Melinda Nadj Abonji Güvercinler Havalanırken

Irkçılık konusuyla yazılmış bir kitap daha. Bu kitabın etkili olmasının bir nedeni de otobiyografik roman olmasıdır.

"Bugün kafeteryada radyoyu kesinlikle açmayacağım için herkes sorar artık: Küçük hanım, bugün burası neden böyle sessiz? (haftalardır ilk kez haber aldık ailemizden, burada her gün kimselere belli etmeden yaşadığımız korkuların gerçek olduğu haberini, orada, doğudaki ailemiz tehlikede, gerçekten de bir yüzü var savaşın ve emrediyor: Pılını pırtını topla hadi, çabuk ol! Bacaklar, kollar; ve biri bunlara karşı koyduğunda korkunç bir hızla gelen ölüm), bugün her şeyi duymazlıktan geleceğim, diye düşünüyorum, ne zamandan beri bir şey duymak ve görmek istemiyorum zaten, ne radyo ne de TV (dünyada neler olup bitiyor acaba?), gazeteler, kaç kez karar verdim her şeyden uzak durmaya, günlerce radyo dinlemedim, gazete okumadım, babam saatlerce haberleri izlerken odama kapandım, kulaklarıma pamuk bile tıkadım: "Balkanlar'daki dehşet şovunu bitirmenin bir yolu kaldı mı?" gibi manşetler karşısında dilim tutulduğunda günlerce içime kapandım, sonra dayanamayıp Balkan Savaşı'yla ilgili yazılar için tüm günlük gazeteleri didik didik taradım (Balkan Savaşı, kulağa bir spesiyalite gibi geliyor, tıpkı Waadtland sosisi ya da Viyana şnitzeli gibi, diye dalga geçmişti Nomi; evet aynen öyle, Balkan Savaşı bir halkın spesiyalitesidir, ev yapımıdır, savaşçı bir karakterin ürünüdür; acımıza kanat takmak istediğimiz için "Balkan Dehşet Şovu" gibi kavramlara alay etmeyi beceriyoruz bazen; ama bugünden sonra bunu da yapamayacağımı, Balkan Savaşı'yla ilgili tek bir satırı bile Béla'yı düşünmeden okuyamayacağımı biliyorum."

Ildiko, Sırbistan'ın özerk bölgelerinden biri olan  Voyvodina bölgesinde doğmuştur. Bu bölgede Macarca konuşuluyor. İnsanları Macaristan ve Sırbistan arasında bölünüp giderken Yugoslavya çalkalanmaya başlıyor. Tam bu dönemlerde İldiko ve ailesi İsviçre'ye göç ettiler. Ailesi ve İldiko bir çok iş yaptıktan sonra en sonunda bir kafe satın alırlar ve onu işletmeye başlarlar. Tabi bu sıralarda Balkan Savaşı patlak verir ve orada da köklerinden kopuk bir şekilde yaşam mücadelesi vermeye çalışırlar. Sırbistan'daki ailesinin perişan durumu ve onların ailesi için hiçbir şey yapamamasını anlatır. 
Sırbistan'da yaşarsa savaşta ölecek, fakat İsviçre'de yaşarsa İsviçre vatandaşı olmasına rağmen oradaki halk ona mülteci gözüyle bakıyor. İldiko ve kız kardeşi Nomi iki dünya arasında kendilerine tutanacak yer arıyorlar. Büyükanneleri Mamika ölünce memleketle ilişkileri kesintiye uğramaya başlar.
Balkan Savaşı'nda kuzenleri Béla, Güvercinlik işiyle ilgilenir ve bu işte o kadar iyidir ki tüm dünya onun için savaş yapılan bölgeye bile gelmeyi düşünür. Tabiki savaş durumu buna izin vermez ve Béla askere gitmek zorunda kalır.
 Ildiko sevdiği adamı da kaybetmek durumunda kalır. Mülteci olan Dragana ülkesindeki durumdan dolayı en sonunda İsviçre'den ayrılmak zorunda kalır.
Hayat bu kadar zorken bir de kafedeki bir müşteri tuvaletin duvarlarına kendi bokunu sürmesiyle onlara mesaj vermek ister. Bu son olay Ildiko'yu çok sinirlendirir ve kafedeki işinden ve ailesiyle yaşadığı evinden ayrılıp kendi evine çıkar.

"Şimdiye kadar hiç kimseye söylemedim ama ıssız, umarsız bir çizgi halinde incelen bu ovayı seviyorum; sana hiçbir armağanı yoktur, yapayalnız kaldığında bu ovada, hiçbir şey isteyemezsin ondan, kollarını açarak üzerine uzanabilirsin en fazla, sana sağladığı güven de budur."

"Mutluluk ve gelecek, geçmişin mantıklı ve adil bir devamı şimdi."

"Birisi için, o bana iyi bir duygu veriyor denir ya hani,  birinin insana (nedensiz yere) iyi bir duygu vermesinden daha güzel bir şey yoktur herhalde."

"El işi yaparken ellerin güzel, sakin bir akışkanlık içinde hareket etmesi gerektiğini söylerler, ne iş yaparsanız yapın, ister hamur yoğurun ister yemek ya da reçel ya da nakış yapın, isterse de yama yamayın, ellerin sıcacık olması gerekir, o zaman her şeyin üstesinden gelir, en zor börek hamurunu bile tutturursunuz."

"Glorija müzik çalmayan ortamı mezarlığa benzetir, insanın kahve içerken, dergi karıştırırken keyif alması için müziğin şart olduğunu, güzel bir melodinin güne olumlu etkide bulunduğunu söyler."

"Hakiki işler sınır tanımaz, bunu aklınızdan çıkarmayın, eğer gerçekten bir şey yapabilmişsen, evinin doğuda mı batıda mı olduğuna kimse bakmaz."

"Yine de insanın hakiki bir özünün olması gerektiğine inanıyorum kendi işinde..."

"Değiştirilemeyecek şeyleri kafaya takma."

"Bir umuda doğru yol alan dingin bir yüzdeki mutluluğa bakmayı çok severim, hiç gitmediğim yerlere, Barselona'ya, oradan Talgo'ya atlayıp Madrid'e, Lizbon'a gitmek için saatlerce oturabilirim burada."
"Her insanın farklı yüzleri vardır, diyor, hayatta kalabilmek için çeşitli yüzlerin olması gerekir."

"Öyle ya, tek bir sözcüğün bile karşılığı bulunamazken bir ömrün yarısı nasıl anlatılabilir ki yeni dilde?"
"Şehirlerin benim gözümde bir bütün olmadığını, sevdiğim minicik yerlere bölündüklerini daha yeni yeni fark ediyorum."

"Bir konuya sadece kendi açından değil, olası tüm açılardan bak, diye fısıldıyor kulağıma"

"Çünkü sözcüklerin yatıştırıcı olamayacağını anladım, en önemli şeyleri sözcüklere aktarmak imkansızdı."


Hiç yorum yok:

Tema resimleri nicolas_ tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.