Birhan Keskin Y'ol

Birhan Keskin'den okuduğum ikinci kitap. Bu kitabını okurken sanki onu daha iyi tanımamı sağladı. Kitap kısa olmasına rağmen sizi Birhan Keskin'in dünyasına sürüklüyor. Sürüklerken de düşündürüyor. Ama bu düşünce insan ilişkisinde yaşanan olayları düşünme.. Ya da şöyle ifade edeyim insan ilişkileri daha çok sevgili ile yaşanan ilişki.. Onunlayken veya onsuzken yaşadığı ruh halini okuyoruz kitapta.

Kitap, iki bölümden oluşuyor. Kırk iki parçadan meydana gelen tek bir uzun şiir olan "Taş Parçaları" ve 17 Kasım 2005-11 Ocak 2006 arasında, "Eski Dünya" içinde yer alan şiirlerinden oluşuyor.


"Her gün adalet ve zalimlik üzerine düşündüm. Belki de her şey. Her gün bir barbar, bir medeni ile gezdim sokaklarda. Minareleri her gün sabaha ezan sesleriyle ben açtım. Her gün bir perdeyi aralamaya çalıştım. Her gün hiçbir şeyi anlamadığımı düşündüm, her gün her şeyi anladığımı düşündüm." Birhan Keskin

Taş Parçaları şiiri, adalet ve zalimlik meseleleri etrafında şekillenerek kitabın ana meselesinin de ortaya çıkarır. Aslında uzun bir ayrılık kitabı Y'ol. Kitabın adındaki kesme işareti, bölünmüş bir yolun işareti olarak duruyor. Bu bölünmüş yolda ilişkisini ve adaleti sorguluyor Birhan Keskin. Sorgularken kızıyor, öfkeleniyor. Özellikle de ilişkisini kendi açısından sorguluyor. sorgularken de adaletli olmak istiyor. 

Kitabın ikinci bölümünde sıklıkla tekrar edilen 'dur' fiiline karşın, yol artık ikiye ayrılmış ve Adorno'nun deyişiyle, havaya bir toz bulutu kalkmıştır. Y'ol'un ilk bölümündeki 'Taş Parçaları' adlı şiir, aşk ve ayrılık üzerine, ama ille de adalet ve zalimlik üzerine uzun bir sorgulama.Taş' artık, etekteki taştır Birhan Keskin için. Acı, kederli ve biraz da sert!

"Her gün bir taş parçası söktüm içimden. Her gün uyku beni koynuna alsın diye yalvardım. Her gün, gün bitiyor gece bitmiyor dedim. Her gün işlerin beni avutmadığını gördüm. Ayrılık günlerini sonradan niçin sisli bir perde gibi hatırlarız diye sordum. Öfkeni unutma dedim kendime her gün, unutursan düşersin dedim. Her gün en az bir saati ayakta durmaya, dimdik durmaya ayırdım. Her gün ömür sözcüğünü bir kez kalbimden geçirdim. Her gün ömür sözcüğü kömür gibi tınladı içimde. Her gün sana içimden bir kez "sevgilim" diye seslendim. Her gün sana bir kez "zalim" diye seslendim. " Birhan Keskin

"Her gün insan olmak ne çok kusur içeriyor diye düşündüm. Her gün bir kilidi açmaya çalıştım. Başka bir şey vardı, başka bir şey; ben sana dünyanın değil yeryüzünün diliyle seslenmiştim. Çile nedir, günah ne? Bana ne bunlardan. Dünyanın merkezi sendin her gün ben senden uzayan uçsuz bucaksız bir kara. Karrrrrrrrrraaaaaaaaaaaaaa."

 Ben en çok Taş Parçaları adlı şiirini sevdim bu kitapta. Okurken kendimi ikili ilişkinin içinde biraz seyirci oldum yeri geldi yanlarında ya da teselli etmek isteyen kişi olmak istedim. Ancak aşkın tesellisi yoktur. Kişi nasıl aşkı yaşamak isterse öyle yaşamalı. Tıpkı Birhan Keskin gibi.


