Stefan Zweig Bir Çöküşün Öyküsü

Stefan Zweig, psikolojik analiz yöntemini kullanarak karakterlerine hayat verir. Çoğu yazardan ayrılan yönü hem erkek hem de kadın karakterlerin psikolojisini okuyucularına kendi üslubuyla aktarmasıdır.

Bu sefer de rotamızı VX. Louis dönemdeki Fransa'ya çeviriyoruz. Karakterimiz yani Madem de Prie bu dünyada yaşamış gerçek bir kişidir. Yani okuduğumuz eser bir biyografi niteliğindedir. Bu eseri bu kadar önemli ve yaklaşık 50 sayfa olmasına rağmen su gibi akıp gitmesini sağlayan ise Zweig'in üslubudur.

Kralın gözünden düştüğü için Paris'ten Normandiya'ya sürülen Madame de Prie'nin ilgiden yoksun bir halde, yapayalnız geçirdiği günleri anlatıyor eser. İlgiyle beslenen bu kadın bir anda kendini koca malikanede sadece kendisinin olduğunu anlar. Artık onu sarayda isteyen yoktur ve bu bile kadının ruhsal ölümüne hazırlanmasını sağlar. İçsel yalnızlık temasıyla ilerleyen eser umudun bitiş ya da son nokta denilen yolculuğa hazırlar onu.

Bir umut Paris'ten haber bekleyen kadın, umutsuzluğun yalnızlığı ile boğulur. O boğulurken kimsenin umurunda olmaz. İşte bu onun kendisini öldürmesi için bir nedendir. Fakat o Mademe De Prie'dir ve ölümü herkesinki gibi olmayacaktır.

Ölüm komedisi onun için ölümünden sonra da hatırlatmalıydı. Çünkü o ilgisiz ve onun hakkında konuşulmayan bir dünyada asla olamaz. O herkes değildir.

''Ölüm denen şey kolay geldi ona, hatta ölürken gülümseyebiliyordu insan, gerçekten, denedi, hem de pek güzel gülümseyebiliyordu ve ölüm geldiğinde güzel ve huzurlu, doğaüstü mutlulukla ışıldayan bir yüze sahip olmak hiç de güç değildi. Gerçekten, öldükten sonra bile mutluluk komedisi oynanabilirdi, bunu daha önce bilmiyordu. Her şey, insanlar, dünya, ölüm ve yaşam ona bir anda müthiş eğlenceli geldi, öyle ki hoppa dudaklarındaki yapay gülümsemesi bir anda bilinçsizce gerçek oluverdi. Karşısında bir ayna varmış gibi doğruldu, ölümü bekledi ve gülümsedi, gülümsedi, gülümsedi.''

 Fakat bilmediği bir şey varsa o da ölümün ya da ölüm komedisinin onu herkes gibi yapmasıdır. O da bir kişi gibi intihar etmiştir ve bir dedikodu gibi bu da sonlanmıştır.

"Tek bir insanın diğeri için neler ifade edeceğini hiç bilmemişti, çünkü hiç yalnız kalmamıştı.İnsanları her zaman duyumsanmayan hava gibi değerlendirmişti yalnızca, ama şimdi boğazı yalnızlıktan düğümlendiği için yalan söyleyip aldatsalar da insanların ne kadar önemli olduğunu, salt varlıklarından neler aldığını, onların rahatlığını, güvenini ve neşesini özümsediğini fark ediyordu."

"Çünkü insanlık tarihi davetsiz misafirleri sevmezdi; kahramanlarını kendi seçer, ne kadar usandırıcı bir çabaya girerlerse girsinler hakkı olmayanları acımasızca geri çevirirdi; talihin ilerlemekte olan arabasından bir kez düşen kişi, arabaya bir daha yetişemezdi."

"Saatler, sanki insanlar gibi temkinli adımlarla ilerliyordu ve madam onları hızlandıracak hiçbir yol bilmiyordu."



Hiç yorum yok:

Tema resimleri nicolas_ tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.