlı ya da cansız, kendisinden daha yetenekli her şeye hayranlıkla bakar. Sevgilisi Milena, bu tuhaf adamı izlerken hayretler içindedir. Yazgısı mıdır bu, bir yazara, şaire, müzisyene veya ressama aşık olan, onun karmaşasını anlamaya çalışan bütün kadınların?"

"Kafka filminin yönetmeni Steven Soderberg;" O ekspresyonist görünümü sağlayabilmek, siyah beyaz duyarlılığı" verebilmek için filmi monogram çektiğini söyler. Prag da Kafka'da kendini kolay kolay ele vermez. Hele bir yazar, bir kente bağlanmışsa, sevgilisi için sesi de yüzü de sır olur."

"Aşk, bilinen korkuların ötesinde daha da ürkütücüdür. Hiç ummadığınız anda bütün değer yargılarını zorlayarak geliverir. Korkular nöbettedir. Kafka'nın korkularına sahip değilseniz bile, sizi de zorlayan koşullar ve ilişkiler vardır."

"Kişi dünyasında yaşamın güzel yanlarını tanıyıp yaşıyorsa, mutluysa, kocaman dünyanın insanlarına da ancak o zaman güzel yaşamlar vaat edebilir ya da olumsuzluklarla mücadele edebilir."

"Neden yazıyordu? Neden yazıyoruz? Sevgilimize ancak böyle ulaşabildiğimizden mi? Onun deyişiyle cehennemimizden edebiyat sayesinde çıktığımız için mi? Kendi gerçekliğimiz bize çok sıkıcı mı geliyor? Yaşadıklarımız bize ait değil mi?"


Ece Ataer'in yazısından sonra Franz Kafka'nın Aforizmalar kitabında yer olan bazı sözleri de eklemişler dergiye.



"Odandan çıkman gerekmez, masanda oturmaya devam et ve dinle...
Dinleme bile, sadece bekle...
Bekleme bile, gerçekten sakin ve yalnız ol.
Dünya özgürce sunacaktır kendini sana...
Maskesinden sıyrılmak için başka seçeneği yok, huşu içinde yuvarlanacaktır ayaklarının dibine..."


"Umut olmasına var, sınırsız denecek kadar umut var, ama bizim için değil."

"Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?"

Sayfayı çevirdiğimizde bizi Şükrü Erbaş'ın yazısı karşılıyor.  Bu yazısında şiirlerinin ve eserlerinin onun için anlamını bize aktarıyor.

"İnsan ruhunun en kapalı, en karanlık yerlerine uzanmaya çalışıyorum. Olağan görünen hiçbir şeyin, söz konusu insansa hiç de olağan olmadığını düşünüyorum. O diplere yüzeylerden sızanları, diplerde neye dönüştüğünü, bizi sessizce çekip çevirenlerin neler olduğunu bilmek istiyorum. Hiçbir insan davranışının, duygusunun, arzusunun, öfkesinin, korkusunun görünenden oluşmadığını en azından kendimden biliyorum. Bunu dilin bütün olanaklarını kullanarak görünür kılmaya çalışıyorum. Yoksa ben de dahil herkes çok yoksul yaşayacak. Çok yanlış büyüyecek. Kötülük ve kabalık olağanlaşacak. Sevgisizlik, hayatı çöle çevirecek. Oysa yaşamak bir mucizedir. Oysa doğada kötülük yoktur. ve insan yalınkat bir varlık değildir. "

"Benim sesim insana dokunmazsa çıkamaz. Dokunduğu insanın yarasını harf harf iyileştirmezse, güzelleştirmezse çıkamaz. İnsanı aşkla ve özgürlük duygusuyla kucaklamazsa çıkamaz. Bütün bir doğayı insanın varoluşuna sığdırmazsa çıkamaz. temel var oluş hakları nedeniyle acı çeken bir insan varsa, sesim onun acısını taşımazsa çıkamaz."



Bir sonraki sayfayı çevirdiğimde Firkan Gülaydın benim bağırarak anlatmak istediğim durumu kalemiyle çok güzel anlatmış. İlişkilerde yaşanan sorunu ne kadar severse sevsin eğer karşınızdaki kişiyi anlamıyorsanız eğer o ilişki çoktan bitmiştir. Sizi yalnızlığı ile aldatarak ilişkiyi çoktan bitirmiştir de siz farkında değilsinizdir.

"İnsan sevgi besliyor diye birçok şeye katlanmak zorunda değildir. Sevginin güven, tahammül, saygı ve anlayış gibi olgularla beslenmesi gerekir."

