Honoré De Balzac Vadideki Zambak

Vadideki Zambak benim Balcaz'dan okuduğum ikinci kitap. Fakat ben bu kitabı okurken kendimi zorlayarak okudum. Çünkü ana karekteri sevemedim. Ve olaylar bakımından beni pek tatmin edemedi. Belki benim beklentim yüksekti fakat okurken gerek çeviri bakımından gerekse Balzac'ın ağır dili bakımından beni yordu. Sadece sonraları akıcıydı. Ve son mektubu okurken Felix'i benim gibi düşünen biri daha olmuş dedim ve Natalie De Manerville, kalbimi fethetti.
Ana karekterimiz olan Felix kötü bir çocukluk geçirmiştir. Ailesi tarafından dışlanmış, annesi ona sevgisini vermemiştir. Ondan beş yaş büyük ve çok güzel bir çocuk olan kardeşi Charles annesi ve babası tarafından şımartılmakta, evde bir kal gibi herkese hükmetmektedir.
Okuma yazmayı öğrenince annesi onu, zekâ özürlü özel eğitim gören çocukların gittiği bir okula gönderir. Orada sekiz yıl kalır ve bu süre içerisinde ailesinden kimseyi görmez. Tam bir tutsak hayatı yaşar. Kendisine verilen cep harçlığı ancak kırtasiye masraflarını karşılamaktadır. Boş zamanlarını kitap okuyarak ya da bir ağaç altında hayallere dalarak geçirmektedir. Okuldaki başarısından ötürü büyük ödüller alsa da ödül törenine ailesinden kimse gelmez. Anne ve babasına uzun uzun duygulu mektuplar yazsa da, cevaplar hep azarlayıcı olur. Okuduğu okulun öğretim sisteminin değerinden kuşkuya düşen babası, onu Paris’teki bir okula yerleştirir. Artık hiç harçlık da vermemektedir. Liseyi bitirince babası onu Paris’te hukuk fakültesine yollar. Ona yine çok az bir harçlık vermeye devam eder. Yakında Bourbon hanedanının yine tahta çıkacağı söylentileri vardır. Paris yakın tehlikeler içindedir. Bu nedenle ailesi onu Paris’ten uzaklaştırır. Felix, yirmi yaşını geçtiği halde hastalıklı, cılız ve ufak tefektir. Arzularla dolu olan ruhu, hastalıklı görünen bu vücutta çırpınıp durmaktadır. Vücutça bir çocuk fakat kafaca bir ihtiyar olgundur. Annesi, egoist, kumarbaz, kupkuru bir kadındır. O günlerde bazı siyasal olaylar da ortaya çıkmaktadır. Herkes Fransa tahtının mirasçısı olan prensleri için şenlikler düzenlemektedir. Felix de prensin şerefine verilecek bir baloya gidecektir. Baloda hayatının aşkı olacak kadına rastlar. Onu dansa kaldırma cesaretini gösteremez. Gidip bir kenara oturur. Biraz sonra yanına gelip oturan bu kadının güzelliği karşısında dayanamayıp onu omuzundan öper. Kadın sinirlenerek oradan uzaklaşır. Felix sevginin ne olduğunu bilmeden bu güzel kadına âşık olmuştur. Ruhen mutludur, fakat görüntüsü hasta gibidir. Ailesi onu hava değişimi için bir ahbaplarının kırlar içindeki şatosuna yollar. Kırlarda dolaşırken o güzel kadın mutlaka buralarda oturmakta diye hayaller kurmaktadır. Bir gün bir ceviz ağacının altında oturarak vadiyi seyretmekteyken ilerideki beyaz noktanın o olduğunu onun hayalindeki “vadideki zambak” olduğunu anlar. En sonunda bir gün vadideki beyaz zambakla tanışma olanağını bulur. Sevdiği kadın bir kontestir ve ondan yaşça oldukça büyüktür. Beyazlamaya başlamış saçlarla çevrili güzel yüzünde büyük bir hüzün vardır. Felix biraz sonra odaya gelen çocukları görünce kadının yüzündeki hüznün nedenini anlar. iki çocuk da son derece çelimsiz, sanki hastalıklı gibidirler. Monsieur de Mortsauf kadının kocasıdır. Ancak kırk beş yaşlarında olmasına rağmen altmış yaşında bir adam görünümündedir. Çünkü bu adam 18. yy sonlarında kopan fırtınalardan yıpranmıştır. Saçları dökülmüş, favorileri ise beyazlamıştır. Aşın bir kral taraftandır. Bu cansız çocukların dünyaya gelmesinden kendisini de sorumlu tutmaktadır. Yüzündeki ifadedeki acılığın nedeni budur. Doktorların bu çocuklar için ümitsiz konuşması adamcağızı yıkmıştır. Soyluluk unvanının günün