Nigel Warburton Felsefenin Kısa Tarihi

Felsefe, çoğu kişinin bu konular sıkıcı ya da bunları okursam elime ne geçecek düşüncesini oluşturan bir daldır. Felsefe kitapları okurken sanki kendinizi atasınız gelir. "Zaten kitap okumak beni yoruyor bide bunları mı okucam?" gibi cümleler kurduğunuzun da farkındayım. Fakat bu kitabı okurken sizin sıkılacağınızı düşünmüyorum. Çünkü bu kitapta kişileri bölümler olarak ayırmış ve sizin anlamanızı kolaylaştıracak şekilde örneklerle açıklamıştır. Ben de her bölümün özetini yaparak hem felsefe akımlarını kısaca anlatcam böylece kişilerin daha kolay anlaşılmasına yardımcı olur.
Bölüm 1 Soru Soran Adam Sokrates ve Platon
Sokrates ile felsenin tarihi başlar. Fakat ondan önce de filozoflar vardır. Malesef bu filazoflar onun kadar etkili olamadılar. Çok fazla soru sorduğu için ölüme mahkum edildi.
Zaten kendisini insanı tatsız biçimde ısıran yapışkan bir at sineği olarak görüyordu. Bu at sinekleri rahatsız edicidir ama ciddi bir zarar vermezler. 
Sokrates, insanların gerçekte anladığı şeyin sınırlarını açığa çıkarmayı ve yaşamlarının temeli yaptıkları varsayımları sorgulamayı seviyordu. Onun için önemli olan insanların bilgilerini sorgulaması ve ne kadar az bir şey bildiklerinin farkına varmasını sağlamaktı.
Onun değer verdiği bilgelik türü, akıl yürütmeye ve sorular sormaya dayanır, önemli biri doğru dedi diye bir şeye inanmaya değil. Onun için bilgelik, neyi bilebileceğimizin sınırlarını da içererek, varoluşumuzun gerçek doğasını anlamayı kastediyordu.
Yaşamın ne yaptığımızı düşünürseniz yaşamaya değer olduğunu söyler.
Kendisinin yazdığı bir eser yoktur çünkü ona göre konuşmak yazmaktan daha iyiydi. Yazılı sözcükler insana karşılık vermez; onlara açıklama yapamaz. 
Öğrencisi Platon, hocasının insanlar arasında geçen diyalogları kaleme almıştır. 
Platon, dünyanın gerçekte nasıl olduğunu yalnızca filazofların anladığını düşünür. Çünkü filazoflar dünyayı düşünmeyle keşfederler. Bu fikri anlatmak için Platon bir mağarayı betimler. Bu mağarada, yüzleri duvara dönük, zincirlere bağlı insanlar vardır. Önlerinde, gerçek şeyler olduğuna inandıkları titreşen gölgeleri görebilirler. Fakat gördükleri arkalarında yanan bir ateşin nesnelerin meydana getirdiği gölgelerdir. Onlara göre bu gölgeler, gerçek dünya olduğunu düşünerek geçirirler. Sonrasında içlerinden biri zincirleri kırar ve ateşe doğru döner. İlk başta şaşırır fakat sonra sendeleyerek çıkar ve nihayet güneşe bakabilir. Mağaraya döndüğünde gerçek dünya ile anlattıklarına kimse inanmaz. Zincirlerini kıran kişi bir filazof gibidir. 
Platon'a göre dairenin ne olduğunu anlamak istiyorsak ilk başta daire Formuna odaklanmamız gerekmektedir; fakat bunu görsel yoluyla deneyimleyebildiğimiz ya da çizdiğimiz gerçek dairelere değil.
En önemli eseri olan Devlet'te hayali bir mükemmel toplum betimledi. Filozoflar en tepede olacak, özel bir eğitim alacak fakat yönettikleri yurttaşlar uğruna kenfi zevklerini bir yana bırakacaklardı. Onların altında, ülkeyi korumak üzere eğitilmiş askerler, onların altında da çalışan kesim olacaktı. Ne yazık ki onun toplum modeli son derece anti-demokratikti ve insanları yalanların ve gücün birleşimiyle kontrol altında tutuyordu. Çoğu sanatı, gerçekliğin dışında olduğu için yasaklamıştır. Bugün bizim totaliter devlet olarak adlandırdığımız durumdur. 
Bölüm 2 Hakiki Mutluluk Aristoteles
Aristoteles'e göre hakiki mutluluk kısa süreli bir haz değildir. O çevresindeki her şeyi ayrıntısıyla incelerdi. 
Platon, soyut düşünmek gerektiğini söylerken Aristoteles, gerçek dünyaya (somut şeylere) bakmamız gerektiğini söyler.
"Mutluluğu arayın"
İnsanlar kendi seçimlerini kendileri yapar. Ne yapacağımıza ve olacağımıza kendimiz karar veririz. 
Aristoteles bir insan için en iyi yaşam şeklinin aklımızın güçlerini kullandığımız bir yaşam olduğu sonucuna varmıştır.
