Cemal Süreya Bir Kırlangıcın Daha Var

Cemal Süreya'yı aşk sözleriyle tanıyoruz. Kalbimize giren kalbimize işleyen sözleriyle... Bu sözler en sonunda kalbimize kazınır ve orada sözlerini duyduğumuzda o kazınan yer "ben buradayım!" der durur.
Cemal Süreya'nın şiirlerini okurken onun geçmişindeki yaraların izlerini hissediyorum. Kadınlara karşı düşüncelerini okuyorum. Aslında kendi içindekileri okuyorum. Fakat bunu imgelerle yaptığı için herkesin anlaması zorlaşıyor. 
Bir Kırlangıcın Daha Var kitabı Elif Sorgun tarafından hazırlanan bir derleme kitabıdır. 
 Şiir kitabının ismi; Kehanet 1985 başlıklı şiirinden alınmıştır.
"Lokman şair senin hayatın
Yedi kırlangıcın hayatı kadar
Altısını ardı ardına yaşadın
Bir kırlangıcın daha var."
Son şiirlerinin çoğu ölüm temasını içerir. Belki de hayatının sonlarına geldiğini hissetmişti. Ya da yaşamından beklentisi azalmıştı. Dünya onun yüreğine göre değildi. Onu ezdi geçti dünya. Onu anlamadı dünya. Onu anlamak istemedi dünya. O da ölüme dert yandı. Belki ölüm onu anlar diye.
"Ölüm mü,
Bir gölün dibinde durgun uykudasın.
Denizler ?
Tanrılar karıştırır durur denizleri..."
Denizler anlıyordu onu. Denizler... Onlar da olmasa ne yapardı Cemal Süreya ?
"Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.
Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir..
Üstü kalsın..."

"Bir Kırlangıcın daha var" dizesi bende hayata, umuda dair bir ifade taşımıştır daima. Adeta bir ölümsüzlük vurgusu. Cemal'in o kırlangıcı hep duruyor, hep duracak. İşte Cemal yeni bir kitapla aramızda. Daha önce Doğan Hızlan ve Ülkü Tamer Cemal Süreya'dan seçme şiirler hazırlamışlardı. Cemal'le uzun yıllar geçirmiş bir insan ve oğlunun annesi olarak ben de böyle bir kitabı hazırlamakla iyi yaptığımı düşünüyorum. Leyla Şahin'e de buradan çok teşekkür ediyorum." Elif Sorgun

"GÜL
Gülün tam ortasında ağlıyorum 
Her akşam sokak ortasında öldükçe Önümü arkamı bilmiyorum 
Azaldığını duyup duyup karanlıkta 
Beni ayakta tutan gözlerinin
Ellerini alıyorum sabaha kadar seviyorum 
Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz 
Ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum
İstasyonda tiren oluyor biraz 
Ben bazan istasyonu bulamayan bir adamım 
Gülü alıyorum yüzüme sürüyorum 
Her nasılsa sokağa düşmüş 
Kolumu kanadımı kırıyorum 
Bir kan oluyor bir kıyamet bir çalgı 
Ve zurnanın ucunda yepyeni bir çingene"

"SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Söylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?"

"AŞK
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git 
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin 
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık 
Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı 
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü 
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz 
Sanki hiç olmamıştı
Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı                                                             İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların                                                            dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik
Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordı
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra 
Sonrası iyilik güzellik."

"KANTO
Ben nerde bir çift göz gördümse 
Tuttum onu güzelce sana tamamladım 
Sen binlerce yaşayasın diye yaptım bunu 
Bir bunun için yaptım 
-Garson bira getir 
Garsonun adı Barba 

Ben nereye gittimse bütün zulumlardı 
Bütün açlıklardı kavgalardı gördüğüm 
Kötülüklerin büsbütün egemen olduğu 
Namussuz bir çağ bu biliyorsun 
-Garson rakı getir 
Garsonun adı Hakkı 

