Attila İlhan Ben Sana Mecburum

Attila İlhan, ayrılık acısı temalı şiirleriyle tanınır. Fakat onun başka bir özelliği ise siyasete olan yatkınlığıdır. Attila İlhan dil bilgisi kurallarına uymayarak şiirlerini yazar. Örnek vermek gerekirse şiirlerine büyük harfle başlamıyor. Toplumcu şiire yeni boyutlar kazandırmıştır.
Şiirlerinde toplumsal olaylar destansı bir nitelikte işlenir. Ben Sana Mecburum eserinde de bu şiirlerle karşılaşırız. "ömer haybo'nun son günleri", "süleyman" gibi şiirlerinde bu etki vardır.
Mavi Dergisinde yazdığı şiirlerle II. Yeni şiirinin toplumla ilgilenmeyen bazı şairlerinin bu yanına karşı çıktı. Atilla İlhan’ın 1952-1956 yıllarında çıkardığı derginin adı olan “Mavi”nin etrafında toplanan Orhan Duru, Ferit Edgü gibi sanatçıların oluşturduğu bir edebi topluluk olan Mavi Akımı'nın temsilcilerindendir.
Bu sanatçılar, şairane bir sanat anlayışının temsilcisi olmuşlardır. Daha sonra Mavi dergisi Özdemir Nutku’nun yönetimine geçer ve Atilla İlhan’ın savunduğu toplumsal gerçekçiliğin (sosyal realizm) sözcüsü olur. Dergi, Nisan 1956’da çıkan 36. sayıdan sonra (Son Mavi) kapatılır.
Ben Sana Mecburum kitabında hem ayrılık gibi aşk acılarına yer vermiştir hem de o zamanlarda yaşanan siyasi olaylara yer vererek okuyucularına seslenir.
Kitap da en çok hoşuma giden ise şiirlerden sonra Attila İlhan'ın kendi şiirleri hakkındaki açıklamaları oldu. Kendi düşüncelerinden oluşan bu açıklamalar şiirlerinin neden, nasıl, hangi durumlarda yazıldığını açıklar. Bu açıklamalardan sonra şiirleri okuyunca şiirlerin daha iyi anlaşılmasını sağlıyor.
"boynuna o yeşil fuları sarma çocuk
gece trenlerine binme
kaybolursun
sokaklarda mızıka çalma çocuk
vurulursun"

"Süleyman
Öbür ışıkları getir hadi süleyman
Bulvarın ortasında dur bağırma
Senin için bir yağmur hazırladım
Hadi ışıkları getir yağdıracağım

Al bu nisan akşamını benimkini ver
Sual sorup durma sevmiyorum
Öbür ışıkları getir hadi getir
Karanlıktan korkuyorum karnım ağrıyor

O kadını da getirsene portakal yiyen
Porselen dişli kadını hani pantolon giyen
Dur dolmabahçe saatini dinleyeceğim
Onikiyi çalsın öyle getir hadi getir

Deniz fenerinden mi çalarsın işte çal
Kibrit mi tutarsın bilmem işte tut
Öbür ışıkları getir hadi süleyman
Sana yağmur hazırladım yağdıracağım

Sen kimsin süleyman bir de bu var"

"telsizci hamdi
ayın yirmi dördünde nairobi’de ol
ilk yağmurlarla birlikte geleceğim
eğer ben gelemezsem yağmurlar gelecek
otelin penceresinden duyabilirsin

akdeniz polisi telsizci hamdi’yi arıyor
dün gece şu masada beraber içmiştiniz
hani cebinde hiç büyük para taşımayan
boynunun üstünde başı fevkalâde eğreti
hani gözlükleri lüzumundan fazla temiz
tek kelime ispanyolca bilmediği halde
antonio machado’dan şiir okuyan adam
cebinde üçüncü mevki bir vapur bileti

işte yirmi sekizinci defa luna lunera
bir bardak madensuyu soğutulmuş
yirmi sekizinci defa yalnızım otelde
nedense muslukları hep açık bırakıyorlar
nedense artık ölmek istemiyorum"