"Yalnızlığa aşık insanlar,iki kişi olmakta çok zorlanırlar.İki kişi olmak demek sorumluluğu da iki katına çıkarmak demektir.Ve yalnızlık bana göre ruhani özgürlüğün ilk şartıdır."



Sayfayı çevirdiğimizde Haydar Ergülen Güney Amerika'daki gezisinde yaşadığı duyguları bize anlatmaktadır.

"Marquez'in memleketindeyiz, daha onun romanlarındaki karnavalı göremedim, daha çok bir panayır duygusu bırakıyor Medellin'de yaşadıklarım. Karnaval belki zamanla, yaşadıkça yaşanacak, hissedilecek bir şey. Yine de Simon Bolivar Parkında karnaval duygusunu  ucundan kıyısından da olsa yaşadım."


Sezin Akbaşoğulları ile yapılan röportajı okuduğumda kendimi onun oynağı filmleri izlenecekler filmler listeme ekledim. Onu O.Çocukları filmi ile tanıdım. Bu yüzden oyunculuğunu ve sahnede devleşmesine tanık oldum diyebilirim.

"Eğitimin, ailenin bir görevi varsa eğer, bu görevin, bütün bu meziyetleri çocuklara öğretebilmek olduğunu düşünüyorum. Böylece geri kalan her şey hallolurmuş gibi geliyor."


Sayfayı çevirdiğimizde Buket Uzuner'in "Koridor" isimli yazısında Amerika'da edebiyat kongresi için kaldığı oteldeki odasının bulunduğu koridorun onun için anlamını bize anlatıyor.

"Koridor kendisini ele vermemek için uğraştıkça benim işim de arapsaçına dönmüş, sır taşıyan mekanlar üzerine derin derin düşünmeye başlamıştım. Sırlar ağırlıklarına göre değişiyordu. Örneğin katillerin hırsız ve yalancıların sırları ağırdı. Avukatların sırları çok katmanlı, sofistikeydi. Müzisyenlerin sırları yoktur olamaz; notalar sır saklamaz. Doktorların sırları hep
isimsizdir, öyle kalacaktır. Aşçılarınki en lezzetli sırlardır. Aşıkların sırları çok sıcak ve kıvamlıdır. Ressamlarınki dilsizdir. Politikacıların sırları ümitsiz, uzak deniz kaptanlarınınki sisli, fırtınalı, dalgalıdır
Yazar ve şairlere gelince... Yazar ve şairlerin sırları tehlikelidir! Çünkü onlar hayatın en yakıcı ve mutlak yalnızlığının bizzat tanıklarıdır! Yazarlar ve şairler mutlak yalnızlığı en yakından tanıdıkları için saatlerce, günlerce, aylar ve yıllarca sözcüklerle yapayalnız kalabilirler. Bu çileli çığlığı atabilmek de yalnız kalmayı gerektirmektedir zaten. Çünkü yazmak ve yalnızlik ancak bir arada var olabilir. Aksi
imkânsızdır! Bu yüzden yazarlar acının ve sevincin içindeki yalnızlık ve şiddeti çıplak gözle görebilen insanlardır. Ve insan dünyasında hiçbir şey ama hiçbir şey sözcükler kadar ağır, yoğun ve sert değildir! Ne sesler ne renkler ne kokular. Sözcüklerin girinti ve çıkıntıları insanı yaralamakta ve sevinçten çıldırtmakta rakipsizdir! Kavramların hayal gücünü gıdıklama yeteneği olağan üstudür ve hiçbir canlı imge veya ses, kavramlar kadar düş gücünü zorlayamaz!"


"Herhalde bilirsiniz, bir sırrı çözmek için kapılarını açanlar, sonuna dek gitmek üzere yola çıktıklarını bilen, korkuyla cesaretin arasına meraktan bir köprü örmeyi öğrenmiş olanlardır."

"Koridor daima aydınlıktı.Fazlasıyla aydınlıktı.Sabah, akşam, öğle sonraları ve bütün gece hep aydınlıktı.Ama bu aydınlık sadece bir aldatmacaydı. Çünkü ancak karanlıktan korkanlar bu kadar çok ışığa saklanırlar."


Sayfayı çevirdiğimizde Funda acar'ın yazısı ile karşılaşıyoruz. Giovanni Papini Bitik Adam adlı eserinin onun üzerindeki etkisini anlatmıştır. Bu yazıyı okuduktan sonra ben de kitabı listeme ekledim.