Sen belki de bir resimsin ne haber 
Kırmızı bir Beykoz’un yanında duruyorsun 
Yapın bir de ağaç yapmış yanına 
Dallarına konsun diye kelimelerin 
-Garson şarap getir 
Garsonun hali harap"

"BALZAMİN
Sen el kadar bir kadınsındır Sabahlara kadar beyaz ve kirpikli Bazı ağaçlara kapı komşu Bazı çiçeklerin andırdığı İş bu kadarla bitse iyi Bir insan edinmişsindir kendine Bir şarkı edinmişsindir, bir umut Güzelsindir de oldukça, çocuksundur da Saçlarınla beraber penceredeyken Besbelli arandığından haberli Gemiler eskirken, deniz eskirken limanda Sevgili"

"ASLAN HEYKELLERİ
Çoğaltan ellerini seviyorum kaç kisi 
Dokundukça dokundukça aslanlara 
Parklarda yakisikli aslan heykelleri 
Birdenbire önümüze çikiyorlar buysa çok güzel 
Bizim bu askimizin aslan heykelleri 
Sahane degisik hüzün heykelleri yani 
Ben bütün hüzünleri denemisim kendimde 
Bir bir denemisim bütün kelimeleri 

Yeni sözler buldum bir nice seni görmeyeli 
Daha genis bir gökyüzünde soluk aldiracak siire 
Hadi bir de bunlarla çagir gelsin aslan heykelleri 
Oldurmanin yikmanin yeniden yapmanin aslan heykelleri 
Olduran yikan yeniden yapan gözlerini seviyorum kaç kisi 
Bir senin gözlerin var zaten daha yok 
Ya bu basini alip gidis boynundaki 
Modigliani oglu modigliani 

Az sey degil seninle olmak düsünüyorum da 
Içimde bir sevinç dallaniyor kaç kisi 
Bir geyik kendini çiziyor karanliga sonra kayboluyor 
Karanlik maranlik ama iyi seçiliyor 
Yorgan toplanmis bacaklarin seçiliyor 
Bir uçtan bir uca bacaklarinin aslan heykelleri 
Ayik gecemizi dolduruyorlar bir uçtan bir uca 

En olmiyacak günde geldin tazeledin ortaligi 
Alip kaldirdin bu kutsal ekmegi düstügü yerden 
Bunlar hep iyi seyler ya öte yanda 
Olsa yüregim yanmiyacak aslan heykelleri 
Ama yok aslan heykelleri var köpek 
Delikanli bir köpegi var onunla yatiyor 
Adalet Hanim iki kisilik karyolasinda 
Bozulmus burjuva ahlakina örnek"

"Güzelleme
Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların 
Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur 
Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü 
Bak bu sensin çocuğum enine boyuna 
Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki 
Sabahlara kadar koynumda yatmışsın
Bak bende yalan yok vallahi billahi 
Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur  
İşe bak sen gözlerin de burda 
Gözlerinin ucu da burda yaşamaya alışık 
İyi ki burda yoksa ben ne yapardım 
Bak çocuğum kolların işte çıplak işte 
Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün 
Gözlerin sabahın sekizinde bana açık 
Ne günah işlediysek yarı yarıya  
Sen asıl bunlara bak bunlar dudakların 
Bunların konuşması olur öpülmesi olur 
Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde 
Vapurdaydık vapur kıyıya gidiyordu 
Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu 
Uzanmış seni usulca öpmüştüm 
Hemen yanımızdan balıklar gidiyordu."