Kontrolümüz ve bilgimiz dışındaki tüm olaylar mutluluğumuzu etkiler. Aristoteles, mutlu olmak için doğru karaktere sahip olmamız gerektiğini düşünür. 
Aristoteles her erdemin iki uç arasında olduğunu düşünmüştür. Bir ucunda cesaret diğer ucunda korkaklık varsa bizim ortada bir yerde olmamız gerektiğini söyler. Bu onun Altın Orta öğretisi olarak bilinir. Fakat dürüstlük gibi konularda Altın Orta yoktur. Ya yalan söylersin ya da doğruyu. Bir de her insan aynı duygulara sahip değildir. Bu yüzden Altın Orta'nın kusurları vardır.
"Yaşamdan aldığımız hazzı artırmanın yollarını aramak yerine, daha iyi bir insan olmalıyız. Doğru şeyleri yapmalıyız."
Aristoteles'in dünyaya ilişkin görüşleri çoğu alim tarafından sorgusuz sualsiz kabul edildi. Fakat bu Aristoteles'in araştırmasının doğasına aykırıydı. Ona göre bilgi sorgulanmalıydı.
Bölüm 3 Hiçbir Şey Bilemeyiz Pyrrhon
Pyrrhon hayata söyle yaklaşırdı. Duygularımıza tamamen güvenemeyiz çünkü bazen bizi aldatırlar. Ona göre her şey bir yargı meselesiydi. 
Hiçbir şeyi kesin olarak bilemeyeceğimizden, tüm yargılarımızı askıya almalı ve hayatımızı yargılardan kaçınarak yaşamalıyız.
İstediğinizi elde edemeyince mutsuz olursunuz. Ne var ki bir şeyin diğerinden daha iyi olduğunu bilemezsiniz. Dolayısıyla mutlu olmak için kendimizi arzularımızdan kurtarmamız ve işlerin nasıl sonuçlanacağıyla ilgilenmememiz gerekir.
Onun yaklaşımının temel zayıflığı, "hiçbir şeyi bilemeyiz"le başlayıp "tehlikeli bir şey karşısındaki içgüdülerinizi ve hislerinizi yok saymalısınız" sonucuna ulaşmasıdır. Bir çok tehlikeden içgüdülerimiz sayesinde kurtuluruz.
Bölüm 4 Bahçe Yolu Epikuros
Epikuros'a göre felsefenin amacı, daha iyi bir hayata sahip olmak ve mutluluğa ulaşmaktır. Felsefenin pratik olması gerektiğine inanıyordu. İnsanın yaşamını değiştirmeliydi. Bundan dolayı insanların öğrendiklerini pratiğe dökmesi gerektiğini söyler.
Ona göre hayatın anahtarı, hepimizin aradığı şeyin haz olduğunu fark etmektir. Yaşamınızdan acıyı çıkarmak ve mutluluğu artırmak yaşamı daha iyiye götürecektir.
Epikuros'un mutluluk tarifi arzularınızı basitleştirmektir. O zaman daha kolay tatmin olursunuz ve ilgilendiğiniz şeylerden keyif almaya başlarsınız.
Bölüm 5 Önemsememeyi Öğrenmek Epiktetus, Cicero, Seneca
 İlk Stoacı, Kıbrıslı Zenon'du. Erken dönem Yunan Stoacılarının, gerçeklik,mantık ve etiğe ilişkin geniş bir felsefi problemler alanında görüşleri vardı. Onlar sevdikleri biri ölse bile duygularına kapılmamalıydı. Başımıza gelen şeyler çoğu zaman kontrolümüz dışında olsa da, ona ilişkin tutumumuz kontrolümüz dahilindedir. Stoacılara göre duyguların akıl ve mantığı bulandırdığına ve yargılama gücüne zarar verdiğine inanmışlardır.
Cicero, Yaşlılık Üzerine adlı kitabında yaşlılığım getirdiği 4 sorundan bahsetmiştir.
Seneca, sorun hayatlarımızın kısa olması değil, birçoğumuzun zamanı kötü kullanmasıydı. Aslında doğru seçimleri yaparsak, boş işlerle zaman harcamazsak hayat genellikle birçok şeyi yapabileceğimiz kadar uzundur.
Bölüm 6 İpler Kimin Elinde? Augustinus
İnsanın bir sonraki adımında ne yapacağını seçme yeteneğine Özgür İrade Savunması olarak bilinir. Yani iyi bir tanrının acı çekmeye nasıl izin verebileceğini açıklama ve savunma girişimidir. Tanrı tüm kötülükleri önleyecek kadar güçlüdür ama kötülüğün varlığı, yine de doğrudan ona bağlanamaz. Ahlaki kötülük bizim seçimlerimizin bir sonucudur.
Bölüm 7 Felsefenin Tesellisi Boethius
Boethius'un Felsefenin Tesellisi kitabında;
Felsefe, Boethius'a talihin her zaman değişebileceğini, buna şaşırmaması gerektiğini söyler.
