Ferzan Özpetek İstanbul Kırmızısı

İstanbul Kırmızısı filminin konusunu araştırırken bir anda kitabının olduğunu öğrendim. Bu yüzden de ilk kitabını okumak istedim. Filmin çıktığı sıralarda ise aldım kitabı okumaya başladım.

Kitapta da İstanbul fonunda tesadüflerle kesişmiş iki hikaye söz konusu. İki akış da Ferzan Özpetek’in hayatından izler taşıyor.

Kitap uçakta başlıyor. Romanımızın kahramanları Roma'dan İstanbul'a doğru yolculuk yaparlar. İstanbul Kırmızısı'na doğru...

Kitabın kapağında annesinin fotoğrafını kullanan Ferzan Özpetek, kitabın isminin İstanbul Kırmızısı olmasının sebebini ise; "Kitabın ismi annemin benden istediği kırmızı ojeden geliyor. Ama aslında içinde bir sürü kırmızılar var. Kitabı okuyanların içinde bulacağı kırmızılar bunlar. Kitabı yazarken bu arada Gezi olayları oldu mesela ve orada kırmızılı kadın vardı. Bir de İstanbul’da benim evimden gördüğüm İstanbul’un mavi ile kırmızıya karışan bir gökyüzü vardır. Aslında İstanbul’u hep mavi olarak düşünürüz. O kırmızının, o gökyüzüne karışması benim çok hoşuma gider hep." diyerek açıkladı.

Kitabımızdaki ilk karakter yazarın yani Ferzan Özpetek'in kendisidir.Ferzan Özpetek, İtalya'ya gitmeden önceki anılarından kesitleri okuyucusuna sunar. Özellikle de aşk tercihinden dolayı babası ile çatışmasını...

Türkiye’de burjuva bir ailede doğup büyümüş ve İtalya’da sinema eğitimi almış. Kitapta annesine yaptığı ziyaret Gezi olaylarının etkisi ile de uzamış ve biraz da geçmişiyle iç hesaplaşmasına dönüşmüş.

Diğer karakter ise Anna. Eşi ve bir diğer çift ile hem turizm hem de ticaret için Türkiye’ye yaptıkları ziyaret, trajik bir kazayla boyut değiştiriyor. Bu kaza sonrasında eşinin kendisini aldattığını öğrenen ve kalıpların arasına sıkışmış olan kadın, bütün fazlalıklarından kurtulup gene Gezi olaylarının fonunda kendi iç yolculuğuna başlıyor.

Ferzan Özpetek filmlerinde olduğu gibi ilk yazdığı kitabında da iç sorgulamalar, kendini teslim etme gibi konulara değinmiştir. Bu seferki farkı bu kitabında kendisinin de aynı yollardan geçtiğini, önemli olanın bu yollardan kendini tanımanın olduğunu vurgular.

Kitabın sonunda iki karakterimiz bir partide karşılaşırlar ve düğüm çözülür.

Okurken yüzümde tebessüm oluştu. Bazı yerlerde buruk bazı yerlerde ise bu buruk tebessümüm kendini yazılara teslim etti. Kitabı bitirdiğimde Ferzan Özpetek ile yan yana oturup sustuk. belki de bu kitap için yapılacak en güzel tanım: "Anılarla susmak."

"İstanbul sadece Boğaz'ın bazı günbatımlarında birbirlerinde erimeyi başaran kırmızı ve mavidir. Ve kırmızı, seyyar simitçi arabaların kırmızısıdır - şehre gelir gelmez ilk aldığım şey susama bulanmış sıcacık simit olur. Eski tramvayların alevli kırmızısıdır - bugün Beyoğlu'nda yalnızca bir tramvayımız var ve turistler, kentin kalbine onunla ulaşıyor. Eskiden kahvelerde sunulan çay tabaklarının benzediği turuncu-kırmızıdır - cam bardaklarda ikram edilen sıcak demli çay."

'' Dedesi sürekli, ' Çiçeklerden ders al, ' derdi. ' Sabırlı olmayı, beklemeyi çiçeklerden öğren.' Çünkü çiçekler dondurucu kışın ardından ilkbaharın geleceğini bilirler. Sadece biraz sabırlı olmak, kendine güvenmek gereklidir.''

'' Şunu asla unutmayın: önemli olan hayatınızı nasıl yaşadığınız değildir. Önemli olan bunu kendinize ve özellikle başkalarına nasıl anlatacağınızdır. İşte hatalara, acılara, ölüme bir anlam yüklemek sadece bu şekilde mümkün olur.''
Harem Suare- Ferzan Özpetek