birinde kısırlaşarak tarihe karışması onu çok üzmektedir. Fransa’dan kaçıp yabancı bir ülkeye sığınınca öğrenimi de yarım kalmıştır. Yan aç yan tok halde yaya olarak yapılan uzun yürüyüşler sağlığını bozmuş, cesaretini kırmıştır. On iki yıllık bir hasret ve sefaletten sonra ülkesine geri dönebilmiştir. Dünyaya gözlerini servet içinde açan bu adam, şimdi fakirdir. Otoritesiz ve geleceği sönmüş bir haldedir. Elinde kala kala bir çiftliği kalmıştır. Bu çiftliğe yakın bir yerde Givry şatosunda oturan Lenoncourt ailesi, Comte de Mortsauf un sürgünden döndüğünü haber alınca, onu evlerine konuk etmişlerdir. Lenoncourtlar görkemli servetlerini kaybetmişlerdir. Kont unvanı olduğu için Mortsauf kızları -için yabana atılır bir kısmet değildir. Kızın da kabul etmesiyle bu evlilik gerçekleşir. Aynca teyzesi kızlarına oturacak bir yeri olsun diye şatosunu armağan eder. Kont Felix’in ailesini tanımakta ve bu nedenle ona iyi davranmaktadır. Felix ise ondaki bilgi eksikliklerini gördükçe hayrete düşmektedir. Onunla sıkı bir dostluk kurmaya çalışır. Kont çabucak sinirlenen ruh sağlığı bozuk bir adamdır. İstekleri yerine gelmediği zaman sinir krizleri geçirmekte, etrafa saldırarak ağza alınmayacak sözler söylemektedir. Felix bir gece böyle bir sahneye tanık olur. Bu olay kontesle Felix’i birbirine daha çok yakınlaştırır. Kontes bu durumdan kimseye söz etmemesini söyler. Felix, o gece kontese aşkını itiraf edip ona hayatını anlatır. Kontesin hayatı da acılar içinde geçmiştir. O da sevgisiz ve zalim bir annenin elinde büyümüştür. Kocası onu çok sevmesine rağmen kaba bir adamdır. Adeta çift kişiliklidir. Bu mahvolmuş adamın arada bir tutan sinir nöbetleri, cimriliği, evinin ihtiyaçlarını karşılamayışı, beceriksizliği ve bu sağlıksız çocuklar kontesin mutsuzluk nedeni olmuştur. Onu bu adamla evlenmeye sevk eden şey ise, mutsuzlara duyduğu sempatidir. Son görüşmelerinden bir süre sonra yeni hükümet konta mareşallik unvanı, Saint-Louis haçı verir ve dört bin franklık bir maaş bağlar. Kontes ise büyük bir mirasa konmak üzeredir. Eline yüz bin frank geçmiştir. Kontes artık oğlunun eğitimine özen göstermesi gerektiğini çünkü onun hem kocasının hem de kendisinin ailesini temsil edeceğini söylemektedir. Felix’e de Paris’e giderek öğrenimini tamamlamasını ona kendisinin ve annesinin her konuda yardım edebileceğini söylemektedir. Kont artık yeni arazisindeki işlerle meşguldür. Kontes, çocuklar ve Felix ise, sık sık kırlarda yürüyerek onu ziyarete gitmektedir. Bu yürüyüşlerle aşkları iyice güçlenir. Felix bu evde 3 ay geçirmiştir. Artık Paris’e gitme zamanı gelmiştir. Kontes ona, Paris hayatında yapması gerekenler ve yapmaması gerekenleri anlattığı bir mektup yazar. Bu mektup sayesinde Felix, Paris hayatında yükselişe geçer. Kontesin babası onu krala takdim eder. Böylece Felix kralın yakınlığını kazanır. Artık onun direktiflerini yerine getirmeye başlamıştır. Bu durum ise Napoleon’un adamları tarafından izlenmesine yol açar. Bu hoşuna gitmez, izini kaybettirmek için oradan oraya kaçar. Durumu öğrenen kont, kralcılık damarı kabararak onu şatolarına götürür. Sekiz ay sonraki bu karşılaşma kontesi çok duygulandırır. Onun için çok dua ettiğini söyler. Felix sevgili zambağına kavuştuğu için çok mutludur. Kontes'in ısrarıyla tekrar Paris’e döner. Kral onu sormakta ve ona çok güvenmektedir. Felix Danıştay Dilekçeler Dairesi yöneticiliğine atanır ve XVIII. Louis’nin sarayında gizli bir görevi üstlenmiş olur. Kontes yanılmamıştır. Felix yükselmektedir. Kral ona maaşından başka ayda bin frank vermekte ve sık sık bağışlarda da bulunmaktadır. Bu umulmadık yükselme karşısında ailesi Felix’le övünmeye ve onu evlat olarak kabul etmeye