   "Pek çok Birhan Keskin şiirinde 'taş' hep olumlu aktarım yapılan, Keskin'in varoluş tasarımının bir parçası olarak duruyor. Ayrıca, bu tasarımın Birhan Keskin şiirine atfedilen 'dingin', 'ahenkli' ve 'duru' gibi saptamalarla bire bir uyuştuğu da söylenebilir.
Peki, Birhan Keskin'in yeni kitabı Y'ol'da 'taşlar' nasıl bir anlama sahip? Bu soruya verilecek cevap, Birhan Keskin şiirinde yeni bir yol ayrımına gelindiğini, yukarıdaki saptamaların artık Keskin için kolay kolay yapılamayacağını da ortaya koyacak. Örneğin, daha önce hep olumlu aktarım yapılan 'taşlar' bu kitapta asıl anlamını kavramış görünüyor: "Her gün bir taş parçası söktüm içimden", "Al bu taşlar senin olsun", "İçimin duvarlarında bu taşlar oturuyor", "Bir masal/bir taş ağırlığında olabilir mi?", "Benim artık taş taşıyacak,/Taş kaldıracak, taş atacak,/halim mi var!". Birhan Keskin şiirinde alışılmadık ölçüde sert bir tonun hâkim hale geldiği, o dingin, duru halin artık geride kaldığı görülüyor.
İçerik düzlemindeki değişikliğe biçimsel birtakım denemeler de eşlik ediyor. Gerçi Birhan Keskin şiirinde daha önce de birtakım biçimsel denemelerin olduğu hatırlanacaktır ama bu denli yoğun biçimsel denemeler ilk kez bu kitapta görülüyor. Y'ol'da sıklıkla tekrar edilen, "filllllllllllan", "darmadağğğnıııımmm", "istememmm", "sonrasıdur " gibi kullanımlar bu biçimsel denemelere örnek gösterilebilir. Ancak, bütün bu denemelerin, şiir içi biçimsel bir deneme olarak değil, aksine başka bir amaçla yapıldığı görüşündeyim.
Birhan Keskin'le ilgili daha önce yazdığım bir yazıda, onun şiirinin 'iyi' şiir olma gayretinden özenle kaçtığını, şiirini her türlü şiirsel yükten arındırmaya çalıştığını vurgulamıştım. Keskin'in yeni kitabında, söz sanatlarından, şiirin verili imkânlarından özenle kaçtığı, hatta şiir dışı bir alan aradığı mutlak görülecektir. Kitapta sıklıkla tekrar edilen 'filan' ifadesi bu kaçışın güzel bir örneği kanımca. Tam bir söz sanatına başvurup, acı ve ayrılığı bir şeye benzetecekken, 'filan' ifadesini kullanarak şiirsel yükten uzaklaşıyor Keskin. Doğrusu ilginç bir arayış. Ama sonuçta, her ne kadar şiirsel kaygılarla yapılmamış olsa bile, bu girişimin şiire yeni imkânlar doğurduğu açık. Birhan Keskin'i okur katında önemli hale getiren tavırlardan biri de kanımca bu. Onun şiirden kaçtığı yer tam da hakiki bir şiirin kapısını aralamasına sebep oluyor. Şiiri kutsamayan bir şair Birhan Keskin. Okuduklarımız tam da bu yüzden sahih şiirler:
Ömrü gurbette geçenler gibiydim senin yanında
Duymadın mı, çok söyledim?
O uzun gurbette,
Ben senin "adalet" diye diye nasıl unufak olduğunu
gördüm.
Göre göre, duya duya,
yine de bigâne olarak her şeye.
Tecellinin içinde ecel durur sevgilim, görmedin mi?//
Adaletin içinde bir zalim oturur."   Kemal Varol

"TAŞ PARÇALARI / BİRHAN KESKİN

III
madem arkandan ağlamamı bile çok gördün bana
al bu taşlar senin olsun...o halde ve bundan böyle
bütün davullar vursun, telleri kopsun sazların
boşluğa bağırsınlar, birlikte;
kan kusacağız.
kan kusacağız.
madem dünya bunca zalim
madem yakışmıyor kalbimize.

bütün davullar gümlesin
boşluktan gelen, boşluğu dolduranı
boşluğa böğüreni
vursunnnn.

bak! nasıl kan kusuyor külde uyuyan
dünya görsün.