Gerçek mutluluk yalnızca içten,insanın kontrol edebileceği şeylerden gelir; kötü şansın yok edebileceği bir şeyden değil.
Hiçbir şey kendi içinde kötü değildir; her şey onun hakkında nasıl düşündüğünüze bağlıdır. Mutluluk, dünyanın değil, aklın bir durumudur.
Zenginlik, güc, saygınlık gelip geçicidir. Mutluluk bu gibi durumlara bağlanmamalıdır. 
Gerçek mutluluk Tanrı'da veya iyilikte bulunacağıydı.
Kitap boyunca felsefe, Boethius'a aslında bildiği şeyleri hatırlatıyordu. Bu da Platon'dan gelen bir şeydir. Platon'a göre tüm öğrenmenin daha önceden sahip olduğumuz idealardan geldiğini söyler.
Boethius'a göre asıl önemli olan bir durum karşısında takındığımız tutumdur. Çünkü tutumu kendimiz seçeriz.
Boethius: "Tanrı, henüz ne yapacağımdan ben emin olmasam bile, bir sonraki eyleminin ne olacağını bilmelidir. Ve yapacağım seçimler üzerinden beni yargılar."
Bölüm 8 Mükemmel Ada Anselmus ve Aquinas
Anselmus'a göre Tanrı var olmak zorundadır. Tasavvur edilen bir tanrı, var olan bir tanrıdan daha yüce olamaz.
Kendimizle çelişmeden, var olmayan herhangi başka bir şeyi tasavvur edebiliriz. Eğer gerçekten Tanrı'nın ne olduğunu anlarsak, Tanrı'nın var olmamasının imkansız olduğunu söyler.
Aquinas, hiç sona ermeyen bir etki ve öncül nedenleri dizisinin zamanda durmadan geriye gitmeyeceğine, sonsuz bir gerileme olmayacağına inanıyordu. Sonsuz gerilemenin olması demek, bir ilk nedenin hiç olmaması demekti.
Nedensiz bir neden. Aquinas, ilk nedenin Tanrı olması gerektiğini ilan etti.
Bölüm 9 Tilki ve Aslan Niccolo Machiavelli
Niccolo Machiavelli'ye göre bazı zamanlarda yalan söylemek, verdiğiniz sözleri yerine getirmemek ve hatta düşmanlarınızı öldürmek daha iyidir. Bir prensin verdiği sözleri tutmak için endişelenmesine gerek yoktur. Onun için en önemli şey iktidarda kalabilmektir bunu yapabilmek için hemen hemen her yol mubahtır. En önemli eseri olan Prens'de bu görüşlerini anlatmıştır. Bu eseri yazmasının nedeni iktidarı elinde bulunduranları etkilemedir. Ona göre başarının büyük oranda iyi talihe bağlı olduğunu düşünüyordu. Cesur ve hızlı davranarak başarılı olma oranı artardı.
Elde edilen nihai sonuç, o sonucu nasıl elde edildiğinden daha önemlidir. İnsanların bencil ve ikiyüzlü olduğunu düşünmekteydi.
Bölüm 10 Kötü, Zalim ve Kısa Thomas Hobbes
Ona göre insanlar zayıf varlıklardır. Hepimizin, ölüm korkusu ve kişisel kazanç umuduyla hareket eden temelde bencil varlıklar olduğumuza inanırdı. Fark etsek de etmesek de hepimiz başkalarının üzerinde hakimiyet kurmaya çalışırız.
O özünde herkesin bencil olduğunu ve kanun kuralları ile ceza tehdidinin bizi kontrol altında tutan yegane şey olduğunu düşünür.
Hobbes çözümün, güçlü bir bireyi ya da parlamentoyu başa getirmek olduğunu öne sürer. Yasalar, herkesin onları takip etmesini sağlayacak yeterince güçlü bir şey ya da biri olmadığı sürece işe yaramaz. Ona göre ruh diye bir şey yoktur. İnsanlar salt fiziksel varlıklar olduğuna inanan bir materyalisttir.
Bölüm 11 Rüyada Olabilir miyim? René Descartes
Decartes'a göre hayatında bir kez bile olsa, ne olursa olsun, doğruluğundan emin olduğu bir şeyi bulmak bu sıkıntıya değerdi. Gerçek bilgiye ulaşmak için geliştirdiği yöntem kartezyen şüphecilik olarak bilinir. Bu yöntemde, en küçük bir doğru olmama ihtimali taşıyan hiçbir şeyi doğru kabul etmeyin.
Duyularımız bazen bizi aldatabilirdi. Bize hata yaptırabilirdi. 
Decartes'a göre bir cin var olsa ve onu kandırsa bile, o cinin kandırdığı bir şey olmalıydı. Bir düşünceye sahip olduğu sürece o, Descartes, var olmak zorundaydı. Var olmasaydı, cin onun ar olduğunu düşünmesini sağlayamazdı, zira var olmayan bir şey düşüncelere sahip olamazdı. Descartes'ın bu durumdan çıkardığı sonuç, "Düşünüyorum, öyleyse varım."