"Ülke
Saat Çini vurdu birden: pirinççç
Ben gittim bembeyaz uykusuzluktan
Kasketimi eğip üstüne acılarımın
Sen yüzüne sürgün olduğum kadın
Karanlık her sokaktaydın gizli her köşedeydin
Bir çocuk boyuna bir suyu söylerdi. Mavi.
Bir takım genç anneleri uzatırdı bir keman
Sen tutar kendini incecik sevdirirdin
Bir umuttun bir misillemeydin yalnızlığa

Yalnız aşkı vardır aşkı olanın
Ve kaybetmek daha güç bulamamaktan
Sen yüzüne sürgün olduğum kadın
Kardeşim olan gözlerini unutamadım
Çocuğum olan alnını sevgilim olan ağzını
Dostum olan ellerini unutamadım
Karım olan karnını ve önlerini
Orospum olan yanlarını ve arkalarını
İşte bütün bunlarını bunlarını bunlarını
Nasıl unuturum hiç unutamadım
Kibrit çak masmavi yanardı sesin
Ormanlara ormanlara yüzünün sesi
En gizli kelimeleri akıtırdı ağzıma
Şu karangu şu acayip şu asyalı aşkın
Soluğu kesen ağulayan ormanlarında
Yaşadım o kısa ve korkunç hükümdarlığı
Ve çarpıntılı yüreğim saçlarının akıntısında
Karadeniz'e karışırdı ordan Akdeniz'e
Ordan da daha büyük sulara

Geceyse ay hemen tazeler minareleri
Kur'an sayfaları satılan sokaklardan
Ölüm bir çeşit sevgiyle uçar
Ölüm uçar çocuk yüzlere
Ben o sokaklardan ne kadar geçtim
Damağımda dilinin yosunlu tadı
Önce buğulu sonra cam gibi parlak sonra buğulu yine
Bir takım tavşanları andıran bir takım su hayvanlarını
Pazartesi günlerini ve haftanın öbür günlerini
Yani salı çarşamba perşembe cuma cumartesi

Bir başak ufak ufak bildirir Konya'yı
O başakta o Konya'da seni ararım
Ben şimdilerde herşeyi sana bağlıyorum iyi mi
Altın ölçü çift ölçü ve altın karşılıksız
Para basma yetkisini Fırat'ın suyunu Palandöken'i
Erzincan'ın düzünü asma bahçelerin dibini
Antalya'nın denizini o denizin dibini
Beş türlü yengeç yaşıyan sularında
Çağanoz adi pavurya çingene pavuryası ayı pavuryası bir de çalpara
Bilinir ne usta olduğum içlenmek zanaatında
Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını
Sen kalabalıkta bulup bulup kaybettiğim kimya
Yokluğun gayri şurdan şuraya geldi
Bir günler şölenlerle egemen ülkende
Şimdi iri gagalı yalnızlıklar dönüyor
N'olur ağzından başlıyarak soyunmaya
Bir kez daha sür hayvanlarını üstüme üstüme
Çık gel bir kez daha yıkıntılardan
Çık gel bir kez daha bozguna uğrat"

"Göçebe
...

Biliyorsun ben hangi şehirdeysem
Yalnızlığın başkenti orası
...
Ey şiir arayıcısı ey esrik kişi
Şu son dönemecini de aşınca gecenin
Doğacak gün artık gündüze ilişkin değil
Bu ağartı ancak yürekle karşılabilir
Bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil
Tutsaksan ellerini sıvışır gibi zincirlerinden
Ve balyozla vursalar mısralarına
Soylu bir demir sesi yükselir
Soylu büyük ve mavi bir demir sesi
Ellerim egece yatısına çağrılmış
Ve
Teleşsız görünmeye çalışan bir Kafka gibi

Yüzüm giyotine abone

"KİŞNE KİRAZINI VE GÖÇ MEVSİM
...
konuşsun diyor bir ses
konuşsun ve yağsın ve terlesin ve yansın
konuş akkavakkızı dereden tepeden
yağmursa da karsa da yağ içindekini
düzmece töreler arasından
dağların büyük uğultusuna doğru
terle iliğindeki o en eski, o en etkin,
o en uyarıcı zambak vahşetini

ve sen, kıyı, yan! alart çevremizi.