...

VI
ben seni hep sevgilim ben seni hep
yüzünden geçen dalgalardan okudum.
ellerine sevgi okudum gözlerine şefkat okudum
annen seni inkar etmişti 
aldım etime dokudum.

...

VII
Dünya ne ki sevgilim,
Benim sana yaptığım kubbe yanında?
Düşsün, olsun, bırak, 
içinde yıldızlar patlıyor.
Kolaydır inanmak kadar inanmamak da.
İster sal kendini dünyaya, ister kal yanımda
Her şeyden öte öyle sevdim ki ben seni
Yoluna baş koymak diyoruz
Biz barbarlar buna.

...

X
ey duymayan insanı,
ey hayat dedikleri büyük kusur.
...

ey kimselere değişmediğim
ayrılığın neden bunca ağır?

hani adalet?
bir kasım' dan öteki kasım' a
bir yanım kör bir yanım sağır.

...

XXXI
Katlanan, insanın birbirine yapışan yaralarından
bir yuva inşa etmektir aşk da, varla yok arasından
Ve ahşabı kemiren de ahşaba dahildir,
değil dışarıdan.
Beyhude insanın yuva arayışı ama
yine de yuva arar insan.

dışarısı sevgilim, dışarısı senin
kendini sürekli kaçak kılacağın yollardan başka nedir?
yollar ki hep gider, hep yatay.
ah ben bu kubbe fikrine o yüzden
takılmışım; kubbe ki yüzseksen derece bir şey,
büyük bir arzuyla mümkün.
gayret' in bildiğimiz ve unuttuğumuz anlamıyla örülen.

...

XIX
Varla yok arasındayım 
Varla yok arasındayım
Hep, varla yok arasındaydım.
Zaten.
Ben bilmedim ki 
niye teyelliyim, niye?

Varla yok arasında
Varla yok arasında
Elimde bir kırık testi

Elimde bir kırık testi
Nereye bırakayım!

XX
Gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum
yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep
ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine.

bilemem, belki bu yüzden
ben sana yanlış bir yerden edilmiş
bir büyük yemin gibiydim.
beni hep aynı yerimden yaralayan o eve
yine de döneyim döneyim istedim.

...

XXXV
onu sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
titreme daha fazla kalbim.

bağışla kendini artık onu da
bırak gitsin.
bırak gitsin.

o senin en ezel gününden kaderin
sen onu nasılsa bin kere daha
seveceksin.

...

XXIV
bir masal
bir taş ağırlığında olabilir mi?
olurmuş meğer.

birlikte bir masala inanmak istedim
ben seninle, sadece bu.
sen beni tek
tek
tek
bıraktın.

benim artık taş taşıyacak,
taş kaldıracak, taş atacak
halim mi var!

...

XXXIX
aşk iki kişi arasında asla eşitlenmeyendir.
ben bir divan şairi değilim ki sevgilim
sana bercesteler düzeyim
yine de giderayak, gözlerine, ellerine, ayaklarına
tutulmuşluğumu herkes bilsin isterim.
ben bu çıldırmış vaktin, ben bu yılan zamanının
paramparça edilmiş şairiyim.ne diyeyim!
yine de içimde, çooook eskiden kalma bir
ya leyl...ya leyyylllllllllle
bir çöl gecesine ismini bırakayım.

...