Descartes, dünyanın aşağı yukarı deneyimlediğimiz gibi olduğu sonucuna varır.
Bölüm 12 Bahisleri Görelim Blaise Pascal
Ona göre dünyadaki yaşamımız anlamsızdı. Her birimiz sonsuz evrende ufacık bir alan kaplarız. 
Düşünceler kitabını kısa paragraflar halinde yazmıştır. Ana teması kendi Hristiyanlık yorumunu savunmak. Öldüğünde henüz kitabını tamamlayamamıştır. O kendini ilahiyatçı olarak görüyordu. Ona göre Tanrı inancı kalple ve imanla ilgiliydi. Bu yüzden filazofların Tanrı'nın varlığı konusunda kullandıkları akıl yürütmeler onu ikna etmiyordu.
Tanrı'ya inanmayanların Tanrı'ya inanmaları için bir argüman sundu. Bu argümana Pascal'ın Bahsi olarak bilinir.
"Kazanırsanız her şeyi kazanacak, kaybederseniz de hiçbir şey kaybetmeyeceksiniz." 
Bölüm 13: Mercek Yontucusu Baruch Spinoza
Spinoza'ya göre Tanrı ve Doğa aynı şeylerdi. Ona göre her şey devasa bir sistem içinde birbirine uyar ve bunu anlamanın en iyi yolu düşüncenin gücünden gelir. Deney ve gözlemden çok aklı vurgulayan bu felsefi yaklaşım, Rasyonalizm olarak anılır. Tanrı'yı sevebilirsiniz, ancak karşılığında herhangi bir sevgi bekleyemezsiniz. Bu doğa sever birinin doğanın da onu sevmesini beklemesi gibidir. O bir deterministtir. Yani her eylemin daha önceki nedenlerin sonucu olduğuna inandığını gösterir.
Bölüm 14: Prens ve Ayakkabı Tamircisi John Locke Ve Thomas Reid
 Locke'a göre insanları eziyetle dinsel inançlarını değiştirmeye zorlamaya çalışmanın saçma olduğunu belirterek dini hoşgörüyü savundu. Tanrı tarafından verilmiş yaşam, özgürlük, mutluluk ve mülkiyet hakkımız olduğuna dair görüşleri ABD anayasasını yazan kurucu babaları etkiledi. Ona göre yeni doğmuş birinin zihninin boş bir levha gibi olduğudur. Doğduğumuzda hiçbir şey bilemeyiz ve tüm bilgimiz yaşamdaki deneyimlerimizden gelir. Locke'a göre aynı insan olabilirim, ancak aynı kişi olamam. Çünkü bizi kişi yapan şeyler öğrendiğimiz bilgilerdir. Tanrı'nın, insanları yalnızca işlediklerini hatırladıkları suçlar için cezalandıracağına inandı. Bu yüzden öbür dünyada aynı beden olmaktan ziyade aynı kişi olmanın önemli olduğunu savundu.
Locke'a göre kişisel kimlik, belleğin ulaşabildiği yere kadar genişler. İleri yaşta anılarınız solup giderken, bir kişi olarak ne olduğunuzun kapsamı da daralacaktır. Fakat Thomas Reid bu düşüncenin doğru olmadığını söyledi. Ona göre kişisel kimlik, Locke'un düşündüğü gibi bütünsel anımsamaya değil, çakışan hatıralara dayanır. Düşüncelerimizin bizim için dünyayı yansıttığını, ancak dünyanın sadece bazı yönlerinin göründüğü gibi olduğunu ortaya koydu.
Bölüm 15: Odadaki Fil George Berkeley (ve John Locke)
George Berkeley'e göre gözlemlenemeyen şeyler var olmaya da son verir. İdealistti, çünkü var olan her şeyin düşünceler olduğuna inanıyordu. İmmateryalistti, çünkü maddi şeylerin var olduğunu reddediyordu.
Locke'a göre deneyimlerimizle büyüklük ve şekil gibi birincil nitelikler belirlenirdi. Berkeley ise dünyayı doğrudan algılıyor olduğumuzu düşünüyordu. Bunun nedeni dünyanın sadece düşüncelerden oluşmasıydı. "Var olmak algılamaktır."
Tanrı dünyadaki şeyleri sürekli algılıyor, bu sayede onlar da var olmaya devam ediyorlardı.
Bölüm 16: Mümkün Dünyaların En İyisi Voltaire ve Gottfried Leibniz
Gottfried Leibniz "Yeter Neden İlkesi"ni kullandı. Her şeyin mantıklı bir açıklaması olması gerektiğini düşünüyordu. Tanrı mükemmel olduğu için dünyayı tam olarak yaptığı biçimde yaratmasının mantıklı nedenleri olmalıydı. Voltaire'e göre ise bu kanıt ona yetmiyordu. Bu yüzden de Candide eserindeki özel felsefe hocası Pangloss'u Leibniz'in felsefesini karikatürize etmek için kullandı. Voltaire, Pangloss'un gözünün önünde olanları görmeyi nasıl reddettiğini zevkle anlattı. Amacı, Leibniz'in iyimserliğiyle dalga geçmektir.