başlamışlardır. Burada kontesle mektuplaşmaları sürmektedir. Ondan başka hiçbir kadın Felix’i kendisine bağlayamamaktadır. Kral bu durumun farkındadır. Felix’e altı ay izin vererek dinlenmesini söyler. Felix çılgın gibi sevdiği kadının yanına gider. Artık çok değişmiştir. Vücudu gelişmiş, kendine güveni artmıştır. Kontes onu çok sıcak karşılar. Kontun ise huysuzluğu iyice artmıştır. Kontes artık ondan bıktığını ona çocukları için katlandığını yüksek sesle dile getirmektedir. O gün akşama doğru kont hastalanır. Doktor onun çok tehlikeli bir hummaya yakalandığını söyler. Kontes kocasının hastalığından kendini sorumlu tutup, vicdan azabı çekmektedir. Kont elli iki gün ölümle pençeleşir. Felix ve kontes nöbetleşe olarak ona bakarlar. Bu fedakarlık onları iyice birbirlerine bağlar. Felix artık evin bütün işlerini de yapmakta, kahyalık görevini de sürdürmektedir. Kont yavaş yavaş iyileşmeye başlamıştır. Bu ise eski huysuzluklarını tekrar canlandırır. Kral ise Felix’i çağırmaktadır. Kontes bu duruma üzülür. Felix o günlerde sarayın salonlarında, meşhur Lady Arabelle’e rastlar. Bu soylu ve çok zengin kadın çok da güzeldir. Kocasını ve iki oğlunu İngiltere’de bırakıp gelmiştir. Felix’in kontese olan bağlılığı Lady Arabelle’in dikkatini çeker, ihtirasını körükler. Felix ondan ne kadar uzak durursa kadın da onun o kadar üstüne düşer. İstediği anda onun metresi olabileceğini söylemektedir. Bir gece onu evinde yatak odasında bulur. Aralarında tutkulu bir aşk başlar. Felix’i hayatını bile verebilecek kadar çok sevdiğini söylemektedir. Felix şehvetli bir aşkla kutsal bir aşk arasında mücadele etmektedir. Lady Arabelle vücudunun sevgilisi, kontes ise ruhunun sevgilisidir. Birgün Felix kontesi görmeye gider. Her şeyi öğrenen kontes onu çok soğuk bir biçimde karşılar. Ona son derece kırgındır. Sağlığı da bozulmuştur. Sürekli olarak midesi ağrımaktadır. Felix ona yalvararak tek sevdiğinin o olduğunu söyler. Kontes de işte ben bu sözleri duymak istiyordum diyerek ağlamaya başlar. Suçlu olduğunu bu üzüntüleri hak ettiğini söyler. Çünkü Felix’i kocasından hatta çocuklarından bile çok severek günah işlemiştir. Paris’e dönen Felix kontesin ağır hasta olduğunu duyup hemen onun yanına koşar. Biricik aşkı ölüm döşeğindedir. İki sevgilinin karşılaşması son derece hüzünlü geçer. Kontes ölümünden sonra okunmak üzere Felix’e bir mektup verir. Bu mektupta kocasıyla çocuklarını ona emanet etmekte, ilerde kızıyla da evlenmesini istemektedir. Felix üzüntülerini giderecek bir liman olarak gördüğü Madeleine’nin annesinin ölümünden kendisini suçladığını ve ondan nefret ettiğini öğrenir. Kız ondan bir daha buraya gelmemesini ister. Paris’e dönen Felix’e Lady de ilgisiz davranır. Çok genç yaşta büyük acılarla karşılaşan Felix kendini çalışmaya verir. Bilim, edebiyat ve siyasetle uğraşır. Roman Felix’in Natalie’ye yazdığı mektupla ve onun verdiği cevapla son bulur. 
"Kendisi hakkında henüz hiçbir şey bilmediğimiz halde, onun gökyüzü için açtığını ve havasını faziletleriyle doldurduğu bu VADİDEKİ ZAMBAK olduğunu herhalde anlamışsınızdır bile."
"Sevilmek, sevdiğiniz kimsenin bizi anlaması, aziz çocuk, en büyük mutluluktur."
"Hayatta birçok defalar başkalarına faydalı olacak, onlara yardım edecek ve bu iyiliklerinizi mükafatını göremeyeceksiniz. Fakat, dünyada herkesin nankör olduğunu söyleyerek yakınan kimseleri taklit etmeyiniz."
"Gerçek nezaket ve görgü içten gelir."
"Yapamayacağınız bir şeyi sizden isteyecek olurlarsa, hiç bir hasta umuda meydan vermeyecek şekilde kesin olarak reddediniz, fakat sonra yapmak istediğiniz şeyi kendiliğinizden yapınız."

Hiç yorum yok:

Tema resimleri nicolas_ tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.