"ömer haybo'nun son günleri
bir bıçak ısırmasın ömer haybo
dişleri çıtır çıtır çelik
yanılıp beyoğlu'na çıkmasın
topraklüle sokağını tutmasın
bütün şaraplar ölü kırmızı
bütün kadınlar çabuk
hiçbiri durduğu yerde durmuyor
ömerhaybo'nun gözü hiçbirini tutmuyor
haydut ömer haybo

her gün onsekiz sularında acı siyah beyaz
ondokuz ellibirde bir alman gemisini limandan çıkarıyor

yirmibir buçukta alkazar sineması'nda kötü seyirci
yarından sonra beklediğim ömer haybo
gelmeyecek ömer haybo
lionel hapton'a tutulmuş cazdan anlamaz
polis romanları yazıyor acaba neden yazıyor
parmak uçlarında bronz kuruşların madeni kirliliği
birkaç kere öldü ömer haybo
korsan ömer haybo

hangi şehirde olsa sabahları yabancı
boğulmuş geceler mahallesini bir türlü bulamıyor
hangi otobüse binmesi lazım bilemiyor yanılıyor
herkesin gittiği yer onun gitmeyeceği
terazi burcunun kötümser çocuğu
namuslu bıyıkları kirli siyah
ah ömer haybo"

"deprem bekcisi

miknatisli bir anten gibi tek tek 
gökyüzüne açilmis kirpiklerim
dilimde yanik yildizlarin tadi
ayakta ne uyku ne durak
bütün bir gece deprem bekledim
olmadik saatleri yokladim
hiç biri yerinden kimildamadi
deprem gecesini dörde katladim
karanlikta sustum büyük bekledim
ölüm biçak gibi parliyordu"

"sen burda bir yabancısın
bu rüzgarın tadı senin hiç tatmadığın
bu yolcular bilmediğin bir yerden geliyor
konuştukları dil ömrünce duymadığın
gözlerini sakla sen burda bir yabancısın
akşam tren raylarına yağmur yağıyor

devrilmiş bu sokak ayak basmadığın
çarmıha gerilmiş afişler ıslanıyor
karanlıkta bir kadın tanımadığın
bir şeyler söylüyor anlamadığın
şüpheli oteller üstüne geriniyor
sen burda bir yabancısın saklanmalısın
akşam tren raylarına yağmur yağıyor"

"ağustos çıkmazı
beni koyup koyup gitme, n'olursun
durduğun yerde dur
kendini martılarla bir tutma
senin kanatların yok
düşersin yorulursun
beni koyup koyup gitme, n'olursun

bir deniz kıyısında otur
gemiler sensiz gitsin bırak
herkes gibi yaşasana sen
işine gücüne baksana
evlenirsin, çocuğun olur
beni koyup koyup gitme, n'olursun

elimi tutuyorlar ayağımı
yetişemiyorum ardından
hevesim olsa param olmuyor 
param olsa hevesim 
yaptıklarını affettim
seninle gelemeyeceğim
beni koyup koyup gitme
ne olursun"


"utanmak
su korkusuna ugradigim geceler
yildizsiz geceler
İssiz bir ova isligiyla kulaklarima dolan
artik ne bir tek satir yaziyorum
ne bir tek satir okuyorum
herhangi bir kitaptan

gözlerim sonuna kadar karanliga acilmis
bir deniz feneri inat ve caliskanligiyla durup durup
kirik sakalli bir dag köylüsüne bakiyorum
damarlari dügümlü kuvayi milliyeci ellerine
ve göz kapaklarinin arkasindan
bir yeralti nehri gibi gizli gizli akan
devler yorgunluguna

utaniyorum..."

"Quand je parle d'amour mon amour vous irrite" aragon

"belma sebil
seni ben kallavi sokağı'nda gördüm
sen beni görmedin görmedin
kapıları çaldım adını sordum
söylemediler öğrenemedim
seni ben kallavi sokağı'nda gördüm
bir daha görmedim bilmedim
belma sebil adını yakıştırdım
aklıma geldikçe her sefer
gözlerinin mavisini bitirdim
saçlarının siyahına başladım

kallavi sokağı'nda güvercinler
benim karanlık istanbul'um
bir esnaf kahvesine oturdum
belma sebil ya geçti ya geçer
rüzgarını içime doldururum
kallavi sokağı'nda güvercinler
bunca yıl sönmemiş umudum
nisan değilse mayıs
perşembe değilse pazar
ben belma sebil'i bulurum"