Bölüm 17: Hayali Saatçi David Hume
İnsanın Anlama Yetisi Üzerine bir soruşturma adlı eserinde bilgiyi nasıl edindiğimizi ve akıl yoluyla öğrenebileceklerimizin sınırlarını düşünerek insanın doğasını ve evrendeki yerimizi açıklamaya çalıştı. "Tasarım Argümanı" dünyanın tasarlanmış gibi görünmesine dayanır. Hume, ise sırf tasarlanmış gibi görünüyor diye olması gerçekten tasarlanmış olmasını ya da tasarlayıcının Tanrı olmasını gerektirmez, diyordu. Çeşitli nedenlerin sonuçlarını görürüz ve bu sonuçların gerçeğe en uygun açıklamasını bulmaya çalışırız.
Bölüm 18: Özgür Doğmak Jean Jacques Rousseau
Rousseau, hakiki dinin kalpten geldiğine ve dini törenlere ihtiyaç duymadığına inanıyordu. Toplum Sözleşmesi eserinin başında, "insan özgür doğar oysa her yerde zincire vurulmuştur." Eserinde ortaya koyduğu sorun, insanların, devletin yasalarına itaat ederken aynı zamanda birlikte toplumun dışında oldukları  kadar özgür yaşamalarının bir yolunu bulmaktı. Onun çözümü, "Genel İrade" fikridir. Gene İrade, toplum içinde bencilce düşünen her kişi için değil, tüm toplum için iyi olan herkesin istemek zorunda olduğu şeydir. Eğer insanlar birlikte yaşamayı seçtiklerinde, özgürlüklerinin çoğundan da vazgeçmeleri gerekir. Ancak Rousseau, bir devlet içinde yaşayan bireyin, hem özgür olacağını hem de devletin yasalarına itaat edebileceğine inanır. Ona göre, bir yasaya itaat etmenin toplumun çıkarına olduğunu kavramayan kişi özgür olmaya zorlanmalıdır.
Bölüm 19: Pembe Çerçeveli Gerçekler Immanuel Kant (1)
Ona göre, hepimizin dünyayı bir filtreden geçirerek anladığına ve böyle yaşadığına inanıyordu. Filtre, insan zihnidir. Her şeyi nasıl deneyimleyeceğimizi belirler ve o deneyime belirli bir şekil yükler. Tek yapabileceğimiz, onun orada olduğunun farkına varmak ve deneyimlediğimiz şeyi nasıl etkilediğini ve renklendirdiğini anlamaktır. Kant metafizikçidir bu yüzden gerçekliği araştırdı. Şeylerin nasıl olduğuna yönelik eksiksiz bir resme hiçbir zaman sahip olamayacağımızı düşünmüştür. Gerçekliğin tek mi çoğul mu olduğunu bilemeyiz. Nominal Dünya deneyimleyemediğim dünyadır ve Fenomen Dünya ise deneyimlediğimiz dünyadır. Kant her iki dünyayı da bileceğimizi savunur.
Bölüm 20: Ya Herkes Böyle Yapsaydı? Immanuel Kant (2)
Eğer bir kişiye yalnızca üzüldüğünüz için yardım ediyorsanız, bu durum Immanuel Kant için ahlaki bir eylem olmazdı. Ona göre ahlak sadece ne yaptığınızla değil, onu neden yaptığınızla da ilişkilidir. Karar akla dayanmalıdır, nasıl hissedersiniz hissedin size ödevinizin ne olduğunu söyleyen akla. Ahlakı ödevler bizim için "Koşulsuz Buyruklar"dır. Örnek verilmesi gerekirse; hapse girmek istemiyorsan, çalma ifadesi bunlardan biridir. Bir şeyin evrenselleştirilebilir olması için, o şey herkes için geçerli olmalıydı. " Ya herkes böyle yapsaydı?" sözü İnsan Hakları teorisinin özüdür.
Bölüm 21: Kolay Yoldan Mutluluk Jeremy Bentham
Faydacılık veya En Büyük Mutluluk İlkesi olarak bilinen bu düşünceye göre yapılması doğru olan şey, en fazla mutluluğu sağlayacak şeydir. Mutluluk nasıl hissettiklerimizle ilgidir. Acının yoksunluğu ve hazdır. Ona göre, haz ölçülür ve buna "Mutluluksal Kalkülüs"tü. İlk adım, belli bir eylemin ona ne kadar haz vereceğini bulmaktı. Hazzın ne kadar süreceğini, ne yoklukta olacağını, başka hazlara yol açma olasılığını hesaba katın. Eylem ne kadar haz getirirse, toplum için o kadar yararlıdır. Haz oranı iki eylem için aynıysa eylemlerin değeri aynıdır. Şartlara göre eylemin doğru veya yanlış olması değerlendirilmedir. Örneğin yalan söylemek her zaman yanlış değildir. ve hiç kimseye özel muamele gösterilmemelidir.
