Franz Kafka Açlık Sanatçısı

Franz Kafka, yaşamın gerçeklerini kendi gözlemleriyle okurlarına sunar. Bunu yaparken sade bir dil kullansa da bazı yerlerde yaptığı alegorik anlatımlarıyla okuyucularını düşündürmeye iter. Ben eserlerini okurken onun yaşamının da bilinmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle de Açlık Sanatçısı öyküsünde bu daha çok hissedilir. Kitabın sonunda M. Kamil Utku 'nun yazdığı yazıda Franz Kafka'nın yemek düzenininden dolayı vereme yakalandığını anlamak da zorluk çekmiyoruz. Hayatın onun açısından zorluklarını özellikle de aile ilişkilerinden dolayı oluşan olaylardan dolayı besin düzenini bile değiştirdiğini görüyoruz.
Kafka'nın kurgusal metinlerinde de beslenme sorunları, pek çok incelemeye konu olmuşlardır. Dönüşüm, Açlık Sanatçısı gibi eserleri bu örneklerden sadece ikisidir. Kahramanların yemek yiyememe, yemekten bilinçli olarak vazgeçmeleri, besin bulma zorlukları gibi durumları eserlerinde anlatır.
Kafka vejetaryendir. Fakat yaşama tepki olarak bu durumdan vazgeçebileceğini ya da bu durumu benimseyebileceğini bize kanıtlar. 
Yemek yeme alışkanlığı onun düşüncelerine göre, yaşadıkları olaylara göre değişir.
Bu eser dört tane öyküden oluşur. İlk öykü, İlk Acı'dır. Bir trapez sanatçısı'nın yaşadıklarını anlatır. Trapez sanatçısı, sirk sahnelerinin yapıldığı yerde tepede yaşar. Zaten ihtiyaçları da azdır. Bu yüzden nöbetleşe bir kaç kişi onun isteklerini yerine getirmek için durur. Bu iş için tasarlanmış küçücük kapların içinde onun istekleri yukarı uzatılıyor, aşağıya inecek şeyler yine aynı kaplardan iniyordu. Trapez sanatçısının konuşabildiği kişiler, arada gelen meslektaşları ya da sirk için yapılan çalışmalarda gelen işçilerdi. Trapez sanatçısı için en zoru da iş için yapılan yolculuklardır. Trene biner ve düzeninin değişmesi onu rahatsız eder. (İşte düzen değişikliğinin sanatçıyı rahatsız etmesi yazarın hayatında da yaşadığı bir durumdur ve eserine de aktarmıştır.) Trende bagaj bölümünde oturarak kendini daha rahat hisseder. (Burada sanatçının tıpkı yazar gibi kendini başka bir dünyaya ait olduğunu hissetmesi anlatılır.) Bir gün menajerinden ağlayarak gösterileri için bir tane daha trapez ister. İşte bu istek onun ilk acısı olmuştur ve menajerinin de anladığı gibi de bunun devamı gelecektir. Sanatçının yüzünde oluşan ilk kırışıklık da bunun belirtisidir.
İkinci öykü ise, Küçük Bir Kadın'dır.
Küçük bir kadın ile anlatıcı arasındaki ilişkiyi anlatmaktadır. Bu küçük kadın, anlatıcıdan nefret etmektedir ve onun hayatını zehir eder. Anlatıcıdan bu durumdan kurtulmanın yollarını aramaya çalışır.
"Hem çevrede dolaşıp duran ve bir fırsatını bulduklarında konuyu karışmayı bekleyen öyle çok insan var ki!"
"Doğruları onaylamasa bile, kimi kararları hiç olmazsa beden diliyle gözlemek zorunda kalabiliyor insan."
Üçüncü öykü Açlık Sanatçısı'dır.
Bir zamanlar çok izlenen Açlık Sanatçısı gösterileri eski şöhretini kaybetmiştir. Kırk gün aç kaldıktan sonra yemek yemek için zorlanan Açlık Sanatçısı aslında kendi seçimiyle bu mesleği seçmiştir. Gösteriler eski rağbetinden azalınca artık sirkte çalışmaya başlayan Açlık Sanatçısı'nın söhreti burada da kısa sürer. Hayvanların yanındaki bir kafese atılır ve en sonunda kokmaya başlayınca artık oradan da alınarak yalnızlığına bırakılır. (Burada Dönüşüm eserinde de görüldüğü gibi "Farklı olmak dışlanmak demektir." mesajı yer almaktadır.)