"gece buluşması
sen istinye'de bekle ben buradayım
içimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git
çünkü ben buradayım karanlıktayım

çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
şarabım bütün ekşi suyum soğuk
yanımda olmadınmı seni seviyorum
belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git

yüzünü ıslatmadan ağlıyabilir misin
gece yarıları telefon ettin mi hiç
karanlık adamlar hüviyetini sordu mu
ben senin olmadığını arıyorum
belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git

yabancı gibisin miyop gözlerin kısık
bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor
sana ait ne varsa hiçbiri benim değil
belki ölmek hakkımı kullanıyorum
belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git"

"ben sana mecburum
sana mecburum bilemezsin
adini mih gibi aklimda tutuyorum
buyudukce buyuyor gozlerin
ben sana mecburum bilemezsin
icimi seninle isitiyorum

agaclar sonbahara hazirlaniyor
bu sehir o eski Istanbul mudur
karanlikta bulutlar parcalaniyor
sokak lambalari birden yaniyor
kaldirimlarda yagmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun

sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir aksamustu ansizin yorulur
tutsak ustura agzinda yasamaktan
kimi zaman ellerini kirar tutkusu
birkac hayat cikarir yasamasindan
hangi kapiyi calsa kimi zaman
arkasinda yalnizligin hinzir ugultusu

Fatih`te yoksul bir gramofon caliyor
eski zamanlardan bir cuma caliyor
durup kose basinda deliksiz dinlesem
sana kullanilmamis bir gok getirsem
haftalar ellerimde ufalaniyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun

belki Haziran`da mavi benekli cocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir sileb siziyor issiz gozlerinden
belki Yesilkoy`de ucaga biniyorsun
butun islanmissin tuylerin urperiyor
belki korsun kirilmissin telas icindesin
kotu ruzgar saclarini goturuyor

ne vakit bir yasamak dusunsem
bu kurtlar sofrasinda belki zor
ayipsiz fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yasamak dusunsem
sus deyip adinla basliyorum
icimsira kimildiyor gizli denizlerin
hayir baska turlu olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin"

"yanlış yaşamak
yanilmis bir kapiyim simsiyah
kendi üstüme kapaniyorum
seni paris'te kaybettim
yanlis bir yerde ariyorum
bozdugum her saat
içimi büsbütün daraltiyor
hiçbir mutlulugum kalmadi
ne biraktiysan harcadim
inge bruckhart
resimlerine bakamiyorum

yanlis bir bulut çogaliyor
aksamlari yanilmis içlerime
agzimda bozuk bir pil tadi
o korku degil artik bu yasadigim
telefon zillerine dolasarak
bak ne ben leipzig'deyim
ne de sen istanbul'da
ne depart kahvesi'nde çay içiyoruz
ne tiryaki köpek'te sarap
seni görmeden ölecegim
bir daha görmeden
inge bruckhart
zaten kaç yildir yasamiyorum

hep yanildik mi kimbilir
inanmak geliyor içimden
o yanlis tren bindigimiz midir?
azala azala unutuldugumuz
hani leipzig gari'nda biten
yine yanlis mi yasiyoruz
karanligimizi avuçlarimiza öksürerek
sen bir kadin issizligina kosulmul
yaridan fazla mavi gözlü
eylülden eylüle gülümseyen
ben görünmez raylara dügümlü
garlarda yankilanan bir erkek
degerinden eksigine bozulmus

ölüversek mi ne
en büyük yanlisligi benimseyerek
gizli bir nem sinmemis mi ellerine
ya saçlarin fena halde sonbahar
yanlislar prensesi inge bruckhart
yine merne üzerine kar yagiyor
geceleyin bembeyaz ihlamur agaçlari
yanildikça lüzumsuzlugunu anlayip 
insan yasadigindan utaniyor
uykularimizda yanlizlik korkulari
disimiz en küstah yanlisliklar
içimiz en baska türlü ayip"

"İl reste ce je ne sais quoi de beau qui nous dévore l'oubli de la douleur de la vie et la mort" v.nezval


Hiç yorum yok:

Tema resimleri nicolas_ tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.