Bölüm 22: Minerva'nın Baykuşu Georg Wilhelm Friedrich Hegel
"Minerva'nın baykuşu ancak gün batarken uçmaya başlar."  Bu cümlede anlatılmak istenen, insanlık tarihinin akışına dair bilgeliğin ve anlamanın, günün olaylarını gece çöktüğünde gözden geçiren biri gibi olup bitmiş olaya baktığımızda, ancak geç bir aşamada tam anlamıyla geleceğini anlatmanın bir yoludur. Hegel için her şey bir değişim süreci içindedir ve bu değişim öz-farkındalıkta, içinde yaşadığımız dönem tarafından sabitlenen öz-farkındalık durumunda aşamalı bir ilerleme bicini alır. Ona göre, gerçeklik her zaman kendini anlama amacına doğru ilerler. Geist Hegel için tüm insanlığa ilişkin tek bir zihin gibi bir şeyi kastediyor görünür. Ona göre, Geist temel olduğunu ve fiziksel dünyada ifadesini bulduğunu düşünür.(idealisttir.) Ona göre; tarih boyunca ortaya çıkmış bütün felsefe akımları, evrensel bir felsefenin parçaları ve aşamalarıdır. Kendi sistemi de bu evrensel felsefenin bir parçası, fakat bu felsefenin en son ve tamamlanmış aşamasıdır. Önceki tüm düşünceler, kendi sisteminde içerilmiş, düzenlenmiş, aşılmış ve tamamlanmıştır. O düşüncede ilerlemeyi sağladığımız yollardan birinin, bir düşünce ile karşıtı arasındaki çatışma olduğunu söyler. (tez-antitez-ikisinden oluşan sentez) Hakiki özgürlük sadece tam anlamıyla düzenlenmiş bir toplumdan doğardı.
Bölüm 23: Gerçekliğe Anlık Bakışlar Arthur Schopenhauer
Ona göre hepimiz bir kısır döngünün içinde sürekli bir şeyler istiyor, onları elde ediyor, daha sonra başka şeyler istemeye başlıyorduk. Onun mesajı Buda gibidir. Önemli olan gerçekliğin doğasını anlamaktır. İrade Ve Tasarım Olarak Dünya eserinde gerçekliğin iki yüzü vardır. Gerçeklik hem irade hem de tasarım olarak var olur. İrade doğanın her bir parçasında mevcutken ,tasarım bizim deneyimlediğimiz haliyle dünyadır. Dünyayı doğrudan deneyimleyemeyiz. Sanat dünyayı katlanılabilir hale getirir. Ona göre bir insana zarar vermek aslında kendine zarar vermektir. Öğrettiği temel ahlak merhamet ahlakıdır.
Bölüm 24: Büyümek İçin Yer Açın John Stuart Mıll 
Farklı türde hazlara sahip olabileceğimizi ve bazılarının diğerlerinden çok daha iyi olduğunu düşünüyordu. Örneğin kitap okumak, konsere gitmek yüksek düzeyde hazlardandı. Her insana uygun gördüğü gibi gelişebilmesi için bir yer vermenin toplumu düzenlemenin en iyi yolu olduğu görüşünü savundu. Her yetişkin kendisini memnun eden şekilde yaşama özgürlüğüne sahip olmalıdır ancak bu süreçte başkası zarar görmemelidir. Kendi hayatınızla ne yapmak istediğinizi en iyi kendiniz bilirsiniz. Bilmiyorsanız bile tek bir yaşam biçimine uymaya zorlanmak yerine, kendi hatalarınızı yapmanın daha iyi olduğunu düşünüyordu.
Bölüm 25: Akılsız Tasarım Charles Darwin
Düşündükçe, hayvanların doğal bir süreçte evrim geçirdiğine ve sabit kalmak yerine devamlı değiştiklerine daha çok inanmaya başladı. Bu doğal seçilim yoluyla uyum sağlama teorisidir, bu süreç çevrelerine en iyi uyum sağlamış canlıların özelliklerini sonraki nesillere aktarmak üzere hayatta kalmasına yol açar.
Bölüm 26: Fedakarlık Soren Kıerkegaard
Korku Ve Titreme adlı kitabında Hz. İbrahim'in aklından geçenleri evinden İshak'ı öldüreceğine inandığı dağa inandığı dağa giderken yolda üç gün boyunca hissettiği korkuyu, acıyı ve sorgulamayı hayal etmeye çalışmıştır. Ya/Ya da. Bu kitap okuyuculara ya sefa sürmek ve güzelliği kovalamak ya da geleneksel ahlaki kurallara bağlı kalmak arasındaki seçimi sunmaktaydı. Çalışmasında sürekli geldiği nokta Tanrı inancıydı. Onun için Tanrı'ya inanmak basit bir karar değildir, hatta karanlığa adım atmayı gerektirir ve inanca dayanarak karar vermek ne yapmanız gerektiğini söyleyen fikirlere ters düşebilir. Tanrı'ya itaat etme bütün görevlerin üstüne çıkar. O okuyucularının düşündürmeyi severdi. bu yüzden kitaplarında farklı karakterler koyarak onların nasıl düşündüklerini değerlendirmelerini okuyucularına bırakırdı.
