Buket Uzuner Balık İzlerinin Sesi

17:04:00

Buket Uzuner ile tanışma kitabımla karşınızdayım. Arkadaşımdan almıştım bu kitabı. Kendisi kitabı  çok beğendiğini ve benim de okumam gerektiğini söyleyince ondan alıp okudum. 

İlk başta şunu söylemem lazım. Kitap gerçekten çok etkileyiciydi. Sizi kesinlikle bu dünyadan alıp götürüyor. Afife ile başka yerlerde buluyoruz kendimizi.

Yunus Nadi ödülü alan bir eser. Ödül alan eserleri de ayrı bir zevkle okuyorum. Okumadan önce, 'acaba bu ödülü bu esere neden verdiler ?' diye düşünmek benim için büyük bir mutluluk olmuştur. 

Kitabı okuduktan sonra ödülü hak ettiğini düşünüyorum. Kurgusu, tarihi karakterlerin kitapla bütünleşerek başka kişiler haline gelmesi ile kitap soluksuz sizi Afife'nin yanı başındaki koltuğa götürüyor. 

Kitabın konusu, değişik ülkelerden seçilmiş seksen sekiz özel insanın normallerin dünyasından uzakta yaşamak için bir araya gelmesidir. 

"Balık izlerinin sesi romanının hemen herkesin içinde yatan farklı, aykırı sıra dışı kişiyi yakaladığını hissettim. Beni tahrik eden bu oldu. O içimizde sakladığımız gizli çılgına, deliye, dahiye dokunmak duygusu... Çünkü bütün sıradanlığımıza karşın hepimizin içinde bir sıra dışı yatar."  Buket Uzuner

Romanda dikkati çeken önemli hususlardan biri yazarı sıradan insanları ısrarla "normaller", sıra dışı insanları ise "seçkinler" diye adlandırmasıdır. Romanda normal insanlar ve seçkinler iki kutup oluşturur. Diğer önemli bir husus ise romanın son bölümünde gördüğümüz ütopik, düşsel dünyadır.

Bizim ülkemizi temsil eden Afife Piri'nin Kuzey Ülkesi başkentine gidişi anlatılıyor. Afife Piri, anne tarafından Afife Jale ve baba tarafından Piri Reis’in soyundan gelmiştir. Bu seksen sekiz seçilmiş öğrenci, 1 yıl süreli bir pilot proje çerçevesinde, normal insanların dünyasından uzak yaşayacaklar. Bu programın amacını Buket Uzuner şöyle açıklıyor; "Daha çok bir azınlık olarak yaşadığımız normal insanların davranış ritmlerini çözmeye yönelik" (s.32) 

Bu Kuzey ülkede Romain Gary ile tanışır. Romain Gary Afife'nin komşusudur. Diğer “Seçilmiş” katılanlar: Jeanne (Jeanne D’Are), Carmen de Cervantes, Aurare Sand, Brooks Nin, Cyrans De Bergeaj, Roni Chagal, Anders Grieg ile seminerlere katılırlar. Afife Romain’den çok etkilenir. Romain önce ilgisini Jeanne’e yöneltse de (ki arada Afife de müziğinden çok etkilendiği Grieg’e yaklaşacak hatta bir geceyi onun yatağında geçirecekti.) sonra Afife’ye yaklaşacak ve aralarında müthiş bir aşk başlayacaktır.


Daha sonra bu pilot proje çerçevesinde konferanslar verilmeye başlanır. Bunlardan en önemlisi Romain Garynin "mış gibi oyunu" konferansıdır. Romain Gary normal insanların hayatlarında sürekli mış gibi oyunu oynadıklarını iddia ediyor. Mesela, mutluymuş gibi yapmak, adilmiş gibi davranmak, seviyormuş gibi bakmak, seviyormuş gibi bakmak.....

Uluslar arası projenin gerçek yüzü ortaya çıkar. Aslında burası bir kliniktir ve bu seçkin insanların deli olduğuna inanılır, amaç bu insanları normalleştirmektir. Bu durumu Romain Gary öğrenmiştir ve gözetim altındadır.