"Aşk. Ne öğrendim aşk hakkında? Aşk hakkında öğrendiğim, aşkın var olduğudur. Ya da belki, daha yalın anlatımla aşk hakkında öğrendiğim ve öğrenmeyi sürdürdüğüm, filmlerimde, bütün filmlerimde anlattığımdır. Yani, sevdiğimiz insanları asla unutmadığımız, onların daima bizimle kaldıklarıdır; bizi onlara artık var olmasalar bile çözülmez biçimde bağlayan bir şeyler olduğudur. İmkânsız aşklar, yarım kalmış aşklar, var olabilecekken olmamış aşklar olduğunu öğrendim. Yara izi bıraksa da dağlayıcı bir damganın daha iyi olduğunu öğrendim; kışı andıran bir yürektense bir yangın yeğdir. Annem bu konuda haklıymış, aynı anda iki insanı sevmek mümkünmüş, bunu öğrendim. Olur kimi zaman: direnmek, yadsımak ya da mücadele etmek yararsızdır. Aşkın yalnızca cinsellik olmadığını öğrendim: o çok, çok daha fazlası. Aşkın ne okuma ne yazma bildiğini öğrendim. Duygular söz konusu olunca gizemli yasalarca yönetildiğimizi, belki kader belki serap; ama kesinlikle akıl ermez, açıklanamaz bir şeylerin var olduğunu öğrendim. Çünkü temelde aşık olmayı açıklayacak bir neden asla yoktur. Sadece olur. Bu gizemin içine girmek gibidir: sınırı aşmak, eşiği atlamak gerekir. Ve orada, bu gizemde mümkün olduğunca uzun süre kalmayı denemektir."

"When was the last time you did something for the first time"
-en son ne zaman bir şeyi ilk kez yaptın? "


 "Ama nasıl olur, bir film yönetmenisin, aşkı anlatıyorsun ve şimdi insanın aynı anda iki kişiyi sevebilmesine şaşırıyorsun. Aşk ömürlüktür."

"Bir insan yaşamaktan vazgeçtiğinde bunun asla açıklaması yoktur. Işık yerine karanlığı seçtiğinde. Bunu bir çünküyle açıklamak mümkün değildir, daha doğrusu tek bir nedeni vardır: yaşama ağrısı. Kırılganlık.
Kimi insanlar vardır, zayıflığı ve güzelliği tek bir özelliklerinde toplarlar. Engin bir kırılganlık, sanki billurdan yapılmışlardır ve bu durumu idare etmek hem kendileri hem başkaları için çok zordur. Hayatın darbelerine, engellerine, düşüşlerine direnemezler.
Yaşama ağrısı insanın boğazını sıkar, yavaş yavaş zehirler; uyku ilaçları aldığında, kendi pencereden aşağı attığında, karanlığı seçtiğinde aslında kendini çoktan yavaş yavaş ve binlerce kez öldürmüştür. Ölüm o zaman bir kurtuluştur."


"Her birimiz Gezi Parkı'nın bir ağacıyız "

"Hayatta asla başkalarının yargılarına takılıp kalmamak, insanların acımasızlığına ve dedikodularına kulak asmamak gerekir. Sevdiklerimizin ve bizi sevenlerin zayıflıklarını anlamaya çalışmak, bizde yarattıkları acılar yüzünden onları bağışlamak gerekir. Çünkü gerçekten önemli olan, göze görünen değil , duyguların özüdür."

"Japonya'da kirik seramikleri onarırken kırığı örtmeye çalışmazlar, tam tersine onu vurgulamak için kirik yeri altınla doldurarak düzeltirler. Çünkü  bir şey zarar gördüyse, bir öyküsü varsa bu daha güzel sayılır."

"Çocuklar içgüdüsel biçimde neyi sorup neyi sormamaları gerektiğini bilirler; karşılarındakilerin yanıt veremeyeceğini anlarlar." 

"İstanbul hüznün, üzüntü ile özlemin arasında duran o duygunun şehri."

"Her bahar gitmek isterim. Gittiğim olmadı hiç. Ama olsun...İstemek de güzel." 

Çünkü her şey değişiyor ama değişmeyen tek şey, dünyayı değiştirme arzusu. Her şey değişiyor ama devrim değişmiyor."

”Ne çok sır var,” diye düşünüyorum gülümseyerek. Hiç çözülmemiş gizemler, asla açıklanmamış aile sırlar. Gerçek suçlar, gönül suçları. Belki de bu nedenle filmlerimde bu sırları anlatmayı; tatlı tatlı ortaya dökmeyi, çözümlemeyi ve nedenlerini açıklamayı seviyorum."

"Oysa benim için İstanbul rengârenk bir şehir; İznik çinileriyle sarmalanmış Rüstem Paşa Camii mavisidir, İnsan uçurtma olma arzusu yaratan kimi günlerin gökyüzü mavisi…"

"Belki böyle bir yer sadece içimizde var. Orayı aramayı sürdürmeliyiz. Sonra duruyor. Onu bulamazsak yaratmamız gerekir. Çünkü kimi zaman yola çıkmak, kaçmak işe yaramaz. Ötede sandığımız gerçek, çoğu zaman olduğumuz yerdedir ve ancak yüzleşme gücüne sahipsek bulabiliriz onu. Olduğumuz yerde hareket ederek, gerçeği kabul ederek. Sadece böyle değiştirebiliriz. Olduğumuz yerde hareket ederek ya da dünyayı gezmek için bavul hazırlayarak Tek tek adımlarla."

"Hayatın öyküye dönüştüğü anda karanlıklar aydınlanır ve ışık sana bir yol gösterir. Ve şimdi biliyorsun; o sıcak yer, güneydeki o yer sensin."



Hiç yorum yok:

Tema resimleri nicolas_ tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.