Bölüm 27: Dünyanın Bütün İşleri, Birleşin! Karl Marx 
Marx bir eşitlikçiydi: İnsanlara eşit davranılması gerektiğini düşünüyordu. Fakat kapitalist sistemde parası olanlar git gide daha da zenginleşiyordu. O, kapitalizmin sonunda kendi kendini ortadan kaldıracağına inanıyordu. Marx'ın görüşü, "herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre"ydi. O sınıf mücadelesinin olmadığı, miras bırakılmayan, eğitimin ücretsiz olduğu ve kamu fabrikalarının herkesin ihtiyacını karşıladığı bir dünya vaat etmiştir.
Bölüm 28: Ne Olmuş? C.S: Peırce ve Wıllıam James
James için hakikat basitçe işe yarayan hayatlarımız üzerinde yararlı etkisi olan şeydi. (Pragmatizm) Peirce, bir ifadenin doğru olması için onu destekleyecek bazı olası deney veya gözlemlerin olması gerektiğine inanıyordu. Pragmatizm şöyle özetlenebilir:"İşe Yarayan"  Bir cümleyi doğru yapan şey, onun dünyanın nasıl olduğunu tam olarak  betimlemesidir.
Bölüm 29: Tanrı'nın Ölümü Freidrich Nıetzsche
"Tanrı Öldü." Nietzsche Tanrı'nın ölemeyeceği fikriyle oynuyordu. Tanrı'nın bir zamanlar gerçekten yaşadığını ama artık öldüğünü kastetmiyordu. Tanrı'ya inanmayı bırakmanın akılcı olduğundan söz ediyordu. Nietzsche kendisini bir "ahlak karşıtı" olarak tanımlar; kasten kötü şeyler yapan biri değil, ahlakın ötesine geçmemiz gerektiğine inanan biridir: Kitaplarından birinin başlığı gibi, "iyinin ve kötünün ötesinde olmalıyız. Tanrı öldüğünde bireyler kendi hayatlarını kendileri yönetmeye başlar ve bakış açılarını değiştirirdi. Belki de ödenmesi gereken bedel, zayıfların ayaklar altında ezilmesiydi ama bu, güçlünün önünde açılan zafer ve başarı uğruna ödemeye değer bir bedeldi.
Bölüm 30: Gizlenen Düşünceler Sıgmund Freud 
Yaptığımız pek çok şeyin içimizde saklı arzular tarafından yönlendirildiğini fark etti. Onlara doğrudan erişemeyiz ama bu onların yaptıklarımızı etkilemesini engellemez. Gerçekte ne hissettiğimizi ve ne yapmak istediğimizi kendimizden saklarız. Bu düşüncelerden bazıları şiddet içerir, pek çoğu ise cinsel içeriklidir. Açığa çıkarılamayacak kadar tehlikelidirler. Zihin onları bastırır, bılinç dışının derinliklerinde tutar. Bunların çoğu biz henüz küçük bir çocukken şekillenir. Onun için rüyalar, "bilinçdışına giden kral yolu"dur. Rüyalarda karşılaştığımız şeyler sembollerdir ve bu sembollerle bilinçdışımızın ne yapmak istediğini anlarız. Freud'a göre Tanrı'ya inanmamızın nedeni çocukluktan kalan korunma ihtiyacını hala hissetmemizdir.
Bölüm 31: Fransa'nın Kralı Kel Mi? Bertrand Russell 
Evlilik Ve Ahlak kitabında eşine sadık kalmanın önemi konusundaki Hristiyan görüşleri sorguladı. Sadık olmanın gerekmediğini düşünüyordu. Onun için Tanrı'nın insanlığı kurtarmak için mücadele etmesi olanaksızdır. Tek şansımız, aklımızın gücünü kullanmaktı. İnsanların ölmekten korktukları için dine çekildiğine inanıyordu. Felsefenin bütün alanlarında ilerleme sağlayabilmenin anahtarının, dili daha kesin terimlere dönüştürmeyi içeren bu tür bir mantıksal dil analizi olduğundan emindi.
Bölüm 32: Yuuh!/Yaşasıın! Alfred Jules Ayer
Dil, Doğruluk ve Mantık kitabında bilimi insanın en büyük başarısı olarak yücelten mantıksal pozitivizm akımının bir parçasıydı. Ona göre metafizik kirli bir sözcüktür. O yalnızca mantık ve duyular yoluyla bilinebileceklerle ilgileniyordu. Bir cümlenin anlamlı olabilmesi için iki soru sorulur. 1- Tanımı gereği doğru mu?
2-Empirik olarak doğrulanabilir mi?
Eğer iki sorunun cevabı yoksa cümle anlamsızdır.  Ona göre Tanrı'nın varlığı veya yokluğu hakkında konuşmak saçmaydı.