Bir gün, Brooks Nin adındaki seçilmiş öğrenci Afife Piri'yi odasına çağırır. Afifenin bir ajan olduğuna inanılır. Bunun nedeninin ise gerçek adını kabul ettiren tek seçilmiş öğrenci olmasıdır. Diğer seçilmiş öğrenciler gerçek isimlerin dışında farklı isimler ile çağırılır. Ancak Afifenin bir ajan olmadığı Romain Gary tarafından açıklanır.

İlerleyen bölümlerde bu pilot projenin başkanı olan Günnar, doğum günü partisi düzenler ve parti anlaşılmayan bir sebepten dolayı aniden biter. Parti sonunda birkaç özel öğrencinin ortadan kaybolduğu görülür. Bu olaydan sonra normalleştirme projesinden kurtulma yolları aranır ve bu durumun açacağı tehlikeler üzerinde durulur ve seçkin öğrenciler yavaş yavaş ortadan kaybolmaya devam eder.

Ortadan kaybolan öğrenci sayısı artınca, Romain, Carmen ve Afife kaçarlar. Romain onları bir yere bırakıp geri döner onlar ile gelmez. Galilei, Carmen ve Afife bir helikoptere binip kaçarlar. Bir adaya inerler bu ada "Balık İzlerinin Sesi" adasıdır. Bu adada onları Cayrona karşılar. Meğerse daha önceden ortadan kaybolan insanlar kafile halinde bu adaya kaçmışlardır. Bu adada Afife birer birer daha önceden kaybolmuş seçilmiş öğrencileri görür ve onları kendi evinde ziyaret eder.

Balık İzlerinin Sesi adası bir ütopyadır, düşsel bir dünyadır. Mesela; "normal insanlardan uzak olmak", "yerçekimi ile çalışan araçlar", "sanat tarihinin bütün büyük eserlerinin orijinallerinin bu adada bulunması tamamıyla düşsel bir dünyanın ürünüdür. Diğer normal insanların orijinal sandığı eserlerin hepsi sahtedir ve bunun farkında değillerdir.

Romain’de arkalarından geliyor ama fazla kalmıyor çünkü (gerçek hayatında olduğu gibi) ‘normal’ hayata dönüp intihar etmesi gerekmektedir. Afife ayrılışlarına çok üzülür.

Son bölümde de bir çift denize karşı otururlarken ay ile yıldızların denize düştüklerini görürler ve bu yüzden balıklarda ölür.

"Çünkü,sevginin en güzeli,en gereksinildiğinde verilenidir."

"Başlangıç diye bir şey yok.Herkes gibi,sıram gelince ben de doğdum.O zamandan beri de bir ait oluştur gidiyor."

"Anıları,dostluğu,bağlılık denilen duyguyu bir çeyiz gibi sandıkta saklamak da güzeldir.Ama en çok aşkı korumak gerekir Afife.Korunmayan aşk bozuluyor,çürüyor ve çabucak yok oluyor.Ardında kötü kokular ve çirkin görüntüler bırakarak..."

"Bakışlar pek çok sözden daha önemlidir. Her bakışın bir anlamı, anlamların sözden derin, eylemden geniş etkileri vardır. Bazı bakışlar öyle gönendirir, öyle umutlandırır ki, her şeyin eskidiği ve unutulduğu bir sayfada yalnızca o bakışın sevinci anımsanır. Kimi bakışlarsa çok sivri köşelidir, batar, incitir, kanatır, yarası iyileşse de acısı unutulmaz."

"Yaşamak güzel, ama var olmak zor. O halde böylesi bir işin mutlaka bir nedeni olmalı. Yoksa değer mi onca sıkıntı, acı ve hüzne?
Bence var olmanın haklı nedenleri vardır.
1-Azıcık sevgi (eğer),
2-Bir avuç sevinç (kırıntısı),
3-Bir çimdik kahkaha(sesi),
4-Bir beygir gücünde heyecan (titreşimi),
5-Binlerde birlik anlayış (sanısı),
6-Hiç biriminde vefa (umudu),
7-Şaka niyetine dostluk (bir nisan)
Hem sonra 'Ağaç vardır/ İnsansa var olur'.
Var olmak kendini yeniden yaratmaktır.
Ve...
Ve aslında her şey yalnızca bir şakadır Afife!
Hepsi bu."

"Sıra dışı, büyük insanlar, daima sıradan zekaların şiddetli muhalefetiyle karşılaşırlar." Albert Einstein 


You Might Also Like

0 yorum