"Sımsıcak Çok Yakın Kirli
...
Yabancım, diyorum birden, yabancım
Sevgili arkadaşım
Şimdi ben burdayım ya
Olmayabilirim az sonra
Her şeyi yüzüstü bırakabilirim
Bırakabilir miyim dersin
Bırakabilirsin
Sarışındır benim yabancım
İstesem ingiliz diyebilirim ona
Sarışındır
Saçları ikindiyle kırkılmıştır
Esmerdir
Kuşluk vaktini bir sancı gibi sokar göğsüne
Ağzının şafağında volkan gülleri
İstesem arap diyebilirim
Ve kumraldır
Ben istesemde istemesem de
Derin mırıltısı içinde teninin
İki çığlık halinde yükselir memeleri"

"Yüreğin Yaban Argosu
...
biri bir ilkokul öğretmeninin bir köşeye atılmış geceliğinden
birbirine yapışık iki kuş çılgın bir sevinçle
birdenbire bir çığlık
yakından, en yakından:
gör bizi dünya, görsene bizi!

bir çocuktun sen parıltılar yaratacaktın düzensizliğinden
bunun için belki de
masmavi bir örtü gibi bırakarak gölgeni
geçtin resim çeken söğütlerin içinden"

"Yunus ki sütdişleriyle Türkçenin 
...
Sen ki gözlerinle görmüştün 57'de 
Babanın parçalanmış beynini 
Kağıt bir paketle koydular mezara 
İstesen belki elleyebilirdin de 
Ama ağlamak haramdı sana 
O günler istesende istemesen de 
Boğazında buruldu kaldı Türkçe 
Mevsimlerin tülüne sarılı halde 
Yıllarca dinlendirdin acını 
Utandın ondan korktun bir bakıma 
Sakladın geleninden gideninden; 
Ve sen daha nice raslantılarla 
Nice suçsuzun başında bulundun ki 
Göğe urmak ister gözbebekleri 
Nice şair nice duyarlık elçisi"

"Kan var bütün kelimelerin altında
Posta arabalarından söz et bana
Kan var bütün kelimelerin altında
Ezop'un şu lanetli dilinden söz et
Kan var bütün kelimelerin altında
Umulmadık birgün olabilir bugün
Aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara
Bir çay söyle yağmurların kokusunda
Kan var bütün kelimelerin altında
İşte durup dururken şurda
Bir yelpaze gibi açıldı sesin
Güzün en gürültülü kanadında
Göğün en ince dalında
Kan var bütün kelimelerin altında
Umulmadık bir gün olabilir cumartesi
Çığlığındaki sessiz harfler
Dün gecenin ağırlığıdır damarlarında
Ne güzel konuşur sokak satıcıları
Fötr şapkalarıyla ne kalabalıktırlar
Ve çiçekçi kızlaırn göğüsleri
Daha suçsuzdur kırlangıç yumurtasından
Kan var bütün kelimeleirin ardında
Yaprağını dökecek ağaç yok burda
Ama ışık sökebilir olanca renklerini
Sürekli işbaşındadır bellepin
Tanık şairler arasında
Oyuncu arkadaşlar arasında

Yolculuk bir kafiye arayabilir
Atının kuyruğundaki düğümde

Ölüm bir kafiye arayabilir
Ak gömleğinde

Yol bir kafiye arar ve bulur
Dönemeçlerin benzerliğinde

Kan var bütün kelimelerin altında
Bir gül al eline sözgelimi
Kan var bütün kelimelerin altında
Beş dakka tut bir aynanın önünde
Kan var bütün kelimelerin altında
Sonra kes o aynadan bir tutam
Beyaz bir tülbent içinde
Koy iç cebine
Bütün bir ömür kokar o ayna
Kan var bütün kelimelerin altında
İşte o kandır senin gülüşün
Sızmıştır hayatın derinlerine
Siyahtır orda kırmızıdır
Daldan dala atlar
Sever çocuklara anlatılan masalları
Ama iş savunmaya gelince
Yalnız alevi savurur
Ve güneşin solmaz çekirdeğini
Yalnız doruklarda

Umulmadık bir gün olabilir bugün
Kan var bütün kelimelerin altında"