"İşin doğrusu, bu tip kuşkuların açlık gösterilerinde bulunması zorunluydu, hiç kimse açlık sanatçısının başında gece gündüz nöbet tutamazdı çünkü. Bu yüzden sadece kendi tanıklarına dayanarak, açlık sanatçısının gösteri boyunca ağzına lokma koymadığına yemin edebilecek bir tek kişi bile bulunamazdı. Bu gerçeği bilebilecek tek kişi yine açlık sanatçısının kendisiydi, diğer deyişle, bu uzun gösterinin tek gerçek izleyicisi de yine kendisiydi. Fakat açlık sanatçısı da diğer bir açıdan asla tatmin olmuyor, kendisinden duyduğu hoşnutsuzluk onun bu denli zayıflamasına neden oluyordu. İşte bu hoşnutsuzluğu duymasa açlıktan böylesine zayıflamaz, onun bu zayıflığını görmeye katlanamayan nice kişinin gösterisinden üzüntüler içinde uzak kalmasına neden olmazdı. Aç kalmanın aslında ne kolay olduğunu bir tek kendisi biliyordu."
"Bu değerbilmezliğe, dünyanın değerbilmez oluşuna karşı koymak mümkün değildi. Bugüne dek tüm iyi niyetiyle, kim bilir kaç kaz menajeri dinlemek için kafesinin parmaklıklarına yaslanmıştı; fakat menajer o resimleri ortaya çıkardığı anda parmakları hemen bırakıyor, samanların üzerine inleyerek kendini atıyor, ancak bu andan sonra kalabalık yine parmaklıklara yaklaşarak gösteriyi izlemeyi sürdürüyordu."
Asıl sahtekar açlık sanatçısı değildi. Açlık sanatçısı gösterisine dürüstlükle devam ediyordu. Sahtekar olanlar insanlardı, açlık sanatçısını onlar aldatıyorlardı."
Dördüncü öykü ise, Şarkıcı Josephine ya da Fare Irkı'dır.
Josephine'in şarkılarını ve ıslıklarını diğerleri gibi olduğunu düşünseler bile onu dinlemeye her zaman gelirlerdi. Onları çeken bir şey vardı. Bu da Josephine'in şımarmasına ve isteklerini söylemesine neden olurdu. Her şeyi yaparlardı ama Josephine çalıştığında gösterileri için dinçli olamadığını söylediğinde, onun da herkes gibi çalışması gerektiğini söylediler. Josephine ilk isyan eder, şarkılarını, ıslıklarını azaltır ve en sonunda gösteri yapmamaya karar verir. Bu artık onları ilgilenmez ve Josephine'den vazgeçerek onu tarihe gömerler.
"Yaşam uğraşımız zorludur, günün sonunda tasalarımızı, kederlerimizi unutalım desek, bunun için müzik gibi kendi düzeyimizin çok üzerinde bir etkinliğe başvuracağımız da kuşkuludur."
"Fındık kırmak bir sanat değildir kuşkusuz, kimse bu işi yapmak için diğerlerini başına toplamaya yeltenmez. Yine de bunu yapan ve başaran biri varsa, orada fındık kırmaktan başka işler gerçekleşiyor demektir. Ya da yapılan iş sadece fındık kırmaktır ama bu denli güzel yapılmadığı için şimdiye dek üzerinde hiç düşünülmemiştir; sonra bir gün fındıkkıran kişi kalkıp bize bu yeteneğin iç yüzünü gösterivermiştir. Bu işi yapanın çoğumuzun becerdiğinden daha kötü fındık kırması, yaptığı gösteriye zarar vermediği gibi hatta yarar bile sağlayacaktır."
"Bizim yaşamımız diken üstündedir, gelen her yeni gün peşi sıra yeni şaşkınlıklar, korkular, kaygılar, umutlar taşıyor, gece gündüz baş vurabileceği dostları olmasa bir kişinin bu yaşama karşı ayak kalması mümkün değildir."
"Bir kişinin taşıması gereken yükün altında binlerce omuzun titreyip yıkıldığına tanık oluyoruz."
"İstekler onaylanır ve gerçekleştirilmeleri için çaba harcanır ama çok geçmez, her şey eski halini alır. Yaşamımız öyledir ki, çocuklar yürüyüp koşmaya başlar ve çevresini biraz gözlediği anda kendi kendisinin sorumluluğu taşımak zorundadır. Ekonomik dayatmalar sonucu, birbirimizden dağınık olarak yaşamak zorundayız.  Düşmanlarımız sayılamayacak denli çok. Her yere bizim için kurulan tuzakları öngörmek mümkün değil, bu yüzden çocuklarımızı yaşam kavgasından uzak tutmamak zorundayız, tersimi yapmak onları ölümün kucağına bırakmak demektir."


Hiç yorum yok:

Tema resimleri nicolas_ tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.