Bölüm 33: Özgürlüğün Istırabı Jean-Paul Sartre, Simone De Beauvoir ve Albert Camus
Sartre'ın yazdığı Varlık ve Hiçlik kitabının ana teması özgürlüktü. İnsan özgürdür. İnsan belirli bir şey yapmak üzere tasarlanmiş olmadığını söylüyordu. Tanrı'ya inanmıyordu. İnsanın bir özü yoktur. Ona göre burada olmamızın herhangi bir nedeni yoktu. Sartre'ın felsefesi Varoluşçuluktur. Her şeyden önce dünyada kendimizi var olurken bulmamız ve ardından yaşamımızla ilgili ne yapacağımıza karar vermek zorunda olmamız düşüncesinden gelmektedir. 
İkinci Cins kitabında Simone de Beauvoir, kadınların kadın olarak doğmadığını, kadın haline geldiklerini ileri sürerek bu varoluşçuluğa farklı bir yön verdi. 
Albert Camus'ya göre insan hayatı tamamen anlamsızdır. Hiçbir hedefi yoktur. Her şeyi açıklayacak cevaplar yoktur. İntihar etmeye gerek yoktur. 
Bölüm 34: Dilin Büyüsünde Ludwig Wittgenstein
Tractatus Logico-Philosophicus kitabının ana mesajı, etik ve din hakkındaki en önemli soruların anlayış gücümüzün sınırlarını aştığıydı, onlar hakkında anlamlı bir şey söyleyemiyorsak, sessiz kalmamız gerekiyordu. Ona göre dil, filazofları ter türlü karışıklığa sürükler. Onlar, dilin büyüsüne kapılırlar. Ona göre dilin yarattığı karışıklıkların bir çoğu ortadan kaldırırsak sorunların çözüleceğini söyler.
Bölüm 35: Sorular Sormayan Adam Hannah Arendt 
Eğer bir şey sıradansa geneldir, sıkıcıdır, özgün değildir. Eichmann Kudüs'te kitabında bir adama kullandığı dilin çeşidine ve verdiği gerekçelere ilişkin gözlemlerine dayanıyordu. Kötülüğün sorgulanması gerektiğini savunur.
Bölüm 36: Hatalardan Ders Almak Karl Popper Ve Thomas Kuhn
Popper'a göre bilim insanları teorilerinin yanlış olduğunu kanıtlamaya çalışır. Ona göre bilim tümevarıma dayanmaz. Bilim insanı gerçekliğin doğasıyla ilgili bilgiye dayanan bir tahminle, bir hipotezle işe başlar. Bu hipotezin temel özelliği yanlışlanabilir olmak zorunda olmasıdır.
Thomas Kuhn, Bilimsel Devrimlerin Yapısı adlı bir kitap yayımladı. Bu kitap bilimin nasıl ilerlediği hakkında çok farklı bir hikaye anlatıyordu. Ve Popper'in olayları yanlış anladığını öne sürüyordu. Kuhn'a göre dışarıda keşfedilmeyi bekleyen olgular yoktur. Bunun yerine bir çerçeve ya da paradigma, düşünebildiğiniz şeyi bir ölçüde belirler. 
Bölüm 37: Kontrolden Çıkan Tren Ve İstenmeyen Kemancı Philippa Foot ve Judith Jarvis Thomson
Düşünce deneyi, belirli bir konudaki hislerimizi ya da filazofların dediği gibi,"sezgilerimizi" ortaya çıkarmak için tasarlanan hayali bir durumdur. Çifte Etki Kuralı, sözgelimi birine onu öldürecek kadar sert vurmanın, niyetiniz sadece kendinizi korumak ise ve hafif bir darbe sizi koruyamayacaksa bütünüyle doğru olabileceğine inanır.
Bölüm 38: Cehalet Yoluyla Adalet John Rawls
Bir Adalet Teorisi kitabında birlikte nasıl yaşadığımız ve devletin yaşamlarımızı etkileme biçimleri üzerine açık seçik düşünmemiz gerektiğini söyler. İnsanlar daha iyi bir dünya tanımlarken kendi konumlarını düşünürler. Toplum, en çok ezilen gruplara daha fazla servet eşitliği ve fırsat verilebilecek şekilde düzenlenmelidir. 
Bölüm 39: Bilgisayarlar Düşünebilir mi? Alan Turing ve John Searle
Turing testine göre bilgisayarlar düşünebilirken, Searle'ün Çift Odası örneğinde bu mümkün değildir.
Bölüm 40: Modern Bir Atsineği Peter Singer
Önümüzde boğulan çocuk ile Afrika'da aç olan çocuk arasında bir fark olmadığını söyler. Kurtarabileceğimiz insanları önemsemeliyiz. İnsanların hayatlarını etkileriz. Ve insanlar kadar hayvanlarda önemlidir. Onlara da zarar vermemeliyiz. Herkesin çıkarlarını düşünmeliyiz.


Hiç yorum yok:

Tema resimleri nicolas_ tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.