"Çay Bahçesi
24 Mayıs cumartesi
Burda bir çay bahçesinde
Duvarlar kuşlarla dolu,
Bilsen öyle yorgunum ki
Yalnız alnımı örtüyor uyku
İki çocuğuyla oturmuş
Karşı masada bir anne,
Beklediği tiren saati
Bir olanak arıyor kendine
Gözlerine dolan beyaz çiçekte
24 Mayıs cumartesi
Şehir adları sayıyor küçük kız,
Kendiyse belli
Yalnız adıyla besleniyor
Öyle solgun ki
Rüzgâr pıhtısı bir imbat
Kurşun akıtır gibi
Geçiriyor şehrin sokaklarından
Cüzamlı bir kıyının gözlerini"

"Düello
Bir düelloda
Daha büyük bir şey vardır
Ve daha acıdır bu
Ölümden de ölüm korkusundan da
Bakarsın dün en güvendiğin kişi
Karşı tarafın şahidi olmuş
İşte acıdır bu da
Ölümden de korkusundan da
Daha da acısı vardır ama
O da sevdiğin kadının
Karşı tarafı ziyaret etmesidir
Bu bir nezaket ziyareti de olsa
Düello gerçekleşmemiş de olsa
Acıdır bu
Ondan da ondan da
Daha da acısı
Kılıcın elinde
Alnında bir tutam güneş
Kalakalıyorsun ortada"

"Dört Mevsim
Bahar mezarına gömsünler sizi 
Yapraklar gibi buluştunuzdu 
Kokular gibi seviştinizdi 
Bahar mezarına gömsünler sizi 

Yaz mezarına gömsünler sizi 
İlk kezmiş gibi buluştunuzdu 
Son kezmiş gibi seviştinizdi 
Yaz mezarına gömsünler sizi 

Güz mezarına gömsünler sizi 
Salkımlar gibi buluştunuzdu 
Ağular gibi seviştinizdi 
Güz mezarına gömsünler sizi 

Kış mezarına gömsünler sizi 
Sokaklar gibi buluştunuzdu 
Çarşılar gibi seviştinizdi 
Kış mezarına gömsünler sizi"

"Uçurumda Açan
Aşktın sen, kokundan bildim seni 
Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu 
Taşıttan indin, sonra da karşıya geçtin 
Elinde tuhaf bir çanta, saçında soku 

Akıl almaz işleri şu zambakgillerin 
Sokakta bir sövgü gibi akıp gittin 
Gözlerin sonsuz uzun, sonsuz çekikti 
Baksan uçtan uca Çin Seddi'ni görebilirdin 

Yanındaki adam mutlaka kardeşindir 
İstanbul öyle ağırbaşlı bir kent değildir 
Aşktın sen, gidişinden bildim seni 
Neye yarar sağduyuyu aşmazsa şiir 

Birbirinizi kucaklarken neye yarar 
Kucaklamıyorsak eski, yeni sevgilileri 
Diyorum çoğunca evli kadınlar 
Bu yüzden ölü yıkayıcısıdırlar 

Bilir misin acaba ne demiş tilki? 
Kişi bir anda nasıl çarpılıverir 
Kuliste yarasını saran bir soytarı gibi 
Giderek nasıl anlaşılmaz olur sözleri 

Ömer ki gölü balığı için değil 
Kamışı için vergilendirdi 
Ama değnek vurulurken zavallı uğruya 
Yüzüne ve neresine değmesin derdi 

Selam size büyük durumlar, doruk anlar 
Dağ görgüsü kazanır Ağrı'yı bir kez görse de kişi 
Marmara'dan yirmi yılda çıkaramayacağı gerçeği 
Okyanusu beş dakika seyretmekle kavrar 

Belki de biraz geç rastladım sana 
Ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza 
1929 buhranı bile geç gelmemiş miydi 
Eksikliğe mi alışmışız, mutsuzluğa mı yoksa 

Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu 
Ağır uykusu aldatılımış olanın 
Ve aldatanın delik deşik uykusu 
Taşıttan indin, sonra da karşıya geçtin 