"Tek gerçeklik şimdiki zamandır.
Herkes kendi şimdiki zamanını yaşar.
Herkes kendini özgürleştirsin,kendini yaşasın,
kendine ve akıp gittiği için güzel olan ana inansın." Giovanni Papini



"Bir kitap sizi bütünden ayrıntıya indirebiliyor ve bunu, sizi hiç ândan çekmeden sağlayabiliyorsa, o kitabı elinizden bırakmanız da mümkün olmuyor. Bir yandan okurken bir yandan düşünebilmenin hazzını sunan kitap ise sadece kitaplık rafında değil, kalpte de bir yer ediniyor."


Yıldız Ertan'ın Yavrum isimli yazısında kendi deneyimlerinden yola çıkarak tavsiyeler verir. Okurken kendimi ne kadar haklı olduğunu bir kez daha anladım.

"Gitmek istediğinde git, denemek istediğinde erteleme. Acaba mi, diye düşünme. Hayat çoğunlukla anlık kararların sonucu şekillenecek."

"Ne zaman kalbinde birileri ölse, denize at onları yavrum. Balıklara sat, yağmurlara kat. Unut onları. Çünkü ne çok şey unutsan belleğinde bir temizlik... Beni hatırlamak için yer aç yavrum."

"Her seferinde tekrar dene. İnandıkların, seni sen yapandır."


Aziz Sancar'ın yaşamını ve azmini okuduğumda ona bir kez daha hayran kaldım. Onun sonuçla değil nedenle ilgilenmesi ve çok çalışması ona Nobel Ödülünü kazandırmıştır.

"Nobel almak güzel ama ondan da güzel olan şey Nobel'i almaya giden yol ve yapılan keşiflerdir." Aziz Sancar

"Çoğu insan zekaya inanır, 
Ben inanmıyorum; 
Bizi birbirimizden ayıran emektir, 
Ben çalismaya inanıyorum." Aziz Sancar





Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur eserini Beyazıt Kahraman özgün dili ile bize sunar. Okumayı düşündüğüm bu kitabı en kısa sürede okumayı planlıyorum.

"Yolun büyüğü küçüğü yoktur. Bizim yürüyüşümüz ve adımlarımız vardır.  Ahmet Hamdi Tanpınar/ Huzur 


İncir Vagonu yazısında Eskişehir'e giden trenin önüne intihar etmek için atlayan kadının yolcular üzerindeki etkisini anlatmaktadır.

"Vardın geleceğin yere dedi Öğretmen. Valizini başımızın üstüne ararken de ara sıra bana dönüp insan bütün hayatı boyunca bir kere yola çıkar ve o yol hiç bitmez. Sen inersin ve bak, işte yol devam eder. Yanında bir valizin olur devamlı, içinde Dünyanın en ağır yükünü taşırsın. O yük insanın vicdanidir. Arada sırada seni yarı yolda bırakır ve onu kaybedersin. Hatta utanırsın sende olmadığı zamanlarda ya da utanılacak konumlara düşersin. Ama yine de hayatın boyunca yanında taşıyabileceğin tek öğretmenindir vicdan."


Kelebeğin Rüyası benim izlenecek filmler listemdeydi. Yasa Baykoz etkili bir dille bize bu filmi anlatmıştır. Filmde ilgimi çeken kısım İkinci Dünya Savaşı yıllarında geçmesi ve Muzaffer Tayyip Uslu ve Rüştü Onur'un hayatlarını anlatması oldu.


"Aslında insan tokalaşınca verem bulaşmaz, olsa olsa biraz sevgi bulaşır o da unutunca geçer."




Cem Karaca'nın şarkıları günümüzde bile dinlenir. Bunun nedeni ise onun müziğinin duygusudur bana göre. Bu yüzden Ekrem Ataer'in onu anlattığı bu yazıyı okurken içimden onun şarkılarını mırıldandım. 


Benim bu sayıda hoşuma giden bölümlerden birisi de Okur Masası oldu. Burada her ay 8 bookstagramın (okuduğu kitapları instagramda yorumlayan kişiler) yorumları yer alıyor. okurken yüzümde tebessüm oldu. Umarım bir sayıda benim de bir yorumum olur.



Masa dergisi 11.sayısını ben beğendim. Okurken birçok kitap ve film isimlerini listeme ekledim.
Dergiye puanım 10/10.
Keyifle okumalar. :)



You Might Also Like

0 yorum