XXXX
sözde kalır sevgilim
sözde kalır bütün sözler
aşk çünkü, aşk çünkü kendine
bir yol, bir ideoloji ister.

bilirim, çöl rüzgârında çalıdır bazı yaşlar.
sen sevgilim ilerde, biraz daha ilerde
bir tarihe başlayacaksın, orası işte
benim tarihimle başlar.

ve say, geriye doğru, tek tek
sende kalsın şimdi al bu taşlar."

"Kör Derinlik
yazamadığım göremediğim duyamadığım kadar içine 
kaçmış meğer içim: upuzun ip-ince bir sabırla 

suyunun yolunun uykusunun uzağına... 

içime: kör derinlik kör katman kör küme. 
bir kaplumbağa duruyor.orada. kör. 
beni duymuyor, bir kaplumbağa orada. beni görmüyor 

üzeri serin üzeri mavi üzeri toz: bir hatıra. 
.. 
uyanmıyor, ga...z, uyanmıyor,toz. 
.. 
uyandırmaya çalıştım 
onu 
bilmiyor o. 
beni."

"Ankara 2

Halimi anlatacak sözler yazamam artık
Bu kavruk mektuba
Rüzgârdan yan yatmış otlar koydum
Gerisini sen anla.

Ankara,
Kekliğinim, boynumda bir siyah halka."

Ankara Birhan keskin için çok önemlidir. Bunu şu sözlerinden anlayabiliriz:

"Bilen bilir Ankara'yı tutku derecesinde severim. Hakkında yazılanları okumaktan büyük bir haz duyarım. Hatta yazılarda nefret ya da küçümseme gördüğümde bile içten içe Ankara'dan bahsediliyor oluşu mutlu eder beni. En son Ruhi Mücerret'te rastladım Ankara'ya. Pek sevmiyor roman kahramanı Ankara'yı. Oldukça iddialı cümleleri var bu hususta: "Ankara'da yaşamaktansa, İstanbul'da ölmeyi yeğlerim." Üzücü ama 100 yaşındaki bir adamı hoş görmekten başka seçeneğim yok.

Fotoğraflarda güzel çıkmıyor şehrim. İstanbul kadar görkemli değil! Bu onu sevmeye engel mi? Tek bir engel yok aramızda. Uzaklıklar da olmaz inşallah. "

"Kırmızı Şef
Aşkın da sabrı vardır, 
Gün eflatun hazır, dur. 
Bağla atını söğüdün gölgesinde. 
Taştığı yerde aşkın 
Ota bak, çimene, dur. 
Daha da zor olacak durmazsan, ilerde. 
Dur, 

Bırak, bazı sesleri kulak dinlesin. 
Bazı sesleri kalp inlesin, dur."

"Öteki
Ama siz yükseleceksiniz hep bembeyaz,
Onlar aşağıda siyah kalacak!
Sizin başınız bulutlarda dursun onlar balçıkta bacak!
Siz tatlı rüyalarınızı görün, onlar kalkıp sıçrayacak!
Kavunun kabuğuna bıçağı indirin siz, onlar kaçışacak.
Genişleyin siz merkezde onlar kenarda daralacak!
Onlar seyrek bir fotoğrafta uzağa bakanlar,
Onlar bir ömür taşlara su tutanlar,
Onlar bir hatırada donmuş duranlar,
Onlar bu dünyada yanmış da külde uyuyanlar.
Siz nasılda menekşe gözlüsünüz onlarsa hep aç gözlü!
Ah siz ölümsüzsünüz dünya üstünde, onlar ölümlü.
Ve siz nasıl da güzel kokuyorsunuz, insanın hası
Onlar kenarda kirliler; onlar atık, onlar sası.
Ah siz, nasıl da ‘ siz ‘siniz buram buram, onlar avam.
Bu cahilin, yoksulun, barbarın ışık neyine, onlar ziyan!
Siz ‘it was very amazing’ derken ‘and fun’
Onlar özür dileyenlerdi ağacın ruhundan.
Balkonunuz çok yüksek sizin baş döndürüyor.
Dünya pek alçak bir yer olacak yakında öyle görünüyor."



Hiç yorum yok:

Tema resimleri nicolas_ tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.