Divan, Nazım Hikmet, İkinci Yeni 
Kaç gündür adını düşünüyorum 
Ne demiş uçurumda açan çiçek 
Yurdumsun ey uçurum"

"Fotograf

Durakta üç kişi
Adam kadın ve çocuk

Adamın elleri ceplerinde
Kadın çocuğun elini tutmuş

Adam hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

Kadın güzel
Güzel anılar gibi güzel

Çocuk
Güzel anılar gibi hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi güzel"

"Behçet Necatigil Şiirlerini Nereye Yazardı / Cemal Süreya

Renksemez camgöz
Hep arka pencereden baktı,
Orada, oralarda sabah akşam
Solgun ay altında kasımpatı

- Nereye mi yazardı dizelerini
Bir şey çıkmamış biletlerin kenarına yazardı.

Bir kapı mı açılıyor
Hemen menteşeye kayardı gözleri
Küçük ev aletleri kerpeten mengene
Giderek onda alışkanlık yarattı

- Nereye mi yazardı dizelerini
İlaç kutularının üstüne yazardı.

Yazısı 1928 yazısı
Atatürk'ün elyazısı
Ama sıkılganlıktan mı neden
Fazlaca bastırılmış bir yazı

- Nereye mi yazardı dizelerini
Kağıt peçetelere yazardı.

Çiğnediği sözcükler, ağzının kenarında
Salya değil köpük halinde toplanırdı
Ve zarif kemerini örtme duygusuyla
Şal gibi aşağı akardı boyunbağı

- Nereye mi yazardı dizelerini
Plastikten oyuncakların üstüne yazardı.

Koca Barbaros'a karşın
Beşiktaş biraz odur artık,
Küçük bir oda versinler
Kehribar yüzü öylece kalsın

- Nereye mi yazardı dizelerini
Tırnaklarının üstüne yazardı."

"8.10 Vapuru
Sesinde ne var biliyor musun 
Bir bahçenin ortası var 
Mavi ipek kış çiçeği 
Sigara içmek için 
Üst kata çıkıyorsun 

Sesinde ne var biliyor musun 
Uykusuz Türkçe var 
İşinden memnun değilsin 
Bu kenti sevmiyorsun 
Bir adam gazetesini katlar 

Sesinde ne var biliyor musun 
Eski öpüşler var 
Banyonun buzlu camı 
Birkaç gün görünmedin 
Okul şarkıları var 

Sesinde ne var biliyor musun 
Ev dağınıklığı var 
İkide bir elini başına götürüp 
Rüzgarda dağılan yalnızlığını 
Düzeltiyorsun. 

Sesinde ne var biliyor musun 
Söyleyemediğin sözcükler var 
Küçücük şeyler belki 
Ama günün bu saatinde 
Anıt gibi dururlar 

Sesinde ne var biliyor musun 
Söylenmemiş sözcükler var"

"Edip Cansever

Yeşil ipek gömleğinin yakası
Büyük zamana düşer.

Her şeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever."

"1994 ELİYLE, 
SAMANYOLU'NA

Yaşadım, Tanrım,
Yarım ve uluorta,
Bir dahaki hayatta,
Varsa öyle bir hayat,
Şiir yazar mıydım,
Bilmiyorum.

Ama kadınlar, Tanrım,
Öyle sevdim ki onları,
Gelecek sefer
Dünyaya
Kadın olarak gelirsem,
Eşcinsel olurum."

"Turgut Uyar
Ak odada oturur
Kapısı penceresinden çok

Gözlerinde yıldızlar
Serin yerde durur

Bir elinde kadeh
Öbürünü yarasına bastırır

İnşaattan ses gelir
Bir şeyi okşar gibidir

Uzanıp durmuş mahçup
Işığagöçerin şarkısı

Dönülmez dizeler içinde
Onunkiler gülaçılır

Öldüğü gün
Hepimizi işten attılar"



Hiç yorum yok:

Tema resimleri